Amaç 'CHP cami istemiyor' dedirtmek mi?

24 Kasım 2012, Cumartesi 05:00
AA

Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk Göztepe Parkı’nda yapılmak istenen caminin yerini ve onun yerine önerilen yeri gösteriyor: Büyükşehir’in camiyi yapmak istediği yer yemyeşil, ağaçlar var. Diğeri nispeten ağaçsız, barakalar, çocuk parkı var. Sekiz bin m2’lik yeşil alanın içinde neden ille de ağaçlı yere cami yapılması isteniyor? “CHP’liler cami yapımına karşı çıkıyor” diyebilmek için mi?

Kurtuluş Savaşından kalma defterleri açıp “Zaten bu CHP camileri yıktı, ahır yaptı” propagandasına yeni bölümler eklemek için mi? “Çamlıca’ya, her yerden görünecek büyüklükte cami yapılsın” buyurdu Tayyip Bey. En dindar yazarların bile beğenmediği, çakma bir Sinan projesiyle illa ki de Çamlıca Tepesi’ne cami yapılıyor! Göztepe Parkı’nın içine cami projesi 8 yıldır gündemde. Kadıköylü parkını korumak istiyor, AKP ille de içine cami yapmak.

[[HAFTAYA]]

Depremde duracak yer kalmadı


Zamanı gelince ısıtıp getiriyorlar gündeme. Şimdi geçirmişler oy çokluğuyla, hem de CHP’lilerin gösterdiği yeni yeri oylamadan. Sıra geldi Taksim’e... Bekleyin, yakındır. Siz “Buz pateni sahası mı, o da nereden çıktı?” derken Taksim Gezi Parkı’nın orta yerine bir çakma Sinan daha gelebilir! Zaten oraya kışla restorasyonu projesine hiç aklım yatmamıştı da AKP’nin alışveriş merkezi yapalım iştahını bildiğim için olur mu olur diyordum. Bir plan proje tadili ve hoop, Taksim’e de cami! Ne o, yoksa siz cami istemiyor musunuz?

Ne o, yoksa siz müslüman değil misiniz? Ne o, yoksa siz Yahudi misiniz? Hadi, yağdırın mektupları, e-postaları. İstanbul’un orta yeri yeşil alandı. İçine önce İnönü Stadı’nı yaptılar. Sonra Hilton Oteli’ni. Sonra tüy diker gibi Ritz Carlton’u. SwissHotel’i Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesine yaptılar. Diğer otelleri de sırayla bu aksın içine dizdiler. O alanda yeşil filan kalmadı. Avuç içi kadar Gezi Parkı kalmıştı, şimdi onun içine de kışla görüntüsü altında ‘alışveriş merkezi’ dediler, cami çıkarsa hiç şaşmayacağım. Arap ülkeleri gibi sadece cami ve alışveriş merkezli şehrimizde deprem olunca, gidecek bir karış alan bile bulamadan mutlu mesut yaşar ve ölürüz!

Sanat fuarı heyecan yarattı!



Fuarda Ermenistan’dan gelen Emil Kazaz’ın heykeli, tecavüzcüsünün başını kesen kadını anımsatırken bir başka kadını da ürkütüyor!

Ali Güreli ne kadar gururlansa hakkıdır. İstanbul’da kıyamet koptu çarşamba gecesi, Nişantaşı’nda trafik tıkandı, (tamam, hep tıkalı!) ortalık birbirine girdi. Ne o, sanat fuarı açılıyor! Hepi topu dört gün açık kalacak bir fuar için yarısı yabancı 100 galeri ve 600 sanatçı ayaklandı, koskoca bir mekanda stand açtı. Çağdaş sanatın örneklerinin sergilendiği mekanı omuza omuza gezebildim. Güzel ve şık kadınlar, entel erkekler, çoğu tanıdık simalar, şöhretler, herkes orada. Alışveriş gırla.

E fuar dedik, sergi demedik, satış yeri orası. Ali Güreli kapıda durmuş, yüzünde bir Mona Lisