'Baklava göstermemi isterler diye endişeliyim'

09 Temmuz 2016, Cumartesi 16:00
AA

Malum RTÜK yasakları, ekrandaki dizilerin tepesinde... ‘Öpüşmem, soyunmam, sevişmem’ diye özetlenebilecek Türkan Şoray kanunları mecburi hale gelmiş durumda. Kadın bedeninin ‘meta’ olarak kullanılmasına yapılan itirazların da bunda payı var elbette. İyi, pek güzel, tamam... Ama bu kez de erkek vücudu ‘meta’ olarak kullanılmaya başladı. Ona laf yok mu?

Koca dizi sektörü erkeklerin kasları üzerinden para kazanıyor. Hayır, bana göre hava hoş, hiç şikayetçi değilim de... Çifte standart olmuyor mu, onu soruyorum? Yazık, erkek oyuncular baklavalarını göstermekten helak oluyor resmen.

Bu baklava mevzusu sektörde başka dert de yaratıyor tabii... atv’de ‘Rengarenk’ diye yeni bir diziye başlayan oyuncu Kaan Taşaner, “Erkek başrol oyuncuları sürekli soyunuyor. Benden de baklava göstermemi isterler diye endişeleniyorum” demiş.

Çok güldüm. Barış Arduç’un kaslarını göstermesiyle başlayan ‘baklava’ furyası Yusuf Çim, Can Yaman, Furkan Palalı gibi isimlerin de yarışa girmesiyle iyice hız kazandı... Diğer yandan Burak Hakkı, İlker Kaleli, Kıvanç Tatlıtuğ gibi isimlerin göbekli halleri çarşaf çarşaf basılıp kınayan ifadelerle haber oluyor. Şimdi erkekler çekiyor kadınların bir dönem yaşadıklarını. Ne komik değil mi? Acımasız işte bu dünya!

Protein tozu satışı patlamış

Sadece yerli dizi sektöründe ‘baklava’ patlaması yaşanmıyor… Son yıllarda reyting rekoru kıran ‘Game of Thrones’, ‘Outlander’, ‘Vikings’, ‘Pretty Little Liars’ gibi yabancı dizilerde de erkeklerin kaslı vücutları sergilendikçe, protein tozları yok satmaya başlamış.

Zira vücut çalışıp protein tozlarını kullananlar, baklavalara daha çabuk ulaşıyor. Sporcu gıdaları satışı yapan bir internet sitesinin yetkilisi, Türkiye’de en çok 18-30 yaş gurubu erkeklerin sporcu gıdaları kullandığını, bu isimlerin de ekranda gördükleri güzel vücutlu oyunculara özendiğini belirtiyor. Ne diyelim... Dizide oynamayanlar, sokakta üstsüz dolaşıp baklavasını göstermesin de!

Beach ne, Plaj ne?

Tarihçi Murat Bardakçı’nın dün Habertürk’teki köşesini okurken çok eğlendim. “Ne zaman plaja ‘beach’ demeye başladık?” diye sorgulayan keyifli mi keyifli bir yazıydı... “Artık plaj diyemiyorlar ‘beach’ diyorlar, plaj partisi de ‘beach party’ oluyor” demiş Murat Bardakçı ve ikisi arasındaki farkı şöyle anlatmış: “Plaj diye, sıradan vatandaşın gittiği ve denize serinlemek için girilen yerlere deniyor.

Fakat bizdeki ‘beach’ler tek bir lahmacunun yahut 3-4 çiğ köftenin kırk derece sıcakta birkaç yüz liraya sokuşturulduğu, şezlongunun etrafındaki portatif perdeleri ardına kadar açıp paparazzi gözleyen ama ne iş yaptıkları meçhul ünlülerin cirit attığı, yer yer de göbek ve varis mahşerleridir…” “Beach nedir?” daha iyi anlatılır mı

Selfie yerine Drone

Marmaris Bozburun’da sevgilisi Burçin Terzioğlu ile tatil yapan İlker Kaleli, paparazziler tarafından görüntülenmemek için ilginç bir yöntem bulmuş…

Denize girmek istediklerinde, önce drone uçurup dağda, tepede, kuytuda kendilerini çeken kimsenin olup olmadığına bakıyor, sonra denize giriyorlarmış. Demokraside çare tükenmez! Ben de geçenlerde Bodrum’da kaldığım otelde rastladım…

Havuzun kenarına konuşlanmış 4-5 masalı kalabalık bir aile, uçurdukları drone’a el sallayarak bayram kutlamasını ölümsüzleştiriyordu. Belli ki selfie çekme işi yerini yavaş yavaş drone uçurmaya bırakıyor. Hadi hayırlısı.

Ortalık karıştıranlar

Efendim neymiş? Kaleci Volkan Demirel’in eşi Zeynep Demirel, sarı kırmızı bikini giydi diye ortalık karışmış, Fenerli taraftarlar tepkiliymiş! Birincisi, fuşya bikiniyi kırmızı görenler gözüne baktırsın. İkincisi Fenerli olana sarı-kırmızı kıyafet yasak mı? İyi misiniz?

*

Emre Mor’un Arapça yazılı şapkası da olay oldu. Oysa üzerinde Arapça ‘Londra’ yazıyordu... Artık Arapça harf görünce delirecek miyiz böyle? Benim kolumda da Arapça adım yazıyor, onu ne yapalım?

*

 Seda Sayan, bayram diye sevgilisi Erkan Çelik’in elini öpmüş, yine ortalık karışmış. Sosyal medyadan saydırıyorlar. İnsanların özel hayatları, giydikleri, yedikleri içtikleri ne çok ilgilendiriyor başkalarını.

Nerede boş beleş tartışma var, herkes orada maşallah! Ama kimse çıkıp da “Fatih’te sigara içen genci yumruklayan yobaz nasıl serbest kalır?” diye sormuyor, ortalığı ayağa kaldırmıyor, sormuyor.

Geçen gün translar, kendilerine saldıran mahalleliye “Ulan o kadar çocuk tecavüze uğradı niye ses çıkarmadınız?” diye posta koymuştu.

Namus bekçisi, ahlak zabıtası adamlar, gözlerine far tutulmuş tavşan gibi kalakaldılar, cevap veremediler. Hangisi delikanlı sorarım size? Demem o ki, kendinize başkalarının hayatı yerine uğraşacak daha değerli şeyler bulun.