Cannes Festivali dijitale karşı

28 Mayıs 2017, Pazar 05:00
AA
‘Hangi Türk güzeli Cannes’da daha havalıydı’, ‘fotoğrafçılar bizim güzelin fotoğrafını çekti mi?’, ‘niye ‘bizimkileri çekmediler en iyi ben bilirim’ vs…

Cannes Film Festivali başladığından beri bunları tartışıyoruz. Bunlar da zevkli, işin tuzun biberi tamam da.. Şahane bir tartışmayı göz ardı ediyoruz. Ben de atlamışım...

Ayşe Özek Karasu’nun köşesinde okudum. Cannes Film Festivali’nin açılışında; jüri başkanı ünlü yönetmen Pedro Almodovar, Netflix gibi dijital platformlara savaş açarak şunu söylüyor:

İKİ NETFLIX FİLMİ VAR

“Altın Palmiye ya da herhangi bir ödülün, beyazperdede gösterimi olmayan bir filme verildiğini düşünemiyorum bile!” İşte bu sözler festivale damga vuruyor.

Zira bu sene festivaldeki 19 film arasında Netflix’in iki filmi yarışıyor. Tilda Swinton ve Jake Gyllenhaal’ın oynadığı ‘Okja’ ve Adam Sandler, Ben Stiller, Dustin Hoffman gibi yıldızların yer aldığı ‘The Meyerowitz Stories’. Büyük bütçeli, sıkı işler yani.

BEYAZPERDENİN GÜCÜ

Ama Almadovar gayet net: “Yeni teknolojilere ve bunların sunduğu olanaklara karşı değilim ama hayatta olduğum sürece, genç kuşakların farkında olmadığı bir şey için, beyazperdenin hipnoz gücünü anlatmak için savaşacağım…”

Müthiş bir iddia değil mi? Pedro Almodovar’ın bu konuda yalnız olmadığını da söylemek lazım. Amerikalı ünlü yönetmen James Cameron da online servislerin salon keyfini tehdit ettiğini söyleyenlerden bir başkası. Dijital platformların televizyonun ve sinemanın tahtını salladığı şu günlerde, sinema dünyasının önemli isimlerinin söylediği bu sözler fazla mı romantik geliyor size?

MAKARA

Hapşırığım genzime kadar gelmiş, tam hapşıracakken birden kaçmış, hapşıramamışım da içimde kalmış gibi… İşte heveslerim de öyle yarım kaldı. (Twitter’dan)

Önce sinema sonra festival şartı

Fransa’nın kendi kültürünü ve dilini Amerika egemenliğindeki her şeyden korumaya çalışması yeni değil. Bu konularda çoğu zaman ne kadar küstah oldukları, Fransa’ya giden her turistin malumudur. Şimdi de festivallerini Amerikan ürünü dijital platformlardan korumaya çalışıyorlar.

Ve elbette sinema zevklerini! Bakın burası önemli. Çünkü Fransız yasalarına göre sinema salonunda oynayan bir filmin, online servise girmesi için 36 ay geçmesi gerekiyor. Gelecek yıldan itibaren de filmlerin Altın Palmiye’ye aday olabilmesi için önce Fransız sinemalarında gösterilmesi gerekiyor. Yani Netflix’in Fransa’da işi zor.

Anlayacağınız biz kim şıktı, rüküştü tartışırken; Fransa’da sinema salonlarının geleceği masaya yatırılıyor. Peki bizde durum ne olacak? Sinema salonlarını, festivalleri koruma adına böyle önlemler alınır mı meraktayım. Aldım elime mısırları, takipteyim…

EN KISA ZAMANDA…

■ Kalabalık bir sofrada iftar keyfi yaşanacak..

■ Bir gün boyunca telefonu kapatıp, İstanbul korularında, yeşilliklerde kitap keyfi yapılacak...

■ İşadamlarının ve ünlülerin başarısızlık hikayelerini yazan Özlem Gürses’in ‘Bazen Olmaz’ adlı kitabı okunacak, bazen olmayanlar hatırlanıp ders çıkartılacak...

■ Açıkhava’daki Zubizu konserlerine gidilecek; Şebnem Ferah, MFÖ, Teoman’la coşulacak...

■ Suda koşu yaptıran yeni spor akımı AquaJog ile tanışılacak... (1 saatte 800 kalori yaktırıyormuş!)

■ Bir Fenerli olarak Beşiktaş Vodafon Arena’da maç izlenecek...

■ Evdeki kitaplar toplanıp Vakkorama’nın ‘Bir Kitap, Bir Gelecek’ kampanyasına verilecek. (Tüm Vakkorama’larda bulunan özel kumbaralara bağışladığınız kitaplar, ihtiyaç sahibi okullardaki çocuklara ulaştırılıyor.)

■ Nargilesiyle ünlü, Boğaz’daki şu muhafazakâr mekanda gözlem yapılacak.

Bu kadar acıya TIP çare olabilir mi?


Yolları Afrika’da kesişen iki doktor… İç savaşın ve kan gölünün ortasında yaşanan bir ilişki ve çatışmalar. Ezilenler, ölenler ile sömürenler/egemenler… Sean Penn’in geçen yıl Cannes’da gösterildiğinde kıyasıya eleştirilen ve pek samimi bulunmayan filmi ‘The Last Face- Gerçeğin İki Yüzü’nü sonunda seyrettim... “İyi ki seyrettim ve kaçırmadım” dedim. “İyi ki böyle adamlar var” dedim..

Aktivist kimliğiyle tanınan Sean Penn’in filminin samimi olup olmaması hiç önemli değil çünkü. İnanılmaz bir insanlık dramını, inanılmaz acıları anlatmaya çalışıyor bize. Onca eğlencelik, onca sabun köpüğü, onca zırva vizyon filminin arasında bizi, inatla yüz yüze gelmemeye çalıştığımız gerçeklerle yüzleştiriyor.

Üstelik bunu da en popüler, en şöhretli, havalı oyuncularla yapıyor ki, insanlar izlesin! Hikayenin içine aşkı da katıyor ki, perdeyi bırakıp kaçmayalım! Javier Bardem ve Charlize Theron başrolde. Hâlâ vizyondayken izleyin.

Adımlarınız ağaca dönüşsün

Ağacı, yeşili destekleyen firmalara tam destek, hep destek! İşte onlardan biri…

Jotun Türkiye, ‘YeşilAdımlar’ isimli bir proje başlattı. Bu sayede herkesi kısa mesafelerde araca binmek yerine yürümeye davet ederek, ağaç dikilmesini sağlıyor! Nasıl yapyor bunu derseniz...

Telefonunuza indirdiğiniz bir aplikasyon sayesinde yürünen yollar yeşile boyanıyor, boyanan her 4 km için de, marka bir ağaç dikiyor. 15 Mayıs-31 Temmuz arasında devam edecek proje sonunda, 50 bin km yolun yürünmesi ve 10 bin ağaç dikilmesi hedefleniyor.

Bu sayede, Balıkesir Gönen’de bir orman oluşturulacak, 50 bin km’nin araçla kat edilmesi sonucu oluşacak karbon salınımı da önlenmiş olacak.