Bir kadın-oluş hikayesi: Gözlerini Kaçırma

30 Mayıs 2014, Cuma 11:54
AA

“Her kadın anne doğar, deseler de korkuyorsun. Söylendiğinin aksi olmasından. Anne doğmamış olmaktan, çıbanbaşlarından. Hitler’in o deneyini duyduğundan beri daha da korkuyorsun. Giderek ısınan sacın üstünde, kucağında bebeğiyle çırılçıplak bırakılan kadın olmaktan... Korktuğun başına geldi işte. Bebeğinin üstüne oturdun ve yanmaktan kurtuldun.”

Irmak Zileli’nin ikinci romanı Gözlerini Kaçırma derinlemesine bir kadın romanı. Zileli, koşulsuz kabul gören gelenekselci annelik kavramını tümüyle sorgularken toplumsal cinsiyetin her anımıza işlediğinin de sağlamasını yapıyor bir nevi.

Roman annelik kavramını üç kuşak kadın üzerinden sorguluyor; Anne Hicran, Anneanne Kamile Hanım ve Rüya’nın annesi Didem… Didem’in hikayesi; kendisi ve toplumsal normlarla hesaplaşması okuyucuyu da bu sorgulamanın içine katıyor.

Babasız bir çocuk doğurarak ailenin kurallarını baştan aşağı yıkan Didem’in yaşamla mücadelesi bir yandan da var olan geleneksel algıyla da mücadelesi… Romanda bu geleneksel algının temsili ağırlıklı olarak Hicran üzerinden yansıtılıyor. Anne Hicran’ın geçmişine yolculuk bir açıdan da geleneksel yapının temellerinin nasıl atıldığının özeti oluyor.

Zileli’nin cinsellik, kadınlık ve çevre algısı üzerinden yaptığı analizler çok tutarlı ve üzerinde tartışmaya değecek tespitler. Örneğin bir masal ve ölümle açılıyor roman. Bu masalsı gerçek roman boyunca bir köşeden okuyucuya göz kırpıyor ve rahatsız etmiyor. Ancak aile yapısı içinde anlatılan masalların ve oynanan oyunların dahi oluşmaya başlayan kimliklerimize birinci dereceden müdahale ettiğine şahit oluyoruz.

“Aslında kimsenin kız çocuğu doğurduğu yoktu. Doğurulan yeni bir anneydi” diyor Zileli romanında. Anneliğin kutsallığı ile kadınlığın iç dünyasında gidip geliyor. Didem üç kuşak boyunca aile zırhı ile kapatılan sorunlara bir darbe indiriyor. Romanın kurgusu o kadar başarılı ki Didem’in hem ailesi hem de kendi kadın-oluşu üzerinden yaptığı eleştiriler okuyucuyu rahatsız etmiyor. Tam tersine okuyucu aynanın karşısına geçince Didem oluyor.

Zileli’nin ana karakter Didem ile beraber yarattığı yan karakterlerde de toplumun farklı kesimlerinden farklı parçalarına değiyor roman: ‘Evin direği’ kavramına bürünmüş baba algısıyla beraber anne-baba ilişkisine, eski dostu psikolog Burcu’ya, geleneksel anneliğe bürünmüş Aynur’a, annelik ve yazarlık arasında sıkışmış Özlem’e ve Didem’in hayatına giren erkek karakterlere…

Sözünü sakınmadan ve ağdalı bir dil kullanmadan, kutsanmış normları başarılı gözlemlerle bir araya getirerek; gerçekle rüya arasında bir kadın-oluş romanı kaleme almış Zileli. “Sen şimdi bu döngüyü kırdın…” diyor romanda; bu roman kırılan döngünün hikayesi… Beraberinde erkek egemen dilin, toplumsal normların, konuşulması ‘ayıp’, ‘günah’ olan cinselliğin ve kadının cinselliğini keşfinin hikayesi… Herkesin kendi hikayesinden bir parça bulacağı ve bir parça yerleştireceği akıcı bir düş kapanı…
 

Irmak Zileli, Gözlerini Kaçırma, Remzi Kitapevi, 2014