Gün 12: Hayattan keyif almak ince bir sanattır

13 Aralık 2017, Çarşamba 11:30
AA
Çocukken karıştırdığım bir edebiyat dergisinin ucu yırtılmış sayfasındaki bir makalede okumuştum “sabah çayı” yazısını. Benim için hayata devam etmek için gerekli olan sıradan bir eylemken, okuduğum makaledeki yaşlı adam sabah çayına öyle bir girizgah yaparak hazırlanmıştı ki, sanki hayatın en meşakkatli ve önemli eylemlerinden biriymiş gibi hissetmiş ve o günden sonra çok daha önemser hale gelmiştim bu meseleyi.

Hikayenin kahramanı sabah uyanır. Ayna karşısında özenle tıraş olur. Lavanta kolonyası sürer, saçlarını tarar. Balkonundaki çiçeklerini sular, masasına beyaz bir örtü örter. Gümüş tepsisinin üzerine ipek bir peçete serip beyaz porselen fincanını mis gibi demli çayla doldurup, içine de yuvarlak ince bir limon dilimi atar ve sabah çayını balkonda içerken ağaçlara konan kuşları izlerdi. Çay seromonisi bittiğinde de önlüğünü giyip, süpürgesini alıp işinin başına dönerdi. Çünkü hikayenin kahramanı bir sokak süpürücüsüydü. Hayattaki küçük detayları görebilen ve yaşamdan keyif alma duyarlılığına sahip bir sokak süpürücüsü.

Çocukluğumun karmaşık iç dünyasında bu hikaye çok önemli bir yer etmiş, hatta attığım bir çok adımda da tavrımı belirlememe yardımcı olmuştur. Hayatta ne yaptığınızın değil, nasıl yaptığınızın önemli olduğunu anladığınızda çizginizi çok daha düzgün çekmeye başlıyorsunuz.

Hayattan keyif almayı öğrenmenin bir tekniği ya da metodu yok. İçsel bir görüş ile başlayıp, ince bir zevkle harmanlandığında tepeye tırmanıyor. Zamansızlık ve beş duyunun körelmesiyle de zamanla unutulup gidiyor. Yağmurun sesini, denizin kokusunu, iyi bir müziğin üstünde zihninin derinlerindeki fikirleri yüzdürmeyi, yürürken iç sesini dinlemeyi, bir fincan kahveyle dinlenmeyi, en sevdiğin yazarın satırlarıyla demlenmeyi, iki güzel sohbetle yenilenmeyi keşfe çıkmalı insan. Ya da tüm bunların üstünü çizip, kendi tarzında keyif almalı hayattan.