Sony gibi olmak istiyordu daha büyük şirket yarattı

04 Mart 2011, Cuma 05:00
AA

Apple’ın kurucusu Steve Jobs, şirketini yarattığı ilk yıllarda, o dönemin ‘yenilikçi’ şirketi Sony’ye ve efsane başkanı Akio Morita’ya tam anlamıyla aşıktı. Birkaç defa Sony’nin tesislerini ziyaret etmiş, bu şirketin ileri teknolojiye dayalı ürünlerine hayranlığını doğrudan Morita’ya aktarmıştı. Hayalinde bu standartlarda güzel ürünler yaratmak vardı.

[[HAFTAYA]]

Bu ziyaretlerden birinde Akio Morita, Jobs ve şirketin eski CEO’su John Sculley’e birer adet Walkman vermişti. Yazar şöyle anlatıyor o günü: “İkimiz de daha önce böyle bir ürün görmemiştik. Steve müthiş etkilenmişti. İlk fırsatta parçalara ayırıp, her bir parçayı ayrıntılı şekilde inceledi. Sadece üründen değil, fabrikadan da etkilenmişti. Değişik renkli üniformalarda, değişik tiplerde insanlar vardı.

Bazıları kırmızı, bazıları yeşil, bazıları da maviydi. Görevlerine göre giyinmişlerdi. Çok düzenli ve tertemizdi her yer. Gördüklerimiz onu büyülemişti adeta. Kendine referans olarak Sony’yi almıştı.”

Apple’ı ‘oyun değiştirici’ yaptı

Sculley, o anı hiç unutmuyordu. Patronunun kafasında artık ‘Sony gibi olmak’ vardı. Yeni hedefi belliydi. Bunlar olduğunda Apple’ın adı daha dünyada duyulmamıştı. Ancak, Sony tam bir dünya devi ve ‘oyunu değiştiren’ şirket konumundaydı. Aradan 20 yıldan fazla zaman geçti. Çarşamba akşamı Steve Jobs, yeni iPad modelini sunarken, iki şirket, Sony ve Apple arasındaki piyasa değeri makası inanılmaz ölçüde açılmıştı.

Sony şirketini 10’a katladı

Apple, Ocak ayında 300 milyar dolar sınırını aşmış, 323 milyar doları yakalamıştı. Oysa değeri 1 yıl önce 191 milyar dolar, 4 yıl önce 60.5 milyar dolar, 10 yıl önce ise 7.5 milyar dolardı. Sony ise Çarşamba günü 36.3 milyar dolar değerden günü tamamlamıştı. 10 yıl önce ise 70 milyar dolar düzeyini görmüştü. Ama Walkman ile devrim yaratan Sony, iPod ile başlayan yeni döneme hızlı adapte olamadı. 1980’lerde Akio Morita ile tanışıp, ilk Walkman’ı eline aldığında, hedefini arkadaşı Sculley’e açıklayan Jobs, hayran olduğu şirketten daha fazlasını yapmayı başardı. Türkçe’deki deyimle, ‘boynuzdu, kulağı geçti’ ve bir dünya devi yarattı. Şimdi de herkes Apple’a hayranlık duyuyor ve onun gibi olmak istiyor.

Önce işsizlik ve yoksulluk!

Türkiye İstatistik Enstitüsü’nün (TUİK) rakamları birkaç gündür tartışılıyor. Yoksulluğu ve gelir dağılımındaki adaletsizliği ortaya koyan rakamlar, işin doğrusu ürkütücü... Gelir dağılımını bir kenara bırakın, yoksulluğun derinleşmesi ve bazı insani ihtiyaçların giderilemediğine yönelik bulgular, ülkenin geleceği açısından olumsuz mesajlar veriyor. 12 milyona ulaşan yoksul sayısı bile başlı başına insanın içini karartıyor. Bunun üzerine borç içinde yüzenleri, mobilyalarını değiştiremeyenleri ve evini tamir edemeyenleri yazmıyorum. Bu verilerin hepsi basında ilgi gördü, uzmanlar tarafından tartışıldı. En zengin yüzde 20 ile en yoksul yüzde 20’nin gelirleri arasındaki farkın 8.5 kata çıktığının, ‘gelir dağılımının’ iyice bozulduğunun altı çizildi. Bu önemli ve doğru bir saptama...

