Kara Kutu'nun açılması lazım!

12 Mart 2015, Perşembe 05:00
AA

Salı gecesi iki yeni diziyle tanıştık. Birincisi uzun süredir tanıtımları dönen ve “Kurtlar Vadisi Pusu” ekibinin elinden çıkan “Kara Kutu” (Kanal D) isimli diziydi... Açıkçası Serdar Akar’ın yönetmenliğinin yanı sıra son olarak “Behzat Ç.” dizisinden tanıdığımız E. Mehmet Erdem’in senaristliğini yaptığı dizi efsane bir kadroyla karşımıza çıktı... “Sağır Oda” performansıyla aksiyon dizilerinde farklı bir yol alacağını düşündüğüm Orhan Kılıç’ın başrolünde olduğu “Kara Kutu” ilk birkaç sahnesiyle bana geçmişi hatırlattı. Orhan Kılıç, bir hayli kilo vermiş ve yine rolüne cuk oturmuştu...

Kerem Alışık, yaş aldıkça babası rahmetli Sadri ağabeye inanılmaz derecede benziyor. Bu dizide de yaşının üstünde bir adamı fazlasıyla samimi bir şekilde canlandırıyordu. Babacan bir komiser havası vardı üstünde... Arada Şevval Sam’ı gördüm. Bir ara da son yılların ilgiyle izlenen oyuncusu Sadi Celil Cengiz göründü ve tek kurşunla “konuk oyunculuğun” hakkını vererek ekrandan çekildi... Diyeceğim o ki “Kara Kutu” bir yıldızlar geçidi gibiydi. Ama hikayesi çok alengirliydi. Hafızasını kaybetmiş, sürekli “kimim ben?” diyerek dolaşan bir adam bir anda mesela dövüş sanatlarında ne kadar usta olduğunu görüp şaşırıyordu, biz de ekranda öyle... Bir fotoğrafıyla polise filan gitse en azından o soruya daha kolay yanıt bulabilme ihtimali vardı ama o derin sularda yüzmeye başladı bile. Neyse dizi ilk bölümüyle toplam izleyicide 20’nci, AB grubu izleyicide de 10’uncu sıraya yerleşti. Vadi gibi tekrarı yayınlanmayacak bir diziyse bu skor çok da efektif değil, benden söylemesi...

[[HAFTAYA]]

İsimle başlayan falso...

Salı gününün ikinci yeni dizisi “Racon Ailem İçin” (atv) ismini taşıyordu. İsmi kısaca “Racon” deyip kesmek kuşkusuz daha sağlıklı olacaktı. Ama sanırım yapımcılar bu kadar alengirli bir hikayesi olan dizinin ne maksatla çekildiğini isminde vermeye çalışmıştı... Ben açıkçası dizinin jeneriğine bayıldım. Teknik ve ruh bir arada böylesine güzel durabilirdi. Ama jenerikteki o ruhu dizinin içinde yakalamak mümkün olmadı. Dizi anlamadığım bir şekilde ağır aktı ve açıkçası art arda patlayan silahlar ve ince bir mahalle mafyası havasıyla izleyenin üstüne çöktü... En sıkı takipçilerinden olduğum Mehmet Aslantuğ ters köşe yapıp bir “ağır abi” profili çıkarmak istemiş ama bana göre babacan bir romantik fotoğrafı içinde kalmıştı. Ona böyle alıştık sanırım. Yeni profilini kabul etmek zaman alacak... Seçkin Özdemir de ters köşe karakteriyle hikayenin içindeydi ama yeteneklerini gösterecek kadar zaman bulduğunu söyleyemem... İşin ilginci birçok hikayenin iç içe girdiği ilk bölümü kaçırırsanız meseleye dahil olmakta zorluk çekeceğiniz bir iş olarak görebilirsiniz “Racon Aşk Yeniden” dizisini... Dizinin bu dezavantajları avantaja çevirebilecek tek silahı, patlayanlardan değil oyunculardan oluşuyor. Aldığı reytingler de bunu gösteriyor. Toplam izleyicide 28’inci, AB grubu izleyicide 19’uncu sıraya yerleşti. Yükselir mi, vallahi bu sorunun yanıtı için raconu ben kesemeyeceğim!

İkinci Acun olacak mı?


“Beyaz Futbol” ve “Derin Futbol” (Beyaz TV) programlarında kaptanlık yapan Ertem Şener yapımcılığa soyundu. Tıpkı Acun Ilıcalı gibi spor kökenli bir TV adamı olarak aynı yoldan yürümeye kararlı gördüğüm kadarıyla... Ertem şu sıralarda farklı kanallara iki animasyon dizisi yani çizgi film bir de yarışma hazırlıyor. Bu arada Beyaz TV’deki spor müdürlüğü görevini de bırakmış değil... Önceki akşam lafladığımız Ertem kardeşimle işin bu tarafında neler yapabileceğini konuştuk. Açıkçası gözlerindeki azim sırtındaki sepetteki birikimle birleşince yeni bir Acun görmenin imkansız olmadığını anladım. Bakalım beni haklı çıkarabilecek mi? Bunu bir kenara koyarsak efsane program “Beyaz Futbol”da eğer bir ilave olacaksa görmek istediği ismin Mehmet Demirkol olduğunu söyledi... Bana göre de isabet olur, Mehmet desibeli bir parça düşürür ve fanteziyi de dengeler. Ama böyle bir topa girer mi, bak orasını kestirmek gerçekten zor...

Güllerin Savaşı’nın sonu...

Okurumuz Mehmet Türk yakalamış ve nokta vuruşu yapmış. Bakın ne diyor; “‘Güllerin Savaşı’ (Kanal D) dizisinde Sipahi köşkünün emektar kalfası olan Halide, saplantılı bir şekilde köşkün hanımı olan Gülfem’i seviyordu. Onun için ölmeyi ve öldürmeyi bile göze aldı... Meğerse Halide, Gülfem’in gerçek annesiymiş. Bu gerçeği Gülru’ya itiraf edince anladık. Bu arada Gülfem, güzel ama saplantılı, acımasız hatta gerçek annesinden nefret eden bir kadın. Her türlü entrikayı gözü kapalı çeviriyor. Tıpkı bir zamanlar TRT 3’te ilgiyle izlenen Grecia Colmenares ve Jorge Martinez’in başrolünü paylaştığı ‘Manuela’ dizisinde olduğu gibi... Orada da Isabel güzel, acımasız, ve zengin bir kadındı. Senelerce yanlarında çalışan, onu büyüten ve onu saplantılı bir şekilde seven emektar kalfa Bernarda ona gerçek annesi olduğunu açıklamıştı. Isabel, Bernarda’dan ölesiye nefret etti ama Manuela’yı Fernando’dan ayırabilmek için hep işbirliği yaptılar. Bernarda, ölmeyi ve öldürmeyi göze aldı. Anlayacağınız o dizinin sonunu bilenler ‘Güllerin Savaşı’nın da nereye gideceğinin farkındalar. Oldu mu şimdi?”...