Muhteşem Yüzyıl göz alıcı bir mönü gibi...

23 Mart 2012, Cuma 05:00
AA

Vallahi bu hafta teğet geçsem de bir şey yazmasam diyorum ama sağ olsun “Muhteşem Yüzyıl” dizisi adamı malzemesiz bırakmıyor. Reklamlar izin verdikçe izleyebildiğim dizide dikkatimi çeken ilk şey şu oldu. “Muhteşem Yüzyıl” lüks bir restoran mönüsünü andırıyor. Masaya gelen müşteri mönüyü açınca mekanın mutfağında ne varsa görebiliyor. Daha doğrusu Star yönetimi bu çok izlenen dizinin içine koyduğu tanıtımlarla kanalda ekranda olan ne varsa “Muhteşem Yüzyıl” boyunca tanıtıyor izleyicisine.

Bu yüzden insan tek bir konuya odaklanma zorluğu çekiyor, bu bir. Bir de sanırım cihan padişahı Süleyman’ın bir denge sorunu var. Adamı bildiğin “dengesiz” bir omurga üstüne oturtuyor dizi. Bir hafta gürleyen padişah, bir diğer hafta süt dökmüş kedi gibi. Bir önceki hafta komplekslerine yenilip sarayı cehenneme çeviren koca sultan, bir sonraki hafta adalet dağıtan bir ermiş şeklinde resmediliyor. Yanlış hatırlamıyorsam aylar boyunca uğruna validesini, hasekisini ve bilumum eşrafını harcadığı Hürrem’e, “Senin bendeki yerin şehzademden sonra gelir” diyerek ayar verince başka da bir şey gelmedi aklıma... Dizide tarih ve fantezi iç içe geçmiş durumda kısacası. Hangisinin ağır bastığını varın siz düşünün. Ama kim alıp da tarih kitabı okuyacak şimdi, değil mi? Vah...
[[HAFTAYA]]

Bal kapısı

Bal reklamlarına bakanlık el attığını açıkladı. Tarım Bakanlığının önlemlerini yakın tarihte göreceğiz. Ama belli ki kanallar şimdilik bu “ballı” reklam kaynağından vazgeçmek niyetinde değil. Özellikle hemen her gece başta Kanal 7, STV gibi ulusal kanallarda rastlıyoruz Ballı arkadaşlara. Üstelik markalar ayrı olmasına rağmen hep aynı insan (!) tarafından anlatılıyor bu balların özellikleri. Kim inanır alır, bilemiyorum... Ama şu yorumu kendime saklayamayacağım. Önceki gece oğlum yapıştırdı espriyi;“Baba yakında bu kanallardaki programların adı değişebilir. Bal Gözü, Bal Kapısı, Ballı Boyut, Beşinci Bal, Ballı Desenler gibi”... Gece yarısı sesli güldüm sevgili okur. Hani bal reklamları hız kesmezse bu fantezi olur mu; bal gibi olur!

Ece Erken başkan mı oluyor?

Ece Erken hakikaten çok koyu bir Beşiktaşlı olarak bilinir. Ekranın sevimli sunucusu bu yanını hemen her ortamda dile getirir. Önceki gece “Burada Laf Çok” (CNN Türk) programında gönlünde yatan aslanı açıklayarak hedefini de belirledi Ece... “Üç ay rötarlı olarak kongre üyesi olmasaydım şimdi başkanlık için aday adayı olabilirdim” dedi. Biliyorsunuz Beşiktaş Spor Kulübü bir başkanlık yarışına doğru koşuyor. Ece Erken’in Beşiktaş’a başkan olması hoş bir fantezi olarak göründü gözüme. Bir kadın başkan fikri fena olmayabilirdi. Belki erkek dünyasına uzanan bir kadın eli işleri yoluna bile koyardı. Fazla uçtum sanırım; ne dersiniz?

2012 dedesini kaybettik


“Leyla ile Mecnun” bir inceden yetimdir artık. 2012 dedesi olarak hayatımıza giren ve dizideki ak sakallı dede nüfusu üçe çıkaran oyuncu Erdoğan Özeren’i yitirdiğimizi öğrendim dün akşam. Mecnun’un kafasından aşağı güller saçan, kimi zaman otomatik ayarları bozulup gelecekten haber vermek yerine saatli marif takvimi içeriğini sayıklayan bu dedeyi çok özleyeceğiz... Dizide yaratılan her karikatür karakter dikkat ettim ki içimizde ince bir iz bırakıyor. Bu yüzden eksikliği belli olmayacak türden kimse yok bu dizinin içinde. Ve belki de bu yüzden dizi sıklıkla daha önce kadrodan ayrılmış tiplemelere gönderme yapıp duruyor. Neyse uzatmayalım; Başınız sağ olsun “Leyla ile Mecnun”daki dostlarım. Nur içinde yat 2012 dedesi; adını aldığın yılla gelip geçtin hayatımızdan...

İMTİHAN KISA MI SÜRECEK?

“Türk’ün Uzayla İmtihanı” (Show TV), çok dişi bir konuyu ele alıp büyük bir mizah kaynağını yakaladığını düşünen kitle için hani nasıl derler biraz hafif kaldı. Tayfun Güneyer TV ekranlarının en hızlı iş üretip, senaryoyu bizzat setteyken yazabilen ender yeteneklerden biri. Ama bu dehayı fazla mı hor kullanıyor acaba? İlk bölümde meselesi sadece gülmek olan ciddi bir kitle için tatminkar gelmiş olabilir dizi. Zaten ben de o gözle izleyerek geçer puan verdim bu işe... Ama mesela Tayfun’un sıklıkla dayandığı absürt komiklik çıtası artık çok yukarılara konmuş durumda. Bu da artık ustalık dönemini yaşayan senaristin etrafta neler olduğuna bakmasını zorunlu kılıyor... Kafanın içine kurulan bir uzay üssünden çok, kolektif bir şekilde imar edilmiş hikayelere ihtiyacı var dizinin. Yoksa bu haliyle en fazla bir sezon güldürüp sonra azalarak ayrılır aramızdan... Belki bu da bir tüketim politikasıdır. Ama ben bu dişilikte bir hikayenin hani birkaç sezonluk mal çıkarabileceğine eminim. Bunu bir düşünün diyorum bu yeni imtihanda!

Seda’ya bir fren önerisi!


Seda Sayan özellikle Beyaz TV ekranlarına geçtikten sonra biraz asabileşti mi sanki? Hani Kanal D zamanında daha bir müşvik tavrının olduğunu hatırlıyorum. Ama son zamanlarda her programında bir odağa sabitlenip ayar üstüne ayar verme çalışmasında. Seda’nın “delikanlı” tavrını bilenler için bu durum biraz tuhaf. Geçmiş zamanda memleketin en güvenilir markalarından biri olan Seda Sayan bu asabi haliyle “Herkes mi kötü yoksa Seda’da mı bir problem var?” diye düşündürmeye başladı. Bunun kısa vadedeki sonucu güven kaybıdır. Seda gibi bir döneme ismini kazımış bir TV figürünün arka sokaktan ana caddeye bağıran bu tavrına yakınlarından “bir fren” gelmesini bekliyorum... Belli ki herkes “kendi kalbinin ekmeğini yemekten” ziyade hâlâ Seda’nın ekmeğini yemeyi tercih ettiği için suskunları oynuyor. Eh o zaman dost acı söylesin; bir sakin Sedacığım, reytingin bulanık sularda olmadığını hatırlamayacak kadar uzak kalmadın ki ekrandan!