İki defa düşünmeli

18 Mart 2011, Cuma 05:00
AA

Eşimin bir kredi ve beş kredi kartı borcu var. Benim ise acil hastalıklar için bankada bir miktar param var, kızım da ücretli çalışıyor. Eşimin bu borçları nedeni ile benim ve kızımın malvarlığına haciz gelir mi?  E.D.

Önce mi teselli edeyim yoksa sonra mı? Hadi sizi üzmeyeyim önceden teselli edeyim. Eşinizin kredi borcu kendisine aittir. Yani ödeyecek olan odur. Sizin veya kızınızın ücretine veya bankadaki parasına haciz gelmez. Bu tamam. Ancak yıllar yılı çözemediğim husus şu. Cebinde para yok, olma ihtimali de yok. Peki alacağın krediyi nasıl ödeyeceksin veya soruyu başka türlü sorayım. Neyine güvenip borçlanıyorsun? Bu soru sadece sizin eşinize değil, sayısız kredi kartı borcu olan vatandaşa.

[[HAFTAYA]]

Evet yoksulluk, evet vazgeçilmez ihtiyaçlar var bunlar tamam ancak bu olayın bir başka yönü var. Normal şartlarda bir borca senelik yüzde 9 faiz hesaplanırken kredi kartı borcuna yaklaşık yıllık yüzde 25 faiz çalışır. Peki bunun altından nasıl kalkılır? Benim mantığım şu. Bir insan borçlanır ancak bu borcu ödeyecek kaynak bir süre sonra devreye girecek, ele para geçecektir, o halde bugün için borç yaparım. Ancak günümüzde işten bile atılmak gündemdeyken böyle bir borç altına girmek macera. Belki can havli ile akla şu geliyor: “Nasıl olsa param yok, malım mülküm yok, alacaklı neyimi alacak?” Ancak mesele bu kadarla bitmiyor. Çok uzun süre takip altında kalınıyor. Bu sürede faiz, masraf ve avukatlık ücreti devreye giriyor ve yaşam önemli bir baskı altında devam ediyor. Elbette aile içi anlaşmazlıklar da söz konusu. Bütün bunlara değer mi diye iki defa düşünmek lazım, şu kredi kartı denen plastik parçasını kullanırken.

Muhtemelen satılır

Karadeniz yöresinde dededen kalma arazilerimiz vardı ancak tapulu değildi. Geçen sene kadastro geçti, arazilerde babam ve dört kız kardeşi ortak oldu. Sonra kız kardeşlerden ikisi öldü, devreye onun çocukları girdi, halalardan birinin oğlu da öldü onun da çocukları var. Yani 15 adet arazi şu an kaç kişinin bilemiyoruz. Bu durumda arazileri ayırmak mümkün mü?  H.Ç.

Okuyucumun anlattığı olay karakteristik bir olay. Ülkemizde çok çocuklu aileler nedeni ile gayrimenkuller böyle çok ortaklı hale geliyor. İki nesil içinde bir gayrimenkulün yüze yakın ortağı oluyor. Elbette anlaşılacağı gibi yüze yakın ortağı olan araziden de hayır gelmiyor. Düşünebiliyor musunuz okuyucumun 15 civarında parseli var ama hepsi o kadar çok ortaklı ki sayısını şu an kendisi bile bilemiyor. Bu durumda daha ilginç bir hukuki mesele var, ancak okuyucum henüz onun da farkında değil. İlk defa babası ve halaları, kadastro çalışması sonrası malik olduklarında bizim hukuken müşterek malik (paylı mülkiyet) dediğimiz türden ortaklık söz konusu iken, halaların ölümü ile mirasçılar, annelerinin ölümü ile iştirak halinde malik (elbirliği mülkiyeti) oldular. Yani bir kısım malik ortaklığın bir türüne, diğer birtakım malik de ortaklığın başka bir türüne katıldılar. Bu türler arasında tasarruf ve kullanma yönünden de hukuki farklılıklar var. Şimdi ne yaparız diye soruluyor. Bence yapılacak tek şey ortaklığın giderilmesi talebi ile dava açmak. Böyle bir davada önce arazinin ortaklar arasında bölüştürülüp bölüştürülemeyeceğine bakılır. Bölüştürme imkanı olursa arazi parsellere ayrılır, her ortağa bir parsel verilir. Ancak bölüştürülemez ise bu halde arazi satılır parası bölüştürülür. Ben Karadeniz’i biraz bilirim, öyle birçok kişiye bölüştürülecek kadar geniş arazi yoktur. Dağlık arazi yapısı nedeni ile parseller küçüktür. Dolayısı ile tahminim mahkemece satılıp paraların bölüştürüleceği yönündedir.