Kamera arkasının 25 yıllık emekçisi: Murat Ceylan

09 Ağustos 2017, Çarşamba 12:30
AA
Murat Ceylan’la ‘Güllerin Savaşı’nın yayınlandığı dönemde tanıştık. Kendisinin instagram’da yayınladığı muhteşem videoların sıkı takipçisiyim. Kamera önünü konuştuğumuz kadar arkasını da konuşmamız gerektiğini düşündüğüm için kendisiyle röportaj yapmak istediğimi söyleyince sağolsun beni kırmadı ve Balat’ta, Fox TV için çekilen ‘Benim Babam Bir Melek’ adlı televizyon filminin setinde buluştuk. Ekibin yemek molası verdiği arada keyifli bir röportaj yaptık. Murat, meslekte 25 yılını doldurmasına rağmen hala büyük bir keyifle çalışıyordu. Bir projenin kamera arkasında yaklaşık 150 kişi çalıştığı için sektörü ‘bacasız fabrika’ olarak tanımlıyor. Bir görüntü yönetmeninin gözünden sektöre dair kıymetli cümlelerini bizimle paylaştığı için kendisine teşekkür ediyorum. Bu arada Hayat Şarkısı’nın Mahir’i Olgun Toker’le de tanışma fırsatını yakalamak günün sürprizi oldu. ‘Benim Babam Bir Melek’ Erol Hızarcı’nın beğenilen romanından uyarlanmış ve Olgun Toker’e Meral Çetinkaya, Bennur Duyucu, Seher Terzi, Mehmet Zekeriya Karakaş eşlik ediyor. 

Sektöre girişin nasıl oldu?


Sektöre 92 senesinde girdim. Çocukluk hayalimdi. Şanslıydım ki istediğim mesleği yapabildim. Zor olmasına rağmen işimi her zaman severek yaptım. Çünkü işini severek yaptığın zaman insanın gözüne bir perde iniyor ve sadece mutlu olduğun zamanları hatırlıyorsun. Dönüp arkama baktığımda sektörün daha rahat olduğunun farkındayım. Eskiye göre çok daha rahat. 

Bu işin bir okulu var mıydı o zamanlar?

Vardı tabi. Bizde alaylı/mektepli diye bir tabir vardır. Ben alaylıyım. Yaşayarak öğrenenlerdenim. Keşke okulunu okusaydım dediğim oluyor tabi ama o zaman için mümkün olmadı. 



İlk çalıştığın projeden bahsedelim mi biraz?

İlk 88 ya da 89 senesinde TRT’nin bir projesinde çalıştım. Rahmetli Samim Değer’in bir projesiydi. Bu işin kokusunu ilk orada teneffüs ettim. Çocukluğumda tesadüfen bir reklam setinde bulunmuştum. O da rahmetli Levent Kırca’nın bir reklam filmiydi. Orada ‘ben bu işi yapacağım’ demiştim. O ortamda bulunduktan sonra hayalim bu oldu. Uyuyordum uyanıyordum aklımda hep bu vardı. O zamanlar zaten bir TRT vardı bir de Sinema filmleri vardı. 

Şimdiye kadar kaç projede kameranın arkasındaydın?

Mesleğe başladığım günden itibaren içinde bulunduğum proje sayısı 60’ın üzerindedir. 

Çalışma saatleriniz son birkaç yılda çok uzadı. Sen ne düşünüyorsun?

Sektöre girdiğimde çektiğimiz işler 50-60 dakikaydı. O dönemlerde o kadar rahattık ki haftanın 4 günü çalışıyorsak 3 günü bize kalıyordu. Hatta o 3 günde de başka işlere gidebiliyorduk. Çünkü çektiğimiz işte gece sahnesi yoksa hava karardığında bizim işimiz bitiyordu. O zamanki teknik malzeme zayıflığına rağmen güzel işler çıkarabiliyorduk. Hikaye olarak da baktığın zaman çektiğin iş seyirciye bir mesaj verebiliyordu. Çünkü sahne araları bu kadar uzun değildi. O bitmeyen bakışmalar, uzun sessizlikler yoktu. 

Sanırım sektördeki herkes eski zamanları özlüyor…
 

O zamanlar gerçekten daha insani şartlarda çalışıyorduk. Dediğim gibi gece sahnesi yoksa makul bir saatte paydos ediyorduk. Düşünsene cep telefonları yoktu. Ev telefonlarıyla haberleşiyorduk ve herkes tam saatinde sette oluyordu. Tabi çalışma saatleri böyle rahat olunca da herkes işini şevkle yapıyordu. 



Nasıl çözülecek bu durum? Somut adımlar atılıyor mu?

Bir dönem çalışma saatleri gerçekten çok uzundu ama son zamanlarda sendikal bir oluşum meydana geldi ve artık setlerde bu sendikanın yaptırımları etkili oluyor. Bu durum kanallara da sirayet etti. Durum böyle olunca da artık kimse 12 saatten fazla çalışmak istemiyor. Düşünebiliyor musun 24 saat sette olduğumuz zamanlar oldu. Söz konusu bir sinema filmi gibi kalıcı bir iş olduğunda 16 saat de 24 saat de çalışıyorsun. Ama diziler öyle değil. Sonuçta seyirci bu hafta izlediğini diğer hafta yeni bölüm yayınlanınca unutuyor. Her hafta çekilen bir iş için de bu saatler çok uzundu. Bu televizyonu kötülemek için söylediğim bir şey değil. Bu, dizilerin genel yapısından kaynaklanıyor.

