Hasan'ın eli boş kalmasaydı...

28 Haziran 2012, Perşembe 05:00
AA

Yaz rehaveti içinde sanırım biraz daha rekabeti kaldıramayacaktı bünyemiz. Bu yüzden tam zamanında son buldu “Survivor Ünlüler Gönüllüler” (Show TV)... Dün bu köşede yazmıştım. Ne olursa olsun, yarışmanın kazananı Hasan olacak diye. Hasan SMS oylamasında kaybetti. Zaten oylama dediğin de bildiğin genel seçim sonuçları havasında geçti. Bir ara Acun Ilıcalı’yı Ali Kırca hatta Mehmet Ali Birand gibi görmeye başladım. Hava fazlasıyla sıcaktı, belki de ondan. Neyse.

[[HAFTAYA]]

Nihat ve Hasan bu sezonun iki akil yarışmacısıydı. Efendiliklerinden ödün vermeyen iki dev adam. Ama ne bileyim bütün yarışmaları kazanarak oraya gelmiş Hasan’a ikinci olduğu için büyük ödülden bir miktar destek çıkılamaz mıydı? Biliyorum, Acun asla Hasan’ı yalnız bırakmayacaktır bundan sonraki kariyerinde. Ama “anın heyecanı” diye bir şeyden bahsedersek yarışmaları kazanıp SMS’te kaybeden Hasan’a en azından bir teselli ikramiyesi verilmeliydi. Mesela Nihat yapsaydı böyle bir jesti; TV tarihinin en centilmen “Survivor”unu izlemiş olurduk hep birlikte. Haksız mıyım?

Feriha ölüyormuş yahu!

Aman şu set köstebekleri yok mu; insanda heyecan diye bir şey bırakmıyor. Malumunuz sezonun iddialı işlerinden “Adını Feriha Koydum” (Show TV) bu hafta sezon finaliyle ayrılıyor aramızdan. Feriha’yı oynayan Hazal Kaya diziden koptu. Buna rağmen dizi yoluna devam ediyor. Bu kopuşun en keskin hali elbette ki Feriha’yı sonsuza kadar ortadan kaldırmaktı. Senarist de onu yapmış zaten. Setten yani köstebeklerden sızan habere göre Feriha düğününde vurularak öldürülmüş. İşler Feriha’nın vurulacağı kıvama ne zaman geldi, onu anlayamadım. Ama Feriha gitti adı kaldı yadigar. Durum budur!

STOKLAR YAYINLANSIN...

Uzun yıllarını setlerde geçirmiş bir karakter oyuncusu arkadaş üşenmeyip bir mektup kaleme almış. “Hayatımızı bu işlerden kazanıyoruz ama çoğunlukla oynadığımız diziler birkaç bölüm sonra yayından kalkıyor. Tabii alacaklarımız da uçup gidiyor” diyor. Ve bir de öneri ekleyerek en azından alacaklarının tahsili için bir yol açıyor; “Mesut Bey, acaba yayından kalkan dizilerin stok bölümleri bu iş için kurulmuş bir kanalda yayınlanamaz mı? Böylece emeğimiz heba olmaz, ekmeğimize kavuşuruz”... Fena fikir değil bence. Bir sürü dizi hayranı tam da meseleye alışmışken dizilerinin aniden yayından kalkmasından şikâyetçi. En azından eldeki stok bölümlerle bir nebze olsun avunmuş olurlar bana göre de!

Serinlemek istiyoruz

En az ani bastıran yaz sıcakları kadar bunaltıcı oldu ekran. İnsan serinleyecek bir şeyler arıyor. Mesela Esra Erol’da müzmin bekar ve tribün gediklisi haline gelen Yıldırım Bey evlensin istiyor. Mesela iki büyük haber kanalının yeşil ekrana geçmesiyle birlikte aniden bastıran kutup belgeselleri tüm ekranları kaplasın istiyor. Mesela şu bilgi yarışmalarında bir kişi de 500 bin lira kazansın da ev ahalisiyle birlikte halay çeksek diye geçiyor insanın içinden. Serinleyecek değişik bir şey; ne zaman görünür acaba ekranlardan?

Hoşgörü gelecek mi?

Sanırım İsmail Baki TV (Fox TV) bu yazın en çok ses getiren işlerinden biri olacak. Yaptığı skeçlerden eminim, hepsi tutacaktır ama ses farklı bir yerden gelecek gibi. Malumunuz komedyen İsmail Baki uzun süredir Nihat Doğan taklitleri yapıyor. Ve bildiğim kadarıyla Nihat bu işten hoşnut değil. İşi tehdide kadar götürmüş hatta. Sesin geleceği yer de tam burası işte. İsmail Baki yeni bir hastabakıcı tiplemesiyle gündeme göndermeler yapıyor. Alaylı bir doktoru (Ne demekse) canlandırarak kimi dizi ve sağlık programlarıyla dalgasını geçiyor. Bilin bakalım alaylı doktor kimden esinlenme? Mizahın hoşgörüsüne sığınarak bunları yapan İsmail Baki’ye Nihat’ın hoşgörüsü de bonus olarak gelecek mi; merak içindeyim...

Tolga ne içiyor?

Yıllarca Tolga Garipoğlu ve Hugo’sunu izlemiş biri olarak Tolga kardeşimin son haftalarda atv’de yayınlanmaya başlayan “Annemler Seni Çok Sevecek” isimli şaka programını merak ve iştahla izliyorum. Bilmeyenler için çocuklarının ebeveynlerine hazırladığı bir tezgahı anlatıyor program. Buna göre kız ya da erkek çocuğu ailesine gidip onları evlenmeyi düşündüğü insanla tanıştırmak istediğini söylüyor ve bir ev ziyaretine zorluyor. Müstakbel damat ya da gelinlerinin ev halini görmeye giden ailenin düştüğü tuzak bir sürü kurmacayla dolu. İnsan izleyince elbette eğleniyor.

Kanal D’nin de “Şebeke” ismiyle ünlü isim olmayan versiyonunun yayınladığı bu formatın uzun süre devam edeceğini düşünmüyorum. Sonuçta ekran herkesin odaklandığı bir adres. Birileri uyanacaktır işe. Neyse. Aslında Tolga Garipoğlu’nun hiç yaşlanmaması üzerine kuracaktım bu yazıyı ama baktım yerimi doldurmuşum bile. Sahi Tolga, böyle Benjamin Button gibi sürekli gençleşmek için ne içiyorsun; bize de söylesene!

NE İLK NE DE SON!

Dün sevgili meslektaşım Yüksel Aytuğ atv’de yayınlanan “Son” dizisinin Türk TV tarihine kazandırdığı bir sürü ilkten bahsetmiş. Ben bir yerinden koptuğum için diziyi 25 bölüm boyunca izleme şansı bulamadım. Koptuğun yerden hikayeye girememenin de dizinin en büyük defosu olduğunu not düştüm. İzleyenlerin anlattığı kadarıyla 25 bölümün en az yarısı eski bölümlere geri dönüşlerle, yani dolguyla geçiştirilmiş. Bu bir ilk değil. Bir de son bölümde yaşanan hayal kırıklıkları ve anlam kopukluğu var ki, bu da son değil!