Unutkanlık değil utanmazlık

16 Temmuz 2014, Çarşamba 05:00
AA

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ahmet Şık ve benim hakkımda verdiği olumlu karar karşısında kendi deyimiyle ‘kuyruk acısına’ kapılan Nazlı Ilıcak dün köşesinden bana cevap yazmış. Nazlı Ilıcak, Fethullah Gülen cemaatinin dergisi Aksiyon’a 20 Şubat 2011’de verdiği bir röportajda Ahmet Şık’ın tutuklanmasına itiraz ettiğini ama benim tutuklanmama itirazı olmadığını söylemişti. Kendisine AİHM kararı karşısında bu ifadesini hatırlattığımda beklediğim gibi inkar ve çarpıtma yolunu seçti. Dünkü yazısında “Halbuki o söyleşi de ‘Bütün gazeteciler tutuksuz yargılanmalı’ şeklinde bir cümlem var”diye yazdı. (15.07.2011 Bugün) O zaman soru ve cevabıyla Ilıcak’a o sözlerini hatırlatayım: Aksiyon muhabiri soruyor; “Ahmet Şık’ın tutuklanmasına ciddi itiraz edenler oldu…” Nazlı Ilıcak’ın cevabı; “Ahmet Şık konusunda benim de itirazım var. Nedim Şener için aynı şeyleri söyleyemem… Ben özellikle Ahmet Şık konusunda yanlış yapıldığını düşünüyorum.” Daha önce CNN Türk’te söylemiştim, bir de burada yazayım; “Ne yaparsanız yapın Nazlı Ilıcak’ı utandıramazsınız çünkü onda utanma geni yoktur.”

İddianamenin şikayetçisi

Nazlı Ilıcak yazısında ayrıca Odatv davasının Ergenekon davasıyla bağlantısını gösteren somut olgular bulunmadığı yönünde yazılar yazdığını söylüyor. Şimdi 2011 Mart ayına gidelim. Nazlı Ilıcak biz tutuklandıktan sonra Zekeriya Öz ile uzun bir görüşme yaptı. Niye olduğunu hiç öğrenemedik. Ama 26 Ağustos 2011’de Odatv iddianamesi açıklandığında sebep anlaşıldı. DAVACI ŞİKAYETÇİ: AYŞE NAZLI ILICAK yazıyordu. Gazeteciliğin yargılandığı Odatv davasının tek şikayetçisi gazeteci Nazlı Ilıcak’tı. Sonunda ne olduysa 2012 Ocak’ta biz tahliye olmadan 1.5 ay önce şikayetini geri çekti.

Kitap için yazdıkları

Nazlı Ilıcak 6 tane eski yazısından uzun alıntı yapıp bizim tutuksuz yargılanmamızı savunduğunu yazmış. Tek kelimeyle utanmazlık. Kendi arşivinden bile cımbızlayarak yazı yazabiliyor. Ama 26 Mart 2011 tarihli yazısından söz etmiyor. Zekeriya Öz, Ahmet Şık’ın kitabını toplatmaya kalkınca şöyle yazmış: “‘Basın özgürlüğü elden gidiyor’ tartışmaları arasında, gerçek zeminin kaydığını düşünüyorum. …Savcılığın kitabı sansür peşinde olduğunu sanmıyorum.” Nazlı Ilıcak 28 Mart 2011 günü de şunları söylemiş; “Ahmet Şık olayını ‘kitaba sansür’ diye tanımlamak ve buradan yola çıkarak Ergenekon davasının safsatadan ibaret olduğunu söylemek yanlış” Savcı Zekeriye Öz’ün gizlilik nedeniyle bize dahi göstermediği Ulusal Medya 2010 belgesini 9 Mart 2011’de ballandıra ballandıra köşesinde yazdığını, televizyonlarda gazetecilere “Şimdi sen de Ulusal Medya 2010’a göre konuştun” dediğini unutmuş. Gazeteci olarak kitabı savunamamış, televizyonda kaç kez savcının, polisin ağzıyla kitap için “Ama örgütsel doküman diye işlem yapılıyor” sözlerini etmişti. Hayır onunki unutkanlık değil utanmazlık.