Geyiği bırakalım, gerçek işlere bakalım

20 Mart 2011, Pazar 05:00
AA

Birkaç ünlü kadını topluyor, moda tabirle bir ‘konsept’ yaratıyor, fotoğraflarını çekiyorlar. Bu fotoğraflar bilumum sosyete dergilerinde yayınlanıyor, sonra adı ‘sosyal sorumluluk projesi’ oluyor. Neymiş? Bilmem hangi konuda ‘farkındalık’ yaratılıyormuş.

Az buçuk bir ‘farkındalık’ yaratıyorsunuz belki ama konunun esas muhatabı olan kişilere faydanız ne? Bu fotoğraflar ‘Körler sağırlar birbirini ağırlar’ın dışında neye hizmet ediyor? Kimin hayatına ne tür bir ‘katkı’ sağlıyor?

Konu ister ‘bir kanser türü hakkında bilinçlendirme’ olsun, isterse ‘Kadınlar Günü’, bu tür ‘işin kolayına kaçan’ projeler birkaç ünlü ismin reklamını yapmak ve bazı ‘Beyaz Türkler’in dikkatini çekmek dışında bir işe yaramıyor.

Öte yanda, birileri çok daha mütevazı bütçelerle çok daha fazla ‘hayata değen’ işler kotarıyor. Haberler’i izlerken dikkatimi çekti, bir kaymakamlık, ilçesindeki bir çarşıyla işbirliği yaparak, yeşil kartlı ve yardıma muhtaç kadınlara ‘Kadınlar Günü’nü kutlamak için ücretsiz kuaför ve bakım hizmeti sunuyor.

Hayatlarında hiç kuaföre gitmemiş kadınlar var aralarında. Utangaçça gülümseyerek, en son düğün günlerinde kuaföre gittiklerini itiraf edenler var. Bir günlüğüne de olsa, evlerinden lüks araçlarla alınıp kuaförde bakım yaptırarak güzelleşmenin, ‘kadın’ olmanın keyfine varıyorlar. Bir şekilde hayatlarına ‘dokunuluyor’. Güzel bir anı hediye ediliyor hayat mücadelesi içinde geçen yaşamlarına.

Bahçelievler Kaymakamı Şevket Cinbir ve Osmanlı Çarşı, çok mütevazı bir projeyle yüz elli kadının hayatına dokunuyor. Peki ya ünlü kadınların, sosyete dergilerindeki ‘sosyal sorumluluk soslu’ fotoğrafları ne işe yarıyor?

Korkunun arkasına sığınmak

Gazetecilik mesleğinin korkularak yapılmasından üzüntü duyduklarını söylüyor ‘yılların gazetecileri’. Ergenekon davası kapsamında kurunun yanında yaş da yanıyor çünkü. Gözaltına alınan, tutuklanan meslektaşlarını gördükçe gazetecileri korku sarıyor.

Marjinal olmadığım, sınırları zorlamadığım sürece bana bir şey olmaz’ diye düşünenler de korkmaya başladılar şimdi. Artık oklar sadece ‘marjinaller’e değil, yan masada oturan arkadaşlara da isabet edebiliyor çünkü.

Tamam da, gazetecilik ne zaman ‘konfor’ vaat eden bir meslek oldu ki? Hele de Türkiye’de gerçek anlamda gazetecilik yapanlar ağır bedeller ödemediler mi? Onlarcası meslekleri uğruna hayatlarını kaybetmedi mi? Korku, bir şekilde hep vardı belki içlerinde. Ama bu mesleğin esaslı bir mücadele vermeyi gerektirdiğini bildikleri için yollarına devam ettiler. ‘Korkuyoruz’ demediler. Çünkü bu iş korkunun arkasına sığınarak yapılmaz.

Korkunun arkasına sığınırsak, bir gün uğruna mücadele edecek bir şeyimiz de kalmaz.

Türkler kimlere daha olumlu bakıyor?

İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin yaptığı bir anket uluslararası alanda farklı kamuoylarının birbirlerine nasıl baktığını ölçüyor. En son yapılan anket, Türkler’in bir önceki yıla göre hangi ülkelere daha olumlu baktığını ortaya çıkarıyor.

Buna göre, ABD hakkında olumlu görüş belirten Türkler’in oranı geçen yıla göre 22 puan artarak yüzde 35’e, İngiltere hakkında olumlu görüş belirtenlerin oranı da 23 puan artarak yüzde 41’e çıkıyor. Avrupa Birliği de olumlu görüşlerimizden nasibini alıyor. AB ile ilgili olumlu görüşler yüzde 46’ya ulaşıyor.

Sadece Batı’ya değil, İran’a karşı da olumlu bakanların oranı yüzde 36’ya yükseliyor. Bir tek ülke için olumsuz görüşlerini beyan ediyor Türkler, o da İsrail. Yüzde 77 ile Türk kamuoyunun en olumsuz baktığı ülke İsrail oluyor.

Görünen o ki Türk milletinin özgüveni artıyor. ‘Biz büyük ülkeyiz’ duygusu bireylerin de içine işlemeye başlıyor. AB’ye bel bağlamış, ABD’den medet uman psikolojiden çıkmış olmalıyız ki, bu ülkeler hakkında olumlu görüş beyan edebiliyoruz.

‘Biz artık büyük devletiz, sizinle ‘eşit’iz, sizi sevebiliriz’ demek istiyor olabilir miyiz?

Haftanın notları

-Gazetedeki haber diyor ki ‘Evliyken mesken tuttukları Bebek Kahve’de buluşan Nurgül Yeşilçay ve Cem Özer adeta ‘Medeniyetler Buluşması’ gerçekleştirdi. Boşandıktan sadece 2 ay sonra Sezen Aksu’nun oğlu Mithatcan ile aşk yaşayan eski eşi için çok mutlu olduğunu söyleyerek şaşırtan Cem Özer, eski eşini hasretle öperek medeniyetin sınırlarını iyice zorladı!’
(Of ne gaz ama! ‘Boşandıktan’ kelimesinin ardına yapıştır ‘sadece 2 ay sonra’ diye. Üstüne ‘iğneleyici’ bir ifade koy ‘medeniyetler buluşması’ şeklinde. Oldu mu sana bomba haber! Eh ne yapalım, biz alışık değiliz boşandıktan sonra rezillik yerine dostluğu seçenlere. İlle düşmanlık, ille çirkinleşme, ille çekişme olacak boşanma hikayelerimizde. Bunları bulamazsak, hırsımızdan çatlıyor, ‘Nasıl yapsak da nifak tohumları eksek bunların arasına?’ diye uğraşıp duruyoruz böyle. Bakalım daha ne kadar dayanabilecek bu insanlar bu zorlama haberlere?)

-Seda Sayan, ayrıldığı sevgilisi Atilla Altay’ın kendisine şiddet uyguladığı haberlerine ateş püskürmüş. ‘Bakın beni kimse dövemez diyemiyorum. Ama bunu hiç yaşamamış bir kadınım. Ben, dayağı hak etme gibi bir şeye de inanmıyorum. Kendini dövdürmek istiyorsan, dövdürürsün. İstemiyorsan mesafeyi koyarsın, ‘Hop’ dersin’ ifadesini kullanmış.
(Seda Sayan olarak ‘İstemiyorsan mesafeyi koyarsın, kendini dövdürtmezsin’ demek kolay. Ancak milyonlarca kadın onun sahip olduklarına sahip değil. O yüzden Sayan’ın bu topa bu şekilde girmesi yanlış. ‘Kendini dövdürmek istiyorsan dövdürürsün’ yorumuna hiç girmeyelim, çıkamayız. En iyisi Sayan ‘Kadına yönelik şiddet hiçbir şekilde kabul edilemez’ deyip sussun. Konuştukça işin içinden çıkamayacak çünkü)

Bu yazı 13 Mart 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır