Süper Dadı'lık olduk!

22 Mart 2014, Cumartesi 05:00
AA

Şu bir gerçek ki ilk kaleme aldığım günden bu yana “Süper Dadı” evrimi diye bir şey yaşanıyor. Yarı reality diye tanımlayabileceğimiz bu televizyon programının içindeki dadı hanım giderek gözüme sevimli görünmeye başladı... Öncelikle program TRT 1’den Star TV’ye geçti ve tuhaf bir şekilde izleyicisini ikiye katladı. Bunun yanı sıra işlediği konulara bakarsak eğer her evde bir Süper Dadı bulundurmazsak bir sonraki kuşak için hiç umut veren şeylerden bahsedemeyeceğiz... Hadi onu da koyduk bir kenara, ebeveynler olarak biraz modern zamanlara demode kalmışız. Eski eğitim sistemine bağlılığımız yeni neslin fabrika ayarlarını da bozuyor... Bu durumda yayın saati kaç olursa olsun, hatta “Süper Dadı” kimi zaman gözümüzde bir animasyon karakterine dönüşse bile bu programa mevcutlu yazılmamız şart... Yoksa kendi genlerimizle aynı lisanı konuşamayacak bir insan yığını olacağız. Aynı dilden konuşamamanın ağırlığını tüm baskısıyla hissettiğimiz şu tuhaf günlerden başlayarak hem de!

[[HAFTAYA]]

Ne kadar lazım ablama?

Diyalogumuz aynen şöyle gelişiyor; “Bora Bey, bana hemen yüklü bir miktarda para lazım”.Yeni nesil mali müşavirlerden Bora Bey, Elif Hanım’a anında yanıtını veriyor; “Ama o miktarda para yok elimizde hanımefendi”... Şimdi doğal olarak “yüklü miktar” dediğin şeyin “kime göre, neye göre?” kısmı hakkında bir fikir geliştiremiyoruz. Çünkü elimizde rakam değil sadece miktar olarak tanımlanan bir sermaye var... Elif Hanım’ın saçlarının uzunluğundan ve kuaföre bir ara makas yaptırması durumundan hareketle yüklü miktar 250 lira da olabilir, 250 bin lira da... Bora Bey lütfen siz elinizdeki miktarı söyleyin de Elif Hanım yeterli olup olmadığına karar versin... Yoksa “Kara Para Aşk” (atv) derken Kara Para’nın rakamsal karşılığı da olmayacak, anlatabildim mi?

Saatler iki saat öne kaydı!

TV dünyasının en değerli saatleri prime time olarak bilinen 20.00 ile 23.00 arasındaki saatlerdir. Çünkü izleyici kalabalığı bu dilim içinde birikir ve reklamcılar parayı bu dilimdeki başarılarıyla orantılı olarak kanallara taşırlar... Ama ilginç bir durum var. Bir süredir prime time dediğimiz o kuşak biraz yukarılara doğru kaydı. Saat 17.00 ile 19.00 dilimi arasında yayınlanan bazı yapımlar prime time işlerini açık ara geride bırakıyor... “Beni Affet” (Star TV) önceki gün bir rekor daha kırdı ve “Muhteşem Yüzyıl” (Star TV) isimli dizinin kuyruğuna yerleşti... Neredeyse geçecekti desek yeri de var. Eh o kuşakta Esra Erol (Fox TV), Zahide Yetiş (atv), “Arka Sokaklar” (Kanal D) tekrarı gibi işler de acayip reytingler üretiyor... Bu durumda TV dünyasının en değerli saatlerini iki saat öne çekersek çok da yoldan çıkmış sayılmayız, ne dersiniz?

Hangi coğrafya neden izleniyor?

Vallahi coğrafyasına göre izleyicisi değişen kaç dizi kaldı ekranda bilmiyorum. Anımsadığım kadarıyla iyi reyting yapan işlerden “Karagül” (Fox TV) Urfa civarında, “Sevdaluk” (Show TV) Rize’de, “Zeytin Tepesi” de (Kanal D) Ayvalık etrafında çekiliyor... Bu üç dizi arasında “Karagül” hariç dişe dokunur reyting alabilen yok. Daha doğrusu kalmadı. Devamlılık denen meselenin önemi işte burada ortaya çıkıyor... Ara verilen her iş, kendi coğrafyasından toplayacağı izleyiciyi de kaybediyor. Oysaki “Sevdaluk”taki kamuya açık şiirsellik, “Zeytin Tepesi”ndeki yerele özgü entrikalar filan kaçırılacak şeyler değil... Ama kaçıp gidiyor işte. Ne Karadeniz’deki kanser meselesini ne de Ayvalık’taki feodal Ege kokusunu alamıyoruz. Yazık oluyor vallahi... Bakın “Karagül”e, hiç ara vermeden rakipleriyle arayı giderek açıyor. Devamlılık azizim, ille de devamlılık...

SAMİMİYETLE BECERİKSİZMİŞ!

“Günüm Şahane” (Kanaltürk) isimli programda yapaylıkla tenkit ettiğimiz Arzu Altıntaş isimli yarışmacıdan sevimli bir mektup aldım... Kendisi hakikaten beceriksiz olduğunun altını çizerek annesi tarafından yapılan şu eleştiriyi neredeyse gözümün içine sokuverdi; “Annem iki gözü iki çeşme ağlıyor; ‘kızım insanlar bu halini gördü ya, vallahi artık evde kalacaksın’ diye”... Samimiyetine ve beceriksizliğine inandığım Arzu Hanım, TV sektöründe çalıştığını da inkar etmiyor. Hatta bizzat yapımcı firmadan arkadaşlarının zoruyla yarışmaya girip sondan birinci oluşunu da büyük bir keyifle karşılamış... Hâl böyle olunca bundan sonraki günlerinin şahane geçmesini temenni etmekten başka bir şansım yok... Bir temennim daha var; formatın esinlenmiş olduğu yabancı yapım şirketinin kendilerine açmak üzere olduğu davayı programcıların kazasız belasız atlatabilmesi. Biraz zor olsa bile...