Gül dağıtmayın, koruyun!

13 Mart 2011, Pazar 05:00
AA

Bizim öyle ‘geyik’ kutlamalara ihtiyacımız yok. Gül de almayın, karanfil de dağıtmayın bize ‘Kadınlar Günü’nde. ‘Cennet anaların ayağının altındadır’ ya da ‘Kadınlar baştacımızdır’ gibi klişe cümleler de kurmayın.

Biz artık dayanamıyoruz her Allah’ın günü bıçaklanan, öldürülen, şiddet gördüğü için hastanelik olan kadınların haberlerini okumaya. ‘Ama kışkırttı’, ‘Ama aldattı’, ‘Ama göğüs çatalı görünüyordu’, ‘Namusumuzla oynadı’, ‘Töremiz bunu gerektiriyordu’, ‘Erkeklik gururumla oynadı’... Geçiniz...

Tek bir gerçek var ‘Kadın cinayetleri 7 yılda yüzde 1400 arttı’.

Yok ‘Haksız tahrik indirimi’, yok ‘Erkeklik indirimi’... Bırakın artık bunları. Şiddet gören kadını, polise, adliyeye, jandarmaya sığındığında ‘aile meselesi’ diyerek geri göndermeyin artık. Can güvenliğinin tehlikede olduğunu, eşi ya da erkek arkadaşı tarafından ölümle tehdit edildiğini söyleyen kadınları ‘bürokratik işlemler’inizle oyalayıp ölümlerinde pay sahibi olmayın.

‘Eşimi yaralamam kimseyi ilgilendirmez’ diyor biri. Bir başkası ‘Çok seviyordum, boşanıp başka eve taşınmak istemesine dayanamadım’ diyor, pompalı tüfekle, çocuklarının gözleri önünde öldürdüğü karısının ardından. Korku filmi değil bunlar, gerçekler.

O sizin çok önemsediğiniz ‘hassasiyetleriniz’ var ya, hepsi ‘lüks’ meseleler bu konunun yanında. En ‘hayati’, en ‘acil’ olanı hala göremiyorsanız, sadece sorumlu değil, suçlusunuz.

Kaddafi ve Çiller aynı cümlede nasıl buluşur?

Kadınlar Günü’ne ilişkin yazacak, isyan edecek konu daha bol da, ‘Pazar Pazar bu ne ciddiyet ne celal!’ eleştirilerine maruz kalmamak için, biraz da kadına bakış açımızın ‘magazinel’ boyutuna değinelim.

Magazin dediysek, burada ‘özne’ olan kadının ille de magazinel bir figür olmasına gerek yok. Bürokrat, öğretim üyesi, siyasetçi, bakan, hatta başbakan dahi olsa, bizim için konumu önemli değil. O konumdaki kişinin ‘kadın’ olması yeterli ‘hafif’e alınması için.

İşte bu yüzden emekli bir büyükelçi çıkıp, Libya lideri Kaddafi’nin, eski Başbakanımız Tansu Çiller’e aşık olduğunu iddia etmekte bir beis görmüyor. Neymiş? Bundan 17 yıl önce Tansu Çiller, Başbakan olarak Libya’yı ziyaret ettiğinde, Kaddafi ona altınlar hediye etmiş. O kadar ki Çiller’in boynu düşüyormuş.

‘Çiğlik’ değil de nedir bu Allah aşkına?

Bu ülkede Başbakanlık yapmış dahi olsanız, bir ‘kadın’ olarak ‘light’ konulara malzeme olmaktan korunamıyorsunuz. Üstelik adınızın geçtiği konuda sizin bir dahlinizin olmasına da gerek yok. Birileri size platonik olarak aşık olsa da, siz konuşuluyor, siz açıklama yapmak zorunda kalıyorsunuz. Bu iddia tamamen asılsız da olsa (Kimin kime ne hissettiğini bilemeyeceğimiz için) bir önemi yok. Kadın, Başbakan da olsa kadındır, aşık olunabilir bir varlıktır. Nokta.

Kadınlar Günümüz ‘kutlu ’(!) olsun...

Osmanlıyı sözde değil özde sevmek

Kanuni Sultan Süleyman döneminde av sahası olarak kullanılan, Yavuz Sultan Selim döneminde yapılaşmanın başladığı Yıldız Sarayı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine tanıklık eden çok önemli bir eser. Sultan V. Murad saltanat günlerinde burada oturmuş. II. Abdülhamid tam 33 yıl boyunca imparatorluğu buradan yürütmüş.

Peki ne halde bize Osmanlı’dan miras bu güzel saray? Tam 130 yıldır çatı onarımı dışında buraya tek bir çivi çakılmamış. Eşsiz resimlerin yer aldığı tavanlar, çatıdan sızan yağmur sularıyla çürümüş. Merdivenler, kapılar, pencereler dökülüyor. Kalorifer petekleri, merdiven trabzanları pastan çürümüş.

Sorsanız, Osmanlı bizim her şeyimiz, Osmanlı’yla ilgili en ufak bir eleştiriye bile yok tahammülümüz. Lafa gelince, mangalda kül bırakmıyoruz ama Osmanlı’dan miras en kıymetli varlıklarımızı bile koruyamıyoruz.

Şimdilerde Yıldız Sarayı Haremi’nde bir restorasyon çalışması başlayacakmış. ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi mi gündeme getirdi(!) bu çalışmayı bilmiyorum ama, ‘restorasyon’ deyince, sevinmek yerine korkuyoruz artık. Baksanıza son yıllarda yapılan restorasyonlarımıza, ‘Onaracağız’ derken ‘yaktık’ binaları.

İnşallah bu restorasyon işini yüzümüze gözümüze bulaştırmayız, ‘onaracağız’ derken sarayı tamamen yok etmeden bitiririz de, Osmanlı sadece sözde değil, özde de korumayı öğreniriz.

HAFTANIN MESAJI

Haberin başlığı ‘Barışmak için 6.000 Euroluk çanta aldı’ olunca, sıradan bir magazin haberinin ötesinde bir mesaj algılıyor insan. Her ne kadar barışmaya çalışan kişi çapkın şovmen Mehmet Ali Erbil, gönlünü almak istediği kişi ise oyuncu sevgilisi Yeliz Şar da olsa, sadece medyatiklere ait bir ilişki dinamiği olarak değil, kadın erkek ilişkilerinin geneline dair bir algı geliştirerek okuyoruz haberi. Denen o ki, ikili arasında bir kıskançlık kavgası yaşanıyor. Erbil de, Şar’ın uzun zamandır beğendiği, fiyatı 5-6 bin Euro arasında olan çantalardan alıp sevgilisine hediye ediyor ve araları düzeliyor. Günümüz erkeklerinin, daha çok paraları olduğu takdirde, istedikleri kadınların yanlarında olacağına dair inançlarını pekiştiriyor bu tür haberler. Tıpkı kadınlarda da, ilişkileri maddi beklentilerle yaşamanın normal olduğu fikrini pekiştirdiği gibi. Haliyle, hayattan en büyük beklentisi ‘para’ olan kuşaklar yetişmesine çok da şaşmamak gerekiyor. Ve tabii, ‘tatminsiz’, ‘mutsuz’ ilişkilere de...

Bu yazı 6 Mart 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır