Bu kadar KOBİ fazla rekabet için birleşmeleri gerekiyor

29 Mart 2011, Salı 05:00
AA

Son birkaç yıldır Anadolu’ya birlikte gittiğim işadamı ve CEO’lardan bu konuyu dinlemiştim. TÜSİAD’ın bugünkü başkanı Ümit Boyner ve önceki başkan Arzuhan Doğan Yalçındağ da Türkiye’deki KOBİ’lerin (küçük ve orta boy işletme) gelecekte varlıklarını sürdürmeleri için birleşmeleri gerektiğini sık sık vurguladılar. Türkiye’de çok sayıda KOBİ var ve neredeyse hepsi de sınırlı ölçüde sermayeye sahip...

Bu gerçek onların sürdürülebilir büyüme trendini yakalamalarını ve ölçek atlamalarını engelliyor. Oysa, küçük işletme düzeyinde kalarak, rekabet ettikleri şirketlere göre daha yüksek faizli kredi kullanıyor, ölçek ekonomisini yakalamakta yetersiz kalabiliyorlar.

Küçük sermayelerle olmaz

Geçen hafta içinde sohbet ettiğim Hedef Alliance’ın patronu Ethem Sancak’tan da bu konuyu dinledim. Görüşünün özünde ‘KOBİ’ler birleşmeli’ yaklaşımı olsa da oldukça farklı analiz yaptığını da söylemem gerekiyor. Türkiye’de çok başarılı girişimciler olduğunu, başarılı şirketlerin bulunduğu gerçeğini kabul ediyor. Ama farklı birkaç konunun altını çiziyor ki bunların hakikaten ilginç olduğunu kabul etmek gerekiyor.

1. Öncelikle Türkiye’de çok fazla şirket olduğunu, küçük sermayelerle yollarına devam ettiklerini düşünüyor. ‘Birleşmek ve büyük iş yapmak, ölçeği yakalama kültürümüz yok’ diyor.

[[HAFTAYA]]

2. Bu olumsuz tabloyu devletin ve özel sektörün bir kısmının desteklediğini söylüyor. ‘Bizde KOBİ fetişizmi var’ diye ekliyor.

3. KOBİ sahiplerine basit bir hesapla sesleniyor: ‘Banka KOBİ’ye yüzde 10 ile para satıyor, bana gelince yüzde 6 uyguluyor. Birleşip büyük olsalar 4 puan daha ucuza borçlanacaklar.’

4. Sancak’a göre, Türkiye’de çok fazla patron, az sayıda girişimci var. Her patrona girişimci demek doğru değil. Hızla patron sayısını azaltmamız gerekiyor.

5. Her iş alanında gereğinden fazla patron olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: ‘Bütün Amerika’da berberler zincirlere aittir ve belki 50 patron vardır. Bizde birkaç yüz bin tane var.’

6. Sancak’a göre, Güney Kore işe KOBİ’leri yok ederek başladı, ölçek ekonomisini yakalayıp, büyümesini hızlandırdı. 1970’lerdeki yönetim geldiğinde G. Kore tam bir KOBİ deniziydi. Sancak, ‘Teşvikler verildi, biraz da zorlandı, birleşmeleri sağlandı. Ardından da 5 büyük sektörde global şirket yaratma hedefi konuldu. Samsung, LG, Hyundai böyle doğdu’ diye anlatıyor.

Sancak, Türkiye’nin de gelişmiş ülkeler gibi bu modeli benimsemesi gerektiğini, aksi halde şirketlerin ölçeği yakalayamadıkları için büyüyemeyeceklerini söylüyor. Ethem Sancak’ın bu saptamasını, rakamlar eşliğinde değerlendirdiğimizde, özellikle gelişmiş ülkelerde gerçeğe dönüştüğünü görüyoruz.

Almanya’dan fazla şirket var

Avrupa Birliği’nin rakamlarına göre, bir KOBİ cenneti olan Almanya’da bile bizden daha az bu ölçekte girişimci var. Yine aynı tabloyu İngiltere’de de görüyoruz. Hem şirket toplamı hem de KOBİ toplamı, Türkiye’nin epey altında seyrediyor. Buna karşılık İspanya, İtalya ve Portekiz gibi Türkiye’ye benzeyen ülkelerde KOBİ sayısı oldukça fazla...

Bu ülkelerde de birleşme ve satın almalar, AB ortalamasının çok altında seyrediyor. AB’nin gelişmiş ülkeleri ile ABD’de, birleşmelerin yüzde 20-25’İ KOBİ’lere ait. Türkiye’de de KOBİ’lerin güçlerini birleştirmeleri, ortaklık sayısını artırıp, sermayelerini güçlendirmeleri kaçınılmazdır. Bunun örneklerini de yakında görüyor olacağız.

Yeni teknoloji balonu mu?

Her sabah outlook’umu açtığımda düşen email’lerin bir bölümünü, Türkiye’de son 1 yılda kurulan ‘e-ticaret’ şirketlerinden gelenler oluşturuyor. Belki biri dışında hiçbirine üye olmadığım halde onlarca indirim sitesinden mesaj alıyorum ve bu sayı giderek de artıyor. Hepsi bu değil, çok sayıda girişimciden de internette ticarete yönelik, üstelik ‘copy cat’ (Ben de yaparım) mantığına dayalı girişim planları haberleri alıyorum. Markafoni ve benzeri şirketlerin açtığı yolda kendilerine fırsat arayanların sayısı hiç de az değil.

Aşırı değerler!

İnternette ticaretin geleceğine inanıyorum ama birbirinin aynı işlerin önemli bölümünün de başarısızlıkla sonuçlanacağını düşünüyorum. Tam anlamıyla hesapsız-plansız bir ‘altına hücum’ var gibi geliyor. Amerika’da da son dönemde girişim ve ona bağlı olarak ‘piyasa değeri’ oluşturmada benzer endişeler okuyorum. Çok sayıda yeni girişim gerçekleştiriliyor ve bunlar anormal piyasa rakamlarıyla değerlendiriliyor. Bu tablo son dönemde daha fazla ‘yeni balon’ analizlerini ve 1999’daki ‘yeni ekonomi’ çöküşünü akıllara getiriyor.

Bu sayfada gördüğünüz tablo, endişe sahiplerini de bir ölçüde haklı çıkarıyor. 1999 yılında 24 önemli teknoloji şirketinin piyasa değerine, 2011 yılında 5 şirketin toplamı oluşmuş. Bu şirketlerin iş modelleri ve piyasa değerlerine buradan söz söylemek haksızlık olur... Ama Morgan Stanley uzmanlarının dikkat çektiği bu tabloyu da akıllarda tutmak gerekiyor. Belki ‘yeni normal’ budur, belki yeni girişimlerin önemli bölümü tutacak ve daha yüksek değerlere ulaşacaktır. Ancak, uyarıları da bir yere not etmekte yarar var. Türkiye’de girişime başlayanların da kopya yerine, az da olsa süreç ve modelde farklılık oluşturmaları iyi olacaktır.