Selami ateş altında mı kalacak?

22 Mart 2011, Salı 05:00
AA

Libya ateş altında. Resmi olarak savaş başladı. Önceki geceden itibaren başta haber kanalları olmak üzeren herkes savaştan bahsediyor... Yaşlı dünya savaşa doymuyor. İnsanlığın durup halinden utanacağı o büyük an gelecek mi acaba? Neyse, savaşı lanetleyerek konuya gelelim... Libya’ya işçi olarak giden bir Selami vardı hani; “Libya karıştı artık bir an önce dönse evine” demiştim hatta. Çocuklar Duymasın’ın (atv) efsane karakteriydi hatırladınız mı? Sanırım kaçırdım ben. Belki Selami konusunda bir gelişme yaşanmış olabilir dizide.

[[HAFTAYA]]

Ama son bölümde yine yoktu ortalıkta.. Kan gövdeyi götürür, şehirlere bombalar yağarken Selami’nin akıbeti hakkında bir not düşmemişse Çocuklar Duymasın ekibi, daha da düşmesin artık. Durun bir dakika! Hayır düşsün, hatta “ölmüş” filan desinler. Al sana birkaç bölüm boyunca izleyiciyi ağlatacak malzeme. Yaparlar mı ne dersiniz? Reyting bu ya...

Kavak Yelleri izlemek utandırıyor mu?

İlginç bir TV izleyicisi profili yarattık. Mesela geçen hafta üniversiteli bir gruba hangi dizileri izlediğini sordum. Net bir ses çıkmayınca dizi isimlerini saydım, onlar da ellerini kaldırarak yaklaşık oranlar verdiler... Gençlerin en ürkek davrandığı dizi Kavak Yelleri (Kanal D) oldu. “Kavak Yelleri’ni kimler izliyor?” diye sorduğumda önce herkes birbirine bakındı, sonra birkaç el inceden bir utanma havasıyla yükseldi yukarı doğru... Kavak Yelleri izlemenin bir utanç nedeni olduğuna inanmak istemedim. Ama olmuştu.

Peki bunu kim yaptı? Efe’yi denizlerin altında 20 bin fersah dolaştırıp sonra hayata döndüren senaristleri olabilir mi? Güven’i diziden postalayıp sonra yine dizinin göbeğine alan ben olmadığıma göre gençleri utandıran kimlerdi acaba? Son bölümde ameliyata giren Efe’nin ölüm haberini şıpın işi veren ama ağır bir kanser türüne rağmen çocuğu kemoterapiye geç başlatan -tedavisi esnasında öyle gerekmesine rağmen saçları dökülmese de olur- hatta kalkıp enerjik bir şekilde basketbol oynayabilir diyen ben değilsem kimdi acaba? G

erçeklikten uzaklaşırsanız kendinizi izletirsiniz. Ama merakla bakan gözler bir süre sonra boş, daha sonra da sanırım utanarak bakar size. Baktırmakla izletmek arasındaki farkı da anlatmayayım artık!

Beterin de beteri olurmuş...

Daha beteri var mıdır?” diye sordurur insana televizyon. Bazen bütün pespayeliğiyle insanı kendini nasıl izlettiğine şaşırtırken... Yemekteyiz hakkında çoğumuzun aklına gelen ilk soruydu; “Daha beteri olabilir mi?” Varmış gördük. Master Chef Türkiye (Show TV) hakikaten beterin beteriymiş... Hafta sonu yayınlanan final bölümünde jüride bulunan genç şef Batuhan Piatti “birazdan bu iğrenç yemekler içinde en az iğrenç olanı seçeceğiz” gibi bir laf etti... Bilmeyenlere bir not düşeyim; benim oğlumun adı da Batuhan. Ve benim oğlum da şef olabilmek için öğrenim görüyor...

Ona hep; “bak herkesin konuştuğu ikinci Batuhan da sen olacaksın mutfaklarda” diye moral verirdim zor anlarında. Şimdi “eğer böyle konuşulacaksan kendine hemen başka bir kariyer seç” diyorum... Tamam format gereği adrenalin yüksek olmalı yarışmada. Ama bu kadarı izlerken “sanki Batuhan bir şeylerin hıncını çıkarıyor insanlardan” diye düşünmeye başladım. Rolünü fazla abartan bu genç adama makul bir fren yapmasını söylemeli birileri...

Kükre artık Cemal Baba...

İzmir Çetesi’ni (Star TV) izlerken hakikaten eğleniyorum artık. Rollerinin hakkını bu kadar iyi veren kaç kadro var ki ekranda... “Hırsızlığı makul gösterip fazla mı yüceltiyorlar sanki?” diye soran arkadaşlarım da var. Eğlenmenize bakın diyorum hepsine... Dizilerde yüceltilmeyen rezillik kaldı mı sahi? En azından İzmir Çetesi, Robin Hood tarzı bir masalsı anlatımın kuyruğuna takılmış gidiyor.

Küfür ettirmiyor kendisine... Sadece Cemal Baba’yı gereğinden fazla iyi niyetli göstermesine şaşırıyorum senaristlerin. Bir insan sevdiği bir kadını mesela Katya’sı varken hayatına girmeye çalışan Despina’ya, “bir yürü git” diyemez mi?... Desin. Dolandırıcılara kaptırdığı parasını kurtarmak için kasa soyabilecek kadar gözü kara olan bir adam mesele aşk olduğunda da karartsın gözünü. Aşkı yüceltsin en azından, ne dersiniz?

Kürdan mıknatısı bulundu mu?

Behzat Ç.’de (Star TV) karanlık bir polis tiplemesiyle tanıştık önceki akşam. Selami isimli bir memur ağzından düşürmediği kürdan ve kafasının içinde dönen tilkileriyle izleyeni tiksindirdi kendinden. Neyse ki belasını buldu... Ve fakat işte o anda, yani vurulurken ağzından düştüğünü gördüğümüz kürdan vurulup yerde yatarken aniden ağzına girivermişti yeniden...

Demek ki adamın dişleri arasında kürdan çeken bir mıknatıs vardı. Gelip sahibini bulan kürdanı başka nasıl açıklayabiliriz ki kendimize? Sahi kürdan çeken mıknatıs icat edildi mi; çoktandır izlemiyorum Discovery kanalını, bilen varsa yanıtını yollasın mail adresime... Bu arada Harun komiserim farkındaysan acayip kilo aldın. Senin de ağzında ne tür bir mıknatıs varsa, git bir dişçiye çıkarttır hemen. Korkarım ki dal gibi girdiğin bürodan ağaç gibi çıkacaksın bu gidişle...