‘Yerli’ ve ‘Milli’

12 Temmuz 2017, Çarşamba 05:00
AA
CHP’nin “adalet” mitingine ilişkin yazıma AK Partili bir dostum (On yıl önceki AK Parti kapatma davası ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 dayatmasına da gönderme yaparak) şöyle bir mesaj yollamış:

“O gün sistem denen canavara karşı mücadele ediyorduk. Bugün de bizim mücadelemiz sürüyor. O gün karşımızda olanlar bugün ‘adalet isteriz’ kılıfıyla yine karşımızda. Milli olmayan herkesle mücadelemiz mahşere kadar sürecek. Kimi zaman düşeriz kimi zaman zorlanırız. Ama Hak için mücadelemiz yılmadan sürer.”

“Mahşere kadar” bölümünü bir yana bırakırsak; “milli olmayan herkesle mücadele” kavramı, toplumda yeni gelişen bir dilin, yeni bir zihniyetin “kilit kavram”ı.

İslam dünyasında, “din kardeşliği” bir yapıştırıcı olarak kabul edilir. AK Parti içinde de, Kürt sorunu dahil birçok konunun çözümünde, “din birliğinin bir çözüm yolu olacağı” fikri, güçlüydü. Son dönemde, bunun yerini, görece daha seküler bir söylem sayılabilecek “millilik” aldı. Solun bazı kesimlerinde de, “ulusalcılık”ın yıpranmışlığı nedeniyle, “millilik” kelimesinin kullanıldığını biliyoruz. Radikal ve keskin bir “yerellik” ve “millilik” vurgusu, “merkez siyaset” ve “merkez sosyoloji”ye damga vuruyor.

Kopenhag kriterlerinden

“Yerli ve milli rüzgarı”, bizi dünyada nasıl bir yere oturtabilir? İsterseniz, önce 10-15 yıl geriye gidelim... AB üyeliği konusunda istekli bir dönemden geçiyorduk. “Kopenhag kriterleri, Ankara kriteridir” diyen bir mantık vardı. Komşularla “sıfır sorun” tercihi öne çıkıyordu. İçeride de, milliyetçiliğe sınır çeken bir tutum sergileniyordu.

Sıfır sorun yerine

İşler yolunda gitmedi: Batı ülkeleriyle bozulan ilişkiler... Ortadoğu’nun alt üst oluşu... Rusya ve İran’la krizler... Stratejik müttefik ABD ile zor günler... Tepetaklak olan çözüm süreci...

Bunlara paralel olarak, “yerli ve milli” deyimi, popülerleşti. Tabii bu sözcüklerin temelde yeni bir tarafının olmadığı açık. “Milliyetçi siyaset”, zaten bu sözcükler üstüne kuruludur... Ancak, son aylarda, eski dönemleri de çok aşan sertlikte bir “yerelci dil” öne çıkıyor. Yerli ve milli sözcüklerinin, zaten ilginç bir dokunulmazlığı var. Her an “Ne yani karşı mısın?" sorusuyla karşılaşabilirsiniz. “Gayrı milli damgası” gelebilir...

Yerli ve milli vurgusu, bir süre daha, kamuoyunun bazı kesimlerine ve siyasetin bazı aktörlerine, kafa rahatlığı ve manevra alanı sağlayabilir... Ancak, uzun vadede, aslolan, “yereli aşan bir uluslararası dostluk” olmalı. Aslolan, demokrasiyi, fikir özgürlüğünü, ötekinin hakkını hukukunu savunan ve kollayan bir sistemi kurabilmek olmalı.