‘Beka’ Sorunu ve Ordu

05 Temmuz 2017, Çarşamba 05:00
AA
Verda Özer, Hürriyet’teki dünkü yazısında, ordu içindeki siyasi eğilimleri konu edinmiş. Özer’in emekli asker, akademisyen Metin Gürcan’dan aktardığına göre; TSK içindeki “AK Parti taraftarı” oranı yüzde 1 civarında. Yine aynı araştırma, “ultra-laik” asker oranının yüzde 85 olduğunu öne sürüyor. Tabii söz konusu araştırma ya da analiz, ne kadar gerçeği yansıtıyor onu söylemek kolay değil.

Özer, bu orandan yola çıkarak, “askerle toplumsal eğilim arasında bir uyumsuzluk olduğu” saptamasında bulunuyor. Araştırmanın iddiasını doğru kabul edersek, toplumun yüzde 50'sini temsil eden bir siyasi eğilimin, ordu içinde hiçbir ciddi varlığa sahip görünmediğini söyleyebiliriz. Son dönemde AK Parti saflarında, “darbe ihtimalleri” üzerine değişik senaryoların gündeme gelmesinin bu tabloyla bir ilgisi var mıdır? Bilmiyoruz.

Aşırı politizasyon

Bu tabloyu nasıl değerlendirebiliriz: Bütün kurumlar gibi, ordu da aşırı politize durumda. “Geçmişte de politize değil miydi?” diye sorabiliriz. Ancak, siyasi partiler, bu kadar açıktan orduya nüfuz etmeye yönelmiyorlardı. Şimdi de bu tablodan yola çıkarak, aynı şekilde partiler, orduya nüfuz edemiyorlar şeklinde bir değerlendirme de yapılabilir.

İktidarın, “beka sorunu”nun bu görüntüyle bir ilgisi olabilir mi? “ABD ve AB bize komplo hazırlıyor”, “CHP Adalet yürüyüşünü bu amaçla yapıyor” gibi ifadelerde ortaya çıkan bu anlayış; AK Parti merkezinde, “içine kapanmacı” eğilimi güçlendiriyor. “Etrafımızda herkes düşman” diyen bir çevre, siyasetin de sertleşmesini teşvik ediyor. “Sendelersek düşeriz” ruh haliyle, “OHAL sürmeli” analizi; birlikte yürüyor. Ayrıştırmacı bir bakış açısıyla yapılan siyaset, “öteki”yi, giderek daha tehlikeli görüyor, görebiliyor.

Karamsar ve güvenlikçi

Karamsar, gergin ve güvenlikçi yaklaşımlar ağırlık kazanıyor. Böyle olunca, ordunun yapısı da giderek öne çıkıyor. Bu gerilim stratejisinin sonu yok. Bu yaklaşım, çevreye yayılıyor, siyasetin kimyasını bozuyor, normali anormale çeviriyor. Türkiye’nin bir beka sorunu olduğunu düşünmüyorum. Yüzlerce yıllık devlet yönetme geleneği olan bir ülkeyiz. Sıkıntılar, bölgedeki kaos ve kargaşa; bizim iç huzurumuzu zedeleyici etkiler yapıyor doğru...

“Gerilim stratejisi”, anlama ve uzlaşma stratejisine dönüşebilir mi? Eğer farklı bir yaklaşım oluşursa; ne ordu içindeki değişik görüşler, ne yargıdaki, ne de bürokrasideki eğilimler; tehdit olarak düşünülür. Tam tersine, zenginlik kabul edilirler.

Çare, muhalefetin kendini rahat hissedeceği bir ortama dönmekten, iktidarın sakinleşmesinden geçiyor. “Adalet” yürüyüşüne, tehdit değil, demokratik zenginlik olarak bakılabilirse; normalleşme adına bir kazanım olur.

“Usulet” ve “suhulet”, ilk refleksler olmalı.