Teknolojik distopyalar gerçeğe dönüşürken...

23 Ocak 2018, Salı 09:40
AA

Geçenlerde Airbus uçan araçlarının prototipini yayınladı. 2020 yılında ilk örneklerini görmeye başlayacakmışız. Hayatın değişeceğini, şimdi kullandığımız ne varsa 5 yıl içinde terk etmek zorunda kalacağımızı anlıyor, neresinde yer almam gerektiğini bilemiyorum. Tek anladığım  daha çok para kazanmam gerektiği…

 

iPhone X gibi Tanrı parçacığı barındıran teknoloji aletleri sadece ruhumuzu değil, kalbimizi de çoktan fethetti. Kimin elinde görsem donanımı incelemeden duramıyorum. iPhone 8’le paralellik gösteren cihazlar A11 bionic çip ve 3 GB RAM'e ev sahipliği yapıyor. Yüz tanıma teknolojisi, uçtan uca süper retina ekranı ve 3D derinlik algılama kamerası iPhone X’i mucizeler dükkanının vitrininde en göz alıcı noktaya yerleştirdi bile.
 
Cihazlar küçülsün, daha pratik olsun, fotoğraf makinesi taşımak zorunda kalmayalım, günlük iş akışını bilgisayara ihtiyaç duymadan yapmak istiyorduk başlangıçta. Şimdi daha fazlasını istiyoruz. “Mutluluk bir an, o da satın alıp kullanmaya başladığımız ilk an”…Sonrası yok. Sonrasında daha fazlasına ihtiyacımız var.
 
Apple Watch takan ama saatine bakmaktan öte işine yaramayan pek çok insan tanıyorum. iPhone’unuza bluetooth ile bağlanır, onunla arama yapabilir, mesaj atabilir, mesajlarınıza cevap verebilir, gelen maillerinizi okuyabilir, haritayı kullanabilir, iPhone kamerasından fotoğraf çekebilir (Watch üzerinden), adımlarınızı saydırabilir, yaktığınız kaloriyi görebilir ve hatta check-in bile yapabilirsiniz. Ne kadarını kullanıyorsunuz bilmiyorum ama hep aranılan ama yakalasak bile elimizde tutmakta zorlandığımız mutluluğun ipuçlarını da içinde saklıyor gibi…

 

2020 yılında dünyanın enerji kaynağının yüzde 20'sinin yenilenebilir enerjilerden karşılaması, elektrikli arabaların tek bir şarj ile 1200 kilometreden fazla gitmesi ve ihtiyaç duyduğumuz her şeyi 3 boyutlu yazıcılarla yapabilir hale gelmemiz bekleniyor. Gelecek bilimci Ray Kurzweil’e göre ise sinir sistemimize yerleşecek nano robotlar sayesinde tam bir sanal gerçeklik yaşayacağız ve beynimiz bir buluta bağlı olacak. Bu sayede bulut vasıtasıyla ana korteksimiz genişletilecek temelde  bir matrixte yaşayacağız. Nano robotlar sayesinde radikal yöntemlerle yaşam süresini uzatmak mümkün olacak. Ve belli ki yapay zekanın ikame ettiği zaman olacak ve biyolojik üreme ve çeşitliliğin yerini sanal dünya alacak.
 
İçinizde büyüttüğünüz şey yetersizlik duygusu değilse, çok kapsamlı bir görsel algı operasyonundan rahatsız değilseniz, Black Mirror’da geçen distopyaların bir bir gerçeğe dönüşmesinden korkmuyorsanız sizi teknoloji dünyasını okumaya davet ediyoruz, yeter ki hazırlık için zamanımız olsun...
 
Devam edecek...