Nevruz

21 Mart 2015, Cumartesi 05:00
AA

İmralı’dan sürpriz bir açıklama beklemiyoruz. Zaten söylenmedik ne kaldı ki? Şimdi sıra, somut adımlardadır.
- İnadı bırakalım.
Silahlar çöpe atılsa da atılmasa da, hükümet, Kürt Halkı’ndan ne esirgeyebilir? Verebileceği herşeyi ona zaten vermelidir. PKK’yla ihtilaf sürse bile, demokratik adımlara hiç taviz denir mi?

Barış Dili
Kaldı ki, İmralı, özenle Barış Dili kullanmaktadır.
Aynı özeni siyasetçiler göstermiyorlar. Karşılıklı verip veriştiriyorlar. Nedir bu?
Taktik midir? Kime yararı vardır?
Dil Yaresi, Kurşun Yarası’ndan sanki farklı mıdır?

[[HAFTAYA]]

Meral Beştaş
Kanallardan birinde Meral Daniş Beştaş’ı dinledim.
Hem ikna ediciydi, hem barıştırıcıydı. Böyle hassas dönemlerde, seçilecek üslup budur işte... İçinde diplomasi var, siyasi üretim var ama etnik gurur da var... Öyle olmalı.

İzleme Heyeti
Durup dururken Tayyip Erdoğan, yeni bir problem çıkardı.
Kadir İnanır, Prof. Arıboğan, Ahmet Taşgetiren... ve adı geçen diğerleri...
Heyette bulunmaya bunlar, kendileri mi talip oldular?
Ne ihtiyaçları var?
Ayrıca, bu isimler kime şirin gözükmek için heyette yer almış olabilirler? Onları kullanmak kimin haddi?
Cumhurbaşkanı, bunu böyle yapacağına, açardı telefonu Davutoğlu’na veya Akdoğan’a, derdi ki “Yahu beyler, İzleme Heyeti’ne gerek yok, vazgeçelim bundan.”
Derdi... Ve biterdi.
Kaç kişiyi birden ters köşeye yatırdığının farkında mı?
* * *
Yüzyıl gecikmeye rağmen, aldığımız mesafe yine de iyidir.
Düşünün: Öcalan’ın paketlenip Türkiye’ye verildiği 1999 yılındaki yerde miyiz yoksa vicdanlarımız hâlâ kör ve sağır mı?