Bayram tatili eziyeti

02 Eylül 2017, Cumartesi 09:50
AA
Kurumsal hayatta çalışanlar baldan tatlı gelen resmi tatil günlerini iple çeker. Bu uzun tatiller, uzatmalı aşk gibi bitmek bilmez.

Hele yaz aylarına geliyorsa daha da muazzam olur. Ben resmi tatil günlerini, eğlence hayatındaki cumartesi gecelerine benzetirim. Herkes sokağa çıkar ve gecenin sonunda kalabalık, izdiham ile çekilen eziyetle kimse eğlenmez.



Geçen bayram tatillerinde hepimiz çıkan tabloları biliyoruz. Pazar yerine dönen tüm tatil beldelerinde insanlar yürümekte bile zorluk çekerken, para verip girdikleri plajlarda bile yer bulamayıp bir köşeye sıkışıyorlar.



Bu uzatmalı tatil dönüş yolları da ayrı bir sorun olurken, çekilen keşmekeşlik için de çelik gibi bir sabır gerekiyor. Bodrum, Çeşme, Antalya hattını geçtim Yunan Adaları bile bu yıl Türkler tarafından resmen işgal edildi.

BAYRAMA DEĞER KATANLAR

Bayramın ilk günü kurban telaşı yaşayan islam aleminde, tatile gitmeyen ve yaşadığı şehirde kalanlar ziyaretlerini ikinci güne sığdırırlar. Bayramın en güzel değerleri saymakla bitmezken, benim için en olması gerekenler:



Bayramı tatil olarak değerlendirenler, bayram mesajı yerine sevdiklerinizi ve aile büyüklerini arayarak sesinizi duyurarak kutlayın.

Annenizin kapısını muhakkak elinizde çiçeklerle çalın. Hayatta değilse yattığı yerde ziyaret edip bol bol dua edin.



Sokak kapınıza gelen mahalle çocukları varsa onlara ikramda ve cömertlikte kusur etmeyin ve sevginizi gösterin.

Ailenizle vakit geçirirken elinizde sürekli telefonla meşgul olmayın. Onlarla sohbet içinde olun.

Gidilen misafir ziyaretlerinde yapılan ikramları az da olsa tadın ve geri çevirmeyin.

BAYRAMDA İSTANBUL'UN SAKİN GÜZELLİĞİ

Bir İstanbullu olarak, insanın yaşadığı şehirde yani İstanbul'da tatil yapması da ayrı bir keyif. Bazılarının kulağına saçma gelse de, boş kalan İstanbul'u yaşamak herkese nasip olmaz.



Trafiğin olmadığı, şehrin sessizliğini ve sakinliğini içine çekmek paha biçilemez. "İstanbul'u İstanbul gibi yaşamak" diye bir şeyi işte burada anlayabiliyorsunuz. Galata'nın Balat'ın, Boğaz'ın ya da Kanlıca'nın belli saatlerde o naif dinginliği sizi eski İstanbul'a götürüp bir süre orada bırakıyor.

KAHVALTININ STARI

Kahvaltı benim için olmazsa olmazlardandır. Dünyanın neresine gidersem gideyim, "Bizim kahvaltımız gibi yok" derim.
Özellikle haftasonları, sabah kendinize gelmeden arkadaşlarınızla buluşup gittiğiniz bir mekanda sipariş verdiğiniz o kahvaltıda herşey tam istediğiniz gibi olmaz. Mutlaka can sıkan birşey illa ki çıkar. Çayınız bittiğinde istediğiniz çay dakikalarca gelmek bilmez, ya da gelen yumurtanız soğuk veya istediğiniz kıvamda bir türlü olmaz. Bunlara ek olarak, saymakla bitmeyecek daha başınıza birçok şey muhakkak gelmiştir.



Belli bir süre sonra, bu eksiklerle mücadele etmekten yorulup pes edip olanla yetinirsiniz. Bunu isim yapan mekanlarda bile yaşamış biri olarak, genelde kahvaltımı eksiksiz olsun diye hep evde yapmayı tercih ederim. Geçen yıl bir yürüyüş sonrası keşfettiğim Nezih'in kahvaltısında gerçekten yok yok. Gaziantep'in yöresel lezzetleri ile şölene dönüşen kahvaltıda mest olmamak elde değil. Kiremitte peyniri, patatesli yumurtası ve sahanda sucuğu damak kamaştırıyor Nezih'in.



Sıcak gelen pişisi, gözlemesi ve peynirli mini pidesi masanın vazgeçilmezleri. Pekmezden bala, tereyağdan reçellere kadar gelen her lezzetin yöresinden ve taze olduğu o kadar belli ki neyi yiyeceğinize şaşırıyorsunuz. Arı gibi çalışan servis elemanları hiçbir şeyi aksatmıyor. Sürekli çay diye sızlanmıyorsunuz. Ortada sadece çay servisi yapan ayrı bir elaman var. Daha çayınız bitmeden, son yudumunuzda diğeri masanıza konuyor. Üstelik kuş sütünün eksik bile olmadığı bu kahvaltı ve sınırsız çay sadece 55 lira.

ŞARKICILIKTAN SONRA ŞİMDİ DE OYUNCULUK MODA

Ekranda hangi kanalda, hangi dizi var çok bilmem ama çok konuşulanlara merakla şöyle bir göz atarım. En son kaçırmadan yıllar evvel sadece Aşk-ı Memnu'yu izlemişimdir. Zaman içinde gözlemlediğim kadarıyla ismini saymakla bitmeyecek bu dizilerin içinde, aşk, entrika ve ihanet senaryosu olanların çoğu tuttu ve devam etti.



Bir de efsane kadrosu ile Muhteşem Yüzyıl ile beraber aynı rüzgara takılıp giden birçok dönem dizisi yapıldı. Onlardan da  gerçekten iyi olanları yürürken kimisi de tökezledi ve bitti.

Birkaç zamandır pöpüler kültürde herkes şarkıcı ve DJ olmaya merak salmışken, bu işi iyice bir saçmalığa vurup oyunculuğa kadar cesaret edenler bile çoğaldı. Oyunculuğu çok kolay sanıp, eğitim bile almadan bu mesleğe yıllarca emek verenlere saygısızlık edenler de şu dönem fazlasıyla mevcut.



Seda Sayan'ın "evleneceksen  gel" programının gelin adayı Solmaz ve talibi Kaan isimli bir gencin "Aşk-ı Roman" isimli bir dizide başrol olduklarını görünce şaşırdım kaldım. Bir dönem Cennet Mahallesi'nin çok reyting alması ile yapımcıların da Solmaz'ın televizyonda atarlı roman kızı hallerini senaryoya dökmek istemeleri çok da şaşılacak bir durum değil.

Daha evvel birçok örneğini gördüğümüz bu durumun alıcısı, maalesef çok kalıcı olmayabiliyor.