Kalbim Troia'da kaldı

17 Ağustos 2018, Cuma 00:36
AA

Festival için düşülen yollar eğlenceli oluyor. Şu hayatta bana yapmaktan en keyif aldığım şeyler listesini sorsalar cevabım net: Festival için bir başka bir kente gitmek. Hele ki bilmediğim, tanımadığım kentlere… 

Keşke işim hep bu olsa diye geçirmiyor değilim içimden ama olsun, ara sıra da olsa festival için yollara düşmüşlüğüm var benim de! Sen de bulmuş da bunuyorsun Nilüfer diyorum! Bak işte… Geçen yıl da gittiğim Çanakkale Uluslararası Troia Festivali’nde bu yıl da yerim hazırdı, daha ne olsun… Üstelik festivalin bir yıl içinde kendini çok daha geliştirdiğini, daha güzelleştiğini görmek yakın bir dostumu yıllar sonra görmüşçesine beni sevindirdi. İzlenimlerime geçeceğim ama önce şuraya not düşmem gerek, bu yıl 55’incisi düzenlenen festivalin ilk iki gününde gazetede olduğum için ancak diğer üç güne eşlik edebildim. Olsun, nefisti! Her ne kadar ilk gün Çimenlik Kalesi’nde epey ses getiren ve duyduğuma göre şehrin meydanındaki Truva atına kadar kuyruk oluşturan Fazıl Say’ın ‘Truva Sonatı’nı kaçırsam da bana, festivalin üçüncü günü Yunan besteci Eleni Karaindrou’nun  ‘Film Müzikleri ve Şarkılar’ çalışmasıyla sahneyi büyülü ama hüzünlü bir masala çevirdiği senfonik konser ve festivalin dördüncü yani sonuncu günü gerçekleşen Dany Brillant şovu yetti de arttı bile.

Size kalıbımı basarım, bir insan ömründe böyle nadide konserler çok çok az izliyor. Adı üstünde ‘nadide’ diyorum. Nadir bulunan, ‘sayılı’ ifadesinin içindeki miktar ne kadarsa ondan da az. Şimdiye kadar şu ahir ömrümde yüze yakın konser izlemişsem bu kadar çok etkilendiğimin pek olmadığını itiraf etmem gerek. İkisinin de aynı festivalde yer alması takdire şayan doğrusu. İki farklı karaktere sahip konser hakkında bir tutam not düşeceğim. Aslında not da değil. Epey içsel bir döküm… Yazmazsam içimde kalacak onların neden bu kadar nadide ve benim için değerli olduğu.

KOCA BİR HÜZÜN DENİZİ ELENİ KARAİNDROU

İki hafta önce Yunanistan’da meydana gelen yangında, 2012 yılında film çekimi sırasında yürürken motosikletin çarpması sonucu hayatını kaybeden çok sevdiğim yönetmen Teo Angelopoulos’un tüm arşivinin kaybolup gittiğini öğrendiğimde aklıma ilk gelen Eleni Karaindrou olmuştu. Acaba demiştim, yönetmenin birçok filminin müziklerini ince ince işleyen Eleni, yangında yitirilenler hakkında ne derdi?

Bunu konser sonrası Eleni’ye sormak, onunla biraz Angelopoulos’tan, sinemadan konuşmak istemiştim. Hem nasıl oluyor da bu kadar derin ve insanı hüzünlere boğan müzikler yapıyordu, merak ediyordum. Ne yaşamıştı da ‘Sonsuzluk ve Bir Gün’ün o unutulmaz bestesi ‘By The Sea’ yi yapmıştı mesela? Ancak Eleni’ye ulaşmak pek mümkün olmadı o gece. Belinden rahatsız olan besteci, aralıklarla piyano başına oturdu, çoğunlukla orkestraya başıyla ve elleriyle ritm tutarak katıldı. Orkestra da ne orkestraydı ama!