Ne oldu da süreler bu hale geldi?

Özel kanallar açılınca,seyirci izledikçe daha çok dizi çekilmeye başlandı. Oyunculara astronomik ücretler ödendi. ‘Reyting’ kavramı da ortaya çıkınca, kardan daha fazla pay alabilmek için dizi süreleri gittikçe uzadı. Bunun da ucu bize, yani set çalışanlarına  dokundu. Çalışma saatleri bu duruma gelince kamera arkasında çalışanlar için uykusuzluk, aşırı yorgunluk gibi durumlar ortaya çıktı. Bu yorgunlukla evine dönmeye çalışırken kaza yapan hatta hayatını kaybeden kardeşlerimiz, arkadaşlarımız oldu. Yani o uzun çalışma saatlerinin geri dönüşü olmayan sonuçları oldu. 

Ama şu anda sendika bu konuda bastırıyor ve kamera arkasının 12 saatten fazla çalışmasına engel oluyor. Repolar da düzene girdi. Altı günde bir mutlaka repo veriliyor. Giderek bu sistem oturacak diye umuyorum. Dizi süreleri şu an için kısalacak gibi görünmüyor ama en azından düzenli saatlerde çalışmak bizim de istediğimiz bir şey. 

Açıkçası bir seyirci olarak ben de sürelerin kısılmasını istiyorum ama bizim söylememiz yeterli olmuyor nedense. 

Dizi sürelerinin kısalması için kanalların ortak bir karar alması gerekiyor. Ama sosyal medyada kısa süreli işler yapılmaya başlandı. Belki bunun kanallara da etkisi olur. Yapımcılar da bunun farkına varıyorlar artık. Yani hem sosyal medyanın etkisini hem de sürelerin kısalması gerektiğini anlıyorlar. 

Baktığımız zaman bu durum herkes için bir dezavantaj aslında.

Tabii ki öyle. Ama bunun için oyuncuların da ortak bir tutum sergilemesi gerekiyor. Aslında sürelerin kısalması hepimiz için daha insani şartlar sağlayacak. Uzun süreler yüzünden hikayedeki karakterler de pasifize oluyor. O hep konuştuğumuz boş boş bakışmalar, 2-3 bölümde bir tekrarlanan sahneler ortaya çıkıyor. Tempo da düşüyor, senarist de yazamıyor, set çalışanı da gereğinden fazla yoruluyor. 

İyi hikayeler de harcanıp gitmiyor mu zaten sırf bu yüzden?

Aynen öyle. Mesela Barış Kılıç’ın da içinde yer aldığı Oyunbozan diye bir iş yaptık. Hikayesine inandığımız, sağlam bir işti. Hani bölüm süresi 40 dakika olsa soluksuz izlenecek bir işti. Ama sürenin uzunluğu yüzünden harcanıp gitti. Bizim istediğimiz kısa süreli işler yapılsın ama doğru işler yapılsın. 



İçinde bulunmaktan ayrıca keyif aldığın işler oldu mu?

Ihlamurlar Altında ve Asi en keyif alarak çalıştığım işlerdi diyebilirim. Komedi de çektim ama kendi adıma dram türündeki işlerde çalışmayı daha çok seviyorum. Toplum olarak da bu türü daha çok sevdiğimiz bir gerçek. Aksiyon türü işler yüksek maliyetten dolayı çekilemiyor. Çünkü yapımcı da daha çok kazanabileceği işler yapmak istiyor. 

Yönetmen ve görüntü yönetmeni arasındaki farkı özetlesek?

Yönetmen projenin patronu, görüntü yönetmeni teknik kısmın patronu. Yönetmen hikayeyi okuduktan sonra bir dünya kuruyor. Ben de görüntü yönetmeni olarak o dünyaya dahil oluyorum. Tabi fikir alış verişleri yapıyoruz. 

Özellikle çalışmayı tercih ettiğin yönetmenler var mı? 

Aslına bakarsan bu bir ekip işi. Dolayısıyla da en önemli şeylerden biri doğru ekibin kurulması ve uyum içinde çalışılması. Tanıdığım bildiğim bir yönetmenle çalışıyorsam o adamla göz göze geldiğimde neyden mutlu neyden mutsuz olduğunu anlayabiliyorum. Mesela Ihlamurlar Altında dizisinde Aydın Bulut’la çalışırken iki ya da üç sahnede bizi özgür bırakıyordu ve bu bizi gerçekten çok mutlu ediyordu. 

Dizileri seyirci gözüyle izlemek senin için zor oluyordur...

Tabii ki de dizileri seyirci gözüyle izleyemiyorum. Bu da bizim mesleki deformasyonumuz. Ben televizyonun karşısına oturduğumda direk teknik gözle bakıyorum seyrettiğim işe. Ne yapılmış, nerde eksik kalınmış bunlara bakıyorum. 

Zaman Zaman ‘oyuncu kaprisi’ başlıklı haberler okuyoruz. Bu anlamda yaşadığın bir sıkıntı oldu mu?

Bir projede kanal devam onayı verdiği halde iki oyuncu arkadaşımız yorulduklarını bahane ederek ayrılmak istediklerini söylediler. Oysa orda onlarca kişi o işten para kazanıyordu. Açıkçası bu tavır bana çok etik gelmemişti. Bunun diğer çalışanlara ve oyunculara haksızlık olduğunu düşünüyorum. Birçok kişi işin devam edeceğini düşünüp gelen işleri geri çevirmişlerdi. Son anda final haberi gelince bu arkadaşlar da boşta kaldılar. 
 

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.