Maksat bölünmek

24 Mart 2011, Perşembe 05:00
AA

Biz adama kızıyoruz ama şaka maka Sarkozy epey mesafe aldı.

Ve neredeyse bu iş Kaddafi-Sarkozy maçına döndü... Şimdi bize bir milli görev düşüyor: Bölünmek.

Kaddafi’yi tutanlar-Sarkozy’yi tutanlar.

Bunu iyi beceririz.

Muzip bir arkadaşım var. Ona sordum

- Sen hangi taraftansın?

[[HAFTAYA]]

Dedi ki:

- Henüz karar vermedim. Bekliyorum.

- Neyi bekliyorsun?

- Bakacağım... Bedri Baykam hangi taraftansa, ben karşı tarafı tutacağım.

İşte... Bizi, iyi anlatan bir örnek.

***

Derken, aklımız Anayasa tartışmalarına kaydı. TÜSİAD’ın cesur raporu, hamle yapıp öne çıktı.

Ve Cem Boyner, hepimizi yine köşeye sıkıştırarak dedi ki:

- İnsan onuru, ülkenin bölünmesinden daha önemlidir.

Birinden birini tercih etmek zorunda kalmayız inşallah.

Aynı saatlerde biz Sebahat Hanım’ın Polis’e attığı tokadı konuşuyorduk.

Aldı beni bir düşünce.

- Burada Polis’in, yâni insanın onuru mu zedelenmiştir, devletin onuru mu? Yoksa ülkenin onuru mu? Ve hangisi daha önemlidir?

İşin içinden çıkamadım.

Kararı, Polis’in annesine bıraktım.

*** 

Ama baktım, maksat bölünmek olduğuna göre, tokadı atan’la tokadı yiyen’in, yâni ikisinin de taraftarı var. Onur’dan ziyade kibir galip.

Aynı gece, Sezgin Tanrıkulu, canlı telefon bağlantısında, Gazeteci Mehmet Faraç’a, iyi bir fırça atıp, bir de konuşma ambargosu koymaz mı? Şaştım kaldım.

Hemen Fikri Sağlar’ı aramak geldi içimden. Bulsaydım diyecektim ki:

- Seni CHP’ye almazlar azizim, çünkü sen solcusun.

En iyisi, döndüm yine Libya’ya.

Haçlı Seferi’ni sevsinler...

Araplarla takviye edilmiş Haçlı Seferi... Yok canım, bu bir ucube... Ankara ne kadar çelişkiye düşse mazurdur.