AKP propagandası tökezliyor!

19 Mart 2011, Cumartesi 05:00
AA

Hani başka zaman olsa neyse de teknoloji devi Japonya’da, nükleer santraller bütün dünyayı tehdit eder, Almanya nükleer enerji üretimini durdurur, Çin yatırımdan vazgeçerken Türkiye’nin Rusya’yla nükleer tesis için anlaşma imzamasının sırası mı? Başbakan “Evdeki tüp gaz da tehlikeli, hiç yatırım yapmayacak mıyız?” mantığıyla temel atma töreninin iki ay içinde yapılacağını müjdelerken hazirandaki seçimi unuttu mu? Rusya’ya altın tepside sunulan armağanın karşılığı sadece vizenin kalkması mı, yoksa vazgeçilemeyecek başka kazanımlar mı var? NATO’ya giriş karşılığında Kore’ye asker göndermeye benzeyen bu anlaşma kamuoyunun hiç mi tepkisini çekmeyecek sanıyor başbakan?

[[HAFTAYA]]

Marmaray için yapılan kazılarda bulunan antik kalıntılara “çanak çömlek” mantığıyla baktığı için, seçmenin de kendisi gibi düşüneceğini varsayıyor olabilir. Nasıl olsa AKP’nin kemik tabanı eğitim düzeyi düşük seçmen, hadi nükleer tehlikeyi umursamadı diyelim. Ya bedelli askerlik? CHP’nin son dakika golüyle ortaya atıverdiği ve pekala da geliri olmayandan, zamanı olmayana, her kesime kolaylık sağlayan derli toplu bir tasarıyı, nasıl elinin tersiyle itiveriyor? Sırf muhalefet partisi prim yapmasın diye mi?

Yakınlarıyla milyonlarca kişiyi ilgilendiren bedelli askerliği, iki oğlundan biri askerlik yapmamış, biri bir ayla kurtarmış bir başbakanın, üstelik, daha bir ay önce polislere askerlik yapmama hakkı vermişken, referandum seçeneğine atması, kendi seçmenini bile düşündürtmez mi? Ya aile sigortasıyla dalga geçilmesine ne diyelim? Yine AKP’nin kemik tabanını oluşturan yoksul kadın seçmeni yüreğinden yakalayan bu projeyle dalga geçmeden karşı çıkmanın yolu yok muydu?

İktidar partisi, yüzde 50’nin üstünde oy beklentisiyle girmeye hazırlandığı seçim öncesi bu konuda yalpalıyor. CHP’nin yeni taktikleri ezber bozmanın ötesinde sinirleri de mi bozdu? AKP’nin son bir hafta içinde mizaha yaptığı katkıya bakınca bunun tsunamisinin hafif olacağını düşünmek genç seçmenleri küçümsemektir, diyorum. İnternet dünyası ve sosyal siteler tüp gaz benzetmesine bayıldı. Zaten Arınç’ın “uyandırmayın dedim” incisi, “rabbim Clevland dedi” incisini aştı! Bütün dünya yüreği ağzında Japonya’dan gelecek nükleer bulutları beklerken yapılan tüp gaz benzetmesinin yanısıra bedelli askerlik konusunu da hafife almak AKP seçmenini de nükleer sızıntı kadar etkiler. Sahi, nükleer enerjiyi niye referanduma götürmüyoruz?

Taraf, tarafsız davranıyor

Wikileaks belgelerinin Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren bölümünün Taraf’ta yayınlanacak olmasına kuşkuyla baktığımı yazmıştım. İlk günkü yayın, gazetenin sanki bir çok kesimde yaygın olan bu kuşkuyu gidermek için yaptığı bir seçkiye dayanıyor. Gülen Cemaati ile ilgili bölümler, çoğunu bildiğimiz konuştuğumuz, kimini yazdığımız bilgiler ama bazı tedirginliklerin ABD diplomatları tarafından da paylaşıldığını ve merkezi uyarmaya çalışmalarını göstermesi açısından ilginç.

“Bunların arasına da mı AKP muhalifleri ya da Ergenekoncular karışmış?” dedirtecek kadar! Hatta Washington’un da Gülen’e buradan sandığımız kadar destek ya da arka çıkmadığını bile düşündürtüyor. Dün yayınlanan belgeler ise 2002’de Abdullah Gül’ün başbakanlığa oturmasından hemen sonra ABD’nin Irak’a kuzeyden çıkmak için Türkiye’yle yaptığı pazarlığı afişe ediyor. Hani ABD’nin Saddam’ı elinde nükleer silah bulundurmakla suçladığı ve bunun için müdahale etmeye karar verdiği dönem. Tabii o zaman henüz biz bilmiyoruz ama ABD bal gibi biliyor bu silahların olmadığını! Daha iki günlük Başbakan Gül ve diplomatlar para pazarlığı yapıyor ABD ile.

Yani Türkiye’nin kendi üzerinden geçişe izin vermemesinin nedeni, Irak’ta ABD’nin yanında savaşa girmek istememekten çok, “kan parası”nın az bulunmasından! Yine de bir meclis kararı alınması gerektiği düşünülüyor ve hatırlarsanız TBMM’de de muhalefetin oylarıyla reddediliyor bu işbirliği. Tabii ABD sonra bunun acısını fitil fitil getiriyor burnumuzdan, ayrı. Belgeleri ilgiyle okumaya devam ediyoruz, çoğunu biliyor olsak bile, hafıza tazeletiyor diye! Ve artık ne kadarı yayınlanıyorsa...

En çarpıcı TV dizisi: İbo!

Yoğun bakım kapısı önünde kıskançlık kavgası yapan eski ve yeni sevgililer, kara çarşaflar içinde gözü bile gözükmeyen nikahlı eş, bahçede çadır kurmuş türkü söyleyip halay çeken hayranlar, “Ben de oradaydım” demek için biri gidip biri gelen ziyaretçiler, adam vurma, kan parası, haraç gibi karanlık ilişkileri içeren eski Yeşilçam filmlerini anımsatan bir suikastın kahraman Türk polisi tarafından çözülüvermesi, kahraman Türk doktorlar tarafından beyninden yaralanmış hastaya beş gün içinde fizik tedaviye başlanmış olması, hepsi, televizyonların arayıp da bulamadığı, üstelik de sıfır maliyetli dizi sanki!

Hiç bir senarist bu kadarını yazamaz, hayal edemez, hiç bir televizyon dizisi İbo’nun maceraları kadar sürükleyici ve bir o kadar da iç bulandırıcı olamaz, onun için de reytingleri çok yüksek. Ve sürüyor, sürecek!