Kontrol etme hırsımız en zorlu sınavımız

06 Mart 2011, Pazar 05:00
AA

Oyuncak ayıların ya da kol saatlerinin içine konulan gizli kameralar; içine SIM kart yerleştirilerek ortamı dinleme işlevi sağlayan üçlü prizler; GPS cihazı içeren erkek ayakkabıları... Tüm bunlar ve daha onlarca ürün artık işportada bile satılıyor. Çünkü talep çok fazla. Çünkü eşler birbirini takip etmek, patronlar çalışanlarını kontrol etmek, çalışan anneler ise evdeki bakıcıları denetlemek istiyorlar.

Sosyolog Nilüfer Narlı, Türk insanının en belirgin sosyolojik özelliklerinden birinin ‘güvensizlik’, bir diğerinin de başkalarının hayatlarına duyduğu büyük merak olduğunu söylüyor. Psikiyatr Kemal Sayar, bu cihazlara başvuranların esasen kendilerine güvenmediklerini ifade ediyor.

Tamam da, modern dünyanın hiç mi payı yok bu ‘hafiyeleşme’ sürecinde? Cep telefonuyla konuştuğumuz eşimizin gerçekten söylediği yerde olup olmadığını; bilgisayar başında oturan çalışanımızın gerçekten işini yapıp yapmadığını; çocuğumuzu emanet ettiğimiz bakıcının çocuğumuzla gerçekten ilgilenip ilgilenmediğini bilemiyoruz. Sözüm ona iletişim çağında yaşıyoruz. Ama tam da bu iletişim teknolojileri sayesinde birbirimizi kandırabiliyoruz. Ve gerçeğe ulaşmak için de yine iletişim teknolojilerine sarılıyoruz.

Daha çok ‘bilirsek’ daha huzurlu olacağımıza inanıyoruz ama gittikçe daha da huzursuz oluyoruz. Kontrol etmek istediğimiz alanı genişletmeye çalıştıkça, nefes alma alanımız daralıyor ve neticede hayatımız daha çekilmez hale geliyor

Belki de bu yüzden, modern dünyadaki en zorlu sınavımız kontrol etme hırsımızla baş etmeyi öğrenmek oluyor.

Feminist oğullar yetiştirmek

Bizde feministler ‘öcü’, feminist olmak ‘tu kaka’dır ya, o yüzden ünlü hatunlar genelde ‘Yanlış anlaşılmasın, feminist değilim’ diye bir ön açıklama yapma gereği hisseder röportajlarında. Hal böyleyken, bir kadının ‘Feminist oğullar yetiştiriyorum’ diye konuşması oldukça iddialı bir açıklama.

Kadını ikinci sınıf görmeyen bir Türkiye hayal ettiğini söylüyor iş kadını Leyla Alaton ve “Buldukları kızlar bana madalya takar mı bilmem ama oğullarımı insani değerleri olan, feminist erkekler olarak yetiştiriyorum” diyor.

En basit tanımıyla kadınların ve erkeklerin eşit haklara, imkanlara ve fırsatlara sahip olmasını savunan feminizm, kadınlar ve genç kızlar tarafından bile yanlış anlaşılıp sahipsiz kalırken, bir anne çıkıp oğullarına böyle bir bilinç aşıladığını ifade ediyorsa, ‘Helal Olsun’ demekten başka bir laf düşmüyor bize.

Keşke Leyla Alaton gibi kadınlar daha çok konuşsa...

Cirque du Soleil’in düşündürdükleri

İllüzyon gösterileri hiçbir zaman ilgimi çekmedi. O yüzden ‘Yetenek Sizsiniz’in kahramanı Aref’in sırrı konusuyla da hiç ilgilenmedim... Sihirbazlı, palyaçolu, hayvanların atlayıp zıpladığı sirklere ise çocukluğumda bile pek sempati duyamadım. Ama trapezciler... Onlar her zaman heyecan vericiydi. Özellikle, trapezcilerin hayatlarını anlatan filmler bana her zaman cazip geldi.

Cirque du Soleil’in alışılagelmiş sirk gösterilerinden çok farklı şovlar sunduğunu biliyordum. Olağanüstü dekorları, kostümleri ve son derece etkileyici müzikleriyle sundukları akrobasi şovlarının çok üst düzeyde olduğunu duymuştum. Abdi İpekçi’de gerçekleştirdikleri ilk gösterilerini izlerken, etkileyici bir şov izliyor olmanın ötesinde şeyler düşündüm. Bir insanın sürekli antrenman yaparak gelebileceği noktanın bu derece olağanüstü olması heyecanlandırdı beni en çok.

Başlangıç noktası illa ki ‘yetenek’ ve fiziksel altyapı. Ama ‘varılan nokta’ binlerce saatlik provanın sonucu. Cirque du Soleil’deki tek kişilik trapez gösterisi tek kelimeyle nefes kesiciydi. İzlerken bizim bile kalbimiz çarptı. Fakat bence daha da zor olanı, dört kişinin birlikte gerçekleştirdiği trapez gösterisiydi. Oradaki konsantrasyon ve senkronizasyon müthişti.

Ezcümle, Cirque du Soleil, sadece bir şov değil, binlerce saatlik provalarla nasıl mucizeler yaratılabileceğinin mükemmel bir örneği aslında.

HAFTANIN NOTLARI

-Taciz suçunun sorumlusunun dekolte giyinen kadınlar olduğunu söyleyen Prof.Dr. Orhan Çeker’e, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’tan ‘örtülü’ bir destek gelmiş. Kavaf, hayatın akışı içinde kişinin nerede nasıl giyineceğine dair genel geçer bir kural olduğunu ama tacizin tek nedeni olarak kılık kıyafeti göstermenin doğru olmadığını söylemiş.

(Yani ‘Kılık kıyafet de tacizin nedenlerinden biridir ama tek nedeni değildir’ demek istemiş Sayın Bakan. Kadın ve Aileden sorumlu, üstelik de ‘kadın’ bir bakan böyle diyorsa, Çeker’in açıklamasına çok da şaşırmamak, hatta Kavaf’a da ‘örtülü’ destekle yetindiği için teşekkür etmek gerek. Ya bir de ‘örtüsüz’ destek verseydi(!)

-CHP Kadın Kolları’nın Diyarbakır’da düzenlediği ‘Kadın İmece Toplantısı’na katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülsüm Bilgehan, bölgede düzenlenen toplantılardan kadınların sorunlarının başında yoksulluk ve işsizlik geldiği sonucuna ulaştığını ifade etmiş ve kadınların aile sigortası yerine iş ve fabrika istediklerini kaydetmiş. Son 7 yılda aile içi şiddetin yüzde 1400 arttığını, kadın sorunları deyince akla şiddet sorunlarının geldiğini belirterek konuşmasını ‘Sizler var oldukça Türkiye’nin ekseni değişmez’ sözleriyle tamamlamış.

(Kadın sorunları, yoksulluk, şiddet konuları nasıl olmuş da ‘eksen’ meselesine bağlanmış, anlamak mümkün değil. Biri işsizlikten bahsediyor, öbürü hala ‘eksen’ diyor. Türkiye’nin değil ama CHP’nin ekseninin artık değişmesi gerekiyor, aksi halde ‘Kasap et derdinde, koyun can derdinde’ oluyor).

Bu yazı 27 Şubat 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır