Pazar yazıları

23 Haziran 2013, Pazar 05:00
AA

Ne güzeldi... Pazarları siyasete ara verip başka sahalara inerdik... Biraz müzik, biraz spor, biraz edebiyat... Arada mutlaka nostalji...
Şehir, tarih, müze, anıt... Çarşı pazar, dağ, taş, sahil, deniz, güneş...

Ve bol bol toplum hayatı...

Velhasıl insan, insan, insan. Siyaset bir türlü yakamızı bırakmıyor ki...
Artık oralara gidemiyoruz. Kısır çekişmelerin zebunu olmuşuz. Sürekli siyaset yazıyoruz. Yazıyoruz da ne oluyor? Hiç... Kendin yaz, kendin oku. 

*[[HAFTAYA]]

Rıfat Ababay ne kadar haklıymış. POSTA’yı bir süpermarkete çevirip ne ararsan var zenginliğine sokan bu sihirbaz adam, bana da arasıra (hatta her pazar) birer portre yazmamı önermişti. Liste bile hazırlamıştı. “Ortalık biraz durulsun” deyip atlattım.

Lâkin durulacağı falan yok. Ne yalan söyleyeyim. İçimden öyle şeyler yazmak geliyor, ilk def’a geliyor. Gerçi kaç sütun, kaç santim ve hangi sayfada yazacağımıza artık reklam ajansları karar vermektedir. Ama olsun, elbet bir çare bulunur. “Hele ortalık bir durulsun.”

*

Bayılıyorum şu ikoncan’lara. “Ne atom bombası / Ne Londra Konferansı / Bir elinde cımbız bir elinde ayna / Umurunda mı dünya... Hem de kazık kadar kadınlar... Sabahtan akşama kadar poz veriyorlar.

Ne Çözüm Süreci ilgilendiriyor onları, ne Gezi Parkı heyecanı, ne de Duran Adam efsanesi. Mutluluk budur işte... Üstelik benim oyumla Çoban’ın oyu bir mi diye bir dertleri de yok... Çünkü zahmet edip oy da atmıyorlar. İyi ki atmıyorlar, attıkları her oy beş oy sayılır.