(Fotoğraf: Batuhan Sarıcan)

Bunu yazmam gerek… Solist Savina Yannatou, Human Touch Jazz Trio, Konstantinos Chatziiordanou, İstanbul Sinfonietta ve Ender Sakpınar, Eleni’nin yarattığı o hüzün denizi içinde burnumun direği sızladı desem, hiç de abartmış sayılmam. Gördüm, bir parça gözyaşı bile aktı sevdiğimin gözünden. Bu arada müzisyenlerin, Çanakkale rüzgarına kapılan nota sayfalarını birbirleri için sürekli kontrol etme ihtiyacı da izlemekten keyif aldığım sahnelerdi. Herkes nota sehpasında sayfaların uçmaması için birbirine siper olmuştu adeta. Orkestra olmak galiba böyle bir şeydi! Öylesine değişik, öylesine anlamlı, öyle başka bir geceydi o gece. Sanki bugüne ait değildi, bir sürü yaşanmışlıkla süslü masaldı, rüyaydı, hayaldi o gece… Truva’dan Eleni geçti… Sanki o gün “Sonsuzluk ve bir gündü.”

FLÖRTÖZ DANY, KADIN ERKEK HERKESİN KALBİNİ ÇALDI

Buraya “Ah Dany Brillant…” diye başlamak istiyorum! Bir adam sahneye ancak bu kadar yakışır ve bir adam böylesine flörtöz olup da ancak bu kadar  sevimli ve hoş görünür! 55. Uluslararası Çanakkale Festivali’nde son gecenin başrolündeki isim Tunus Yahudisi asıllı Fransız şarkıcı Dany Brillant oldu. İyi ki de finali o yaptı! ‘Big Band’ müziğinin temsilcilerinden olan Brillant’la adeta bir filmin içinde gibiydik. Bir kere orkestrası o kadar renkliydi ki, konseri dinlemeye gelen herkesin yüzünü güldürdüğüne eminim! Tıpkı Eleni Karaindrou konseri gibi bu konser de Çimenlik Kalesi’nde gerçekleşirken sanki o gün konserde bulunan herkesin sandalyelerde oturması yasaklanmıştı. Öyle ki Brillant, birbirinden esprili konuşmalarıyla süslediği neşeli şarkılarını söylerken 7’den 77’ye herkesi sahnesine de davet etti! (Gerçi sayıyı 10 kişiyle sınırlı tutmak zorunda kaldı, alimallah sahne o cümbüşe dayanamayıp da çöker diye.)

Bir ara beni de tutmasalar kendimi sahneye atıyordum ama biraz vakur durmam gerektiğini düşündüm nedensizce. Saatler geçip de Dany Brillant şovun dozunu iyice artırınca dayanamayıp Çimenlik Kalesi’nin çimlerinde ben de kendimi neredeyse halay çekerken buldum! Yok yok, o kadar değil. Halay çekmediysek de tren gibi dizilip kalça, gerdan kıvırmışlığımız var. Adam Akdenizli bir kere! Türk insanının kanını canını iyi biliyor. Oryantal ezgilerle nasıl coşacağımızı, swing veya çaça bilmesek de bu konuda bile yetenek sergileyeceğimizi tahmin ediyor. Cana yakınlılığı, samimiyeti, çocuklarla, gençlerle kurduğu sempatik diyalog, anılarını anlatışı, Türk kadınlarının güzelliğini övüşü, yaptığı her şey öylesine doğal ve dozunda. Evinize gelmiş de sizin için çalıp söylüyor sanki. Gidip sarılsanız, sanatçıyım havalarına girmeden size karşılık verecek. ‘Volare’, ‘Tu Vuo' Fa L'americano’ gibi bizim ülkemizde de pek bilindik şarkıları söyleyince yer yerinden oynadı tabii! O gece Çanakkale’nin yarısı dans etti, bunu gözlerimle gördüm!

Festivalin etkisi üzerimden henüz geçmedi. Çanakkale Belediyesi’ne de hayatıma bu iki güzel konseri verdiği için teşekkür ederim. Biz basın mensuplarını çok güzel ağırladılar. Tatil yapamayan şu bendeniz, yenilenmiş, tazelenmiş ve nihayet denize de girmiş olmanın verdiği mutlulukla pek bir arınmış döndüm İstanbul’a… Çanakkale’de mi yaşasam diye düşünmeye de başladığımı söylemeliyim! İkinci bir İzmir burası… Havasıyla, insanlarıyla, şıkır şıkırlığıyla… Belki ileride diyorum, “Belki ileride, burada yaşarım!” Ne yalan söyleyeyim, kalbim Troia'da kaldı. 

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.