Tazminatsız işten atılan bir ölünün alacak davası

07 Kasım 2012, Çarşamba 05:00
AA

Bağcılar’da 1 Kasım akşamı 7 çocuğunu, eşini ve kardeşini vurduktan sonra intihar eden Engin Sargık’ı katliam noktasına getiren gelişme tazminatsız işten atılmak ve 1.200 TL’lik alacağını tahsil edememekmiş. Bu durum avukatının dün Bakırköy Nöbetçi İş Mahkemesi’ne verdiği alacak davası dilekçesi ile ortaya çıktı. Avukat Cuma Tiryaki, 1 Kasım günü intihar eden Engin Sargık adına alacak davası açtı. İmteks Giyim A.Ş’ye karşı açılan dava dilekçesinde “Davanın değeri” bölümünde ise 1.200 TL yazıyor.

1976 doğumlu Engin Sargık’ın hayatla mücadelesi Batman’da başladı. İki yıl önce İstanbul’a gelmeden Batman’da ağabeyi ile hayvancılık yapıyordu. 50 dolayında büyükbaş hayvanı telef olunca büyük zarar ettiler. Hayvancılıktan başka bir mesleği yoktu. Çareyi “Taşı toprağı altın” diyerek ailesiyle 2010 yılında İstanbul’a göçmekte buldu. İş bulamıyordu çünkü mesleği yoktu. Bir buçuk yıl çay bahçelerinde gece gündüz demeden asgari ücretle sigortasız çalıştı durdu. Sonunda tanıdıkları aracılığıyla 3 Nisan 2012 günü Yenibosna’da İmteks Giyim isimli şirkette iş buldu. Hafta içi saat 8’den akşam 18.00’e kadar çalıştı. Cumartesi günleri de saat 8’den 17.00’ye kadar hafta sonu mesaisi yaptı.

Hafta sonları da çalışmış

Ayrıca işverinin talimatı üzerine haftanın üç günü saat 22’ye kadar çalışıyordu. İşveren bununla yetinmedi. Ayda iki pazar günü de sabah 8’den akşam 8’e kadar 12 saat mesai yapmasını istedi. Bildiği bir meslek yoktu ve İstanbul’da sigortalı bir işi vardı. Onu kaybetmemek için işveren ne zaman istediyse çalıştı. Ancak 30 Ekim günü işveren 7 arkadaşıyla birlikte Engin Sargık’a işten çıkarıldığını bildirdi. Patron hiçbir gerekçe göstermiyordu. İşten çıkarılanlar durumun kendilerine yazılı olarak bildirilmesini istedi.

Tazminatsız atmışlar

İşveren, “Tazminatlarınızı aldığınıza dair ibraname imzalayın o zaman yazılı işten çıkarma belgesi verelim” dedi. Ancak Engin Sargık ve arkadaşları “Tazminatları aldık” şeklinde bir belge imzalamadı. Sargık ve işten çıkarılan 4 işçi soluğu 1 Kasım günü avukat Cuma Tiryaki’nin yanında aldı. Vekaletname imzaladılar, avukatlık ücreti için 750 TL gerekiyordu. Parayı aralarında topladılar ama onun cebinde yalnızca 5 TL vardı. O ruh hali içinde herkes evine gitti. Engin Sargık, geceleyin ruhsatsız silahını çıkarıp 7 çocuğunu eşini ve kardeşini vurdu. Geriye de bir Türkiye gerçeği bırakıp gitti.

Obama Türk basınına teşekkür etmeli

Dün gazetelerimizi okurken, “Barack Obama yeniden başkan seçilirse konuşmasında mutlaka Türk basınına teşekkür etmeli” diye düşündüm. Gazetelerde yalnız seçimlere değil Obama’ya ayrılan yer neredeyse Amerikan basınıyla yarışacak cinstendi. Ne terör saldırıları, ne hapisteki açlık grevleri, ne idam tartışması, ne aile katliamları, ne de 2013 bütçesi Amerika başkanlık seçimi kadar gündemde kaldı.

Hatta Başbakan’ın Kızılcahamam konuşması bile unutuldu ama Amerikan seçimleri manşetlerden inmedi. Gazeteler yalnızca haber vermekle kalmıyor, Washington, Ohio, Boston, Chicago ve New York’a yazar da gönderiyor. İster misiniz dediğim çıksın da Obama, seçimi kazandıktan sonraki konuşmasında Türk basınına teşekkür etsin!

TBMM’deki grup toplantılarına +18 yasağı getirilmeli

İnternette bir arama motoruna ‘bahtsız bedevi-kutup ayısı’ yazdığınızda aralarındaki ‘müstehcen ilişki’nin ne olduğu ortaya çıkıveriyor. Partilerin salı günleri TBMM’de yapılan grup toplantılarında hiç bu kadar argo cümleler kullanılmamıştı. Başbakan, CHP lideri Kılıçdaroğlu’na “Bahtsız bedevi” diyor, Kılıçdaroğlu, “Aynaya bakarsan bahtsız bedeviyi görürsün.

O çöllerde gezerken aman kutup ayılarına dikkat et” diye karşılık veriyor. Kılıçdaroğlu, hızını alamıyor, horoztavuk fıkrasını da değiştirerek, “Horoza sormuşlar yumurta mı tavuktan çıkar tavuk mu yumurtadan diye. Horoz ‘Ben ondan anlamam, söyler geçerim’ demiş. Ben de söyler geçerim” diye anlatıyor. Bahtsız bedevi-kutup ayısı arasındaki müstehcen ilişkinin bu fıkrada da horoz-tavuk arasında geçerli olduğunu söylememe gerek var mı? Partilerin salı günkü grup toplantılarına televizyonda 18+ şartı mı getirilmeli acaba?

 

Şimdi müze olan Ulucanlar Cezaevi’ndeki idamlarda kullanılan darağacı.

Gerçeği bize darağacı söylüyor

İdam cezasını MHP’nin ortak olduğu koalisyon hükümeti mi kaldırdı, 2002 yılında iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi mi? Başbakan Kızılcahamam kampında yaptığı konuşmada açlık grevlerine değinirken, “Bize şantaj yapmayın. Bu tür bir eyleminizle teröristbaşını evine göndermeyiz. Bu ülkede on binlerce insanın ölümüne vesile olan bir teröristbaşına idam verilmiştir, ama ülke maalesef birilerinin, bazı malum yerlerin baskılarıyla idamı dahi kaldırmıştır” dedi.

MHP’li Oktay Vural ise "Biz idamın kaldırılmasına hayır derken, AKP evet demişti. Biz terör suçlarına, savaş ve yakın savaş suçlarına idamın verilmesini mümkün kılan bir anayasa değişikliği yapmıştık, idamın kaldırılmasıyla ilgili çekince koymuştuk. İdamın kaldırılmasına destek veren onlar.”dedi. Fakat en doğru cevap bir darağacından çıktı.

Hem de Ulucanlar Cezaevi’nde sergilenen darağacından. Şu Deniz Gezmiş’in,Yusuf Aslan’ın, Hüseyin İnan’ın, Erdal Eren’in, Necdet Adalı’nın altında can verdiği darağacından söz ediyorum. Üç ayaklı darağacı idamı kimin kaldırdığını bizzat kendisi söylüyor. Üzerinde bir levha var. Aynen şöyle yazıyor: “Türkiye’de idam cezası:TBMM’nin 14.07.2004 tarihli 5218 sayılı kanun ile tamamen kaldırılmıştır.”