Gelir dağılımı ama...

Ancak, bence esas önemlisi, artan yoksulluk oranı ve ailelerin artık temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor olmaları... Önümüzdeki dönemde, özellikle de yaklaşan seçimler öncesinde partiler bu konuya odaklanıp, yoksulluğu yenecek projeler geliştirmeliler... Gelir dağılımı ise bütün dünyanın sorunu ve gördüğüm kadarıyla, 5 Kuzey Avrupa ülkesi dışında bu konuyu yenip, sosyal dönüşümü gerçekleştiren pek ülke yok. Örneğin, İngiltere’de açıklanan verilere baktım. En zenginin yıllık geliri 853 bin pound, en yoksulun ise 8 bin 800 pound... Arada tam 100 kat fark var.

Yoksulluk belirleyici olabilir

En zengin yüzde 5’lik dilim ile en yoksul yüzde 5’lik dilimin gelirleri arasındaki farkı tabloda görüyorsunuz. Türkiye’deki oranlardan çok farklı değil. Zengin ile yoksul arasındaki fark giderek açılıyor. Ancak, Türkiye’nin yoksulu, daha derin yoksullaşıyor. Batı ülkelerinde kişi başına ortalama gelir yüksek olduğu için, yoksulluk, eğitim, sağlık ve hepsinden önemlisi gıdaya ulaşamama problemi yaratmıyor. Türkiye’de son yıllarda partiler, özellikle CHP hep ‘yolsuzluk’, ‘dokunulmazlık’ gibi sorunlara odaklandırdı. Artık bütün partilerin yoksulluk ve işsizlik sorununa önem verip, somut ve sorun çözücü politikalar geliştirmeleri gerekiyor. İşsizlik oranları kalıcı şekilde düşmezse, yoksul sayısı belki normalin üzerine de çıkacaktır. O nedenle ‘ülkenin her sorunu önemlidir’ diye düşünüp, özel önemi ‘yoksulluğa’ vermekte yarar var.

Yeniden Türkiye diyenlerin 10 nedeni

Döviz ve faiz yükselip, İMKB düşerken, ‘Yine yükselir’ diye uyarmış, yabancıların yeniden gelebileceğine dikkat çekmiştim. Çarşamba günü bazı yabancı bankalardan gelen raporlar, bu düşüncemi haklı çıkardı. En dikkat çekici rapor İsviçreli Credit Suisse’den geldi. Türkiye hisselerinin payını artırdığını açıklayan banka, bu kararına 10 önemli gerekçe gösteriyor. Önümüzdeki dönemde yatırım yapmak isteyenler için bu 10 gerekçeyi kısaca özetlemek isterim:

1. Türkiye, gelişmekte olan ülke yükselişlerine ayak uydurur, nadiren altında kalır.

2. Kredi büyümesi yavaşladı ama hâlâ gelişmekte olan ülkelerin en iyisi... 3. Bankacılık için kâr revizyonları dip noktalarda, bundan kötüsü olmaz.

4. Öncü göstergelerden güçlü büyüme işaretleri geliyor.

5. Hisse senetlerinde fiyatlar yeniden cazip düzeylere geldi.

6. Enflasyon oranı ve Merkez Bankası politikaları, hisse senedi piyasasını destekliyor.

7. TL’nin, reel efektif döviz kuru endeksinin uzun vadeli değer artışının altında kalması, cazibesini artırdı.

8. Hisse senetlerinde yabancı sahipliği 5 yılın en düşük düzeyine geriledi.

9. AK Parti hükümetinin devam edeceğine ilişkin beklentiler devam ediyor.

10. Bize göre İMKB için yüzde 23 yukarı potansiyel var.