Renkler 'kaçak' yapıyor!

24 Ekim 2013, Perşembe 05:00
AA

“Kaçak” (atv) dizisi iyi bir proje. Aslına bakarsanız Memati karakterinden soyunabilmesi adına Gürkan Uygun için muhteşem bir fırsat. Kaldı ki öyle de oldu, izleyici oyuncuyu artık yeni dizisiyle anıyor. Bu işin iyi tarafı... Ama bir de karanlık tarafı var. O da dizinin tamamına yansıyan koyu renkli sahneler. Daha doğrusu diziyi izleyici için karanlık bir bulmacaya çeviren ışık eksikliği... “Kaçak”ı izlerken eğer son nesil televizyon aygıtlarından birine sahip değilseniz eliniz sürekli ışık butonunda renk ayarlarıyla zaman geçiriyorsunuz. Doğal olarak odaklanamıyor ve “karanlıkta kalan” ayrıntılarla izlemek durumunda kalıyorsunuz... Oysaki bu karanlık ayrıntıların vitrinde değil, içerikte olması gerekmiyor mu sizce de?

[[HAFTAYA]]

Çarşaf üstünden olur mu?


“Arka Sokaklar” (Kanal D) dizisinde herkes her alanda uzman olduğu için takımı sadece “organize suçlar” diye tanımlayamıyoruz. Bu Türk usulü polisiyelerde alışıldık bir durum. Kaldı ki 300 bölümü geride bırakan bir diziden bahsediyoruz... Ama ne bileyim herkesin her işten anlaması durumu bazı yerlerde sırıtıyor. Bizim ekran hafiyesi kardeşimiz Ediz haklı olarak soruyor; “Her derde deva Doktor Yavuz, tıpta tüm konulara vakıfken, nasıl oluyor da hastaya çarşaf üzerinden elektro şok uyguluyor?...” Vallahi bu sorunun yanıtı ne bende ne de tıp biliminde. “Yeni nesil bir hayata döndürme tekniği” deyip konuyu kapatalım isterseniz...

Birand alana çıktı!


“32. Gün”de (Kanal D) dümene Hilmi Hacaloğlu geçti. Yani programın yönetimi onda. Sunucu koltuğunu babasından devralan Umur Birand ise tıpkı babasının bir dönem yaptığı gibi elinde mikrofonla alana çıkmış... Bu akşam yeni haliyle yayına girecek olan programda tam da “32. Gün”ün ilk yıllarındaki lezzeti bulacağımızı düşünüyorum. Elbette Umur, tıpkı ilk sunuculuk günlerindeki gibi alanda da tekleyebilir. Ama az biraz tahammülle gazetecilikte Birand imzasını yere düşürmez. Ben buna inanıyorum!

Okan’dan ince ayar...

Okan Bayülgen’in tematik programlarından “Muhallebi Kafa” (Show TV) artık akademisyenlere ağırlık veren bir program formatından çıkıp daha çok medyayla kafa bulan bir formata dönüşecek... Hâl böyle olunca Pelin Batu ve Ebru Yaşar öyle koyu tonlarda Shakespeare muhabbetleri yapamayacaklar... Şaka bir yana Okan, ana akım kanalda “bilgilendirici” işlerin tematik kanallara göre çok daha az iş yaptığını anlamış olmalı ki erken bir neşter darbesiyle programlarının içeriklerini değiştiriyor. İşe “Muhallebi Kafa”yla başlıyor. Diğerlerinde öyle abartılacak bir “akademik” sorun (!) yok zaten...

Turgut Özal belli oldu...

“Seksenler”i (TRT 1) dikkatle izleyenler sanırım fark etti. “Doksanlar” (atv) dizisinin Özal sempatizanı karakterlerden birine hayat veren oyuncu Deniz Oral, “Seksenler” dizisi için bizzat rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kendisi oluveriyor... Demek ki “Doksanlar” dizisinde sıklıkla telaffuz ettiği “bunu da açık seçik ifade edeyim” olarak toparlayabileceğimiz Özal klişesi bizzat idman çalışmasıymış... Deniz’in Özal’a başarıyla hayat vereceğine inanıyorum. Öylesine sıkı idman yaptı ki, aksinin mümkünü yok!

Tasdikname almasın da...


FOX TV yönetimi “Babam Sınıfta Kaldı” için ilginç bir karar aldı. Diziyi ikiye bölüp altmışar dakikalık iki farklı bölüm olarak yayınlayacak. Haftanın iki günü saat 23.00 sularında gösterilecek dizi için bu çok da makul bir gelişme değil... Çünkü seçilen günler ağırlıklı olarak genç kitlesi olan “Babam Sınıfta Kaldı” dizisini özellikle sınav zamanlarında reyting çukuruna gömer... Hâl durum böyle olunca da yaz aylarının reyting birincisi dizi sınıfta kalmaz, direkt tasdiknameyle okuldan atılır. Yol yakınken uyarmak istedim!

Ednancığım sen mi geldin?

Sanırım benim kadar o tanıtım filmini izleyenlerin de dikkatini çekmiştir. Yakında atv’de yayına girecek olan “Bugünün Saraylısı” isimli dizide başrol oynayan Selçuk Yöntem’in canlandırdığı karakter yine eline takım çantasını almış... Daha önce “Aşk-ı Memnu”da hobi olarak ahşap oymacılığı yapan ağabeyimiz bu yeni dizisinde sadekar ya da kuyum ustası önlüğünü giyiyor. Yine bir odada, yine tek başına... İlk görenler acaba Adnan Bey’in “Bihter sonrası sendromu mu?” diye sormadan edemiyor. En azından ben edemiyorum. Öyle midir “Ednancığım?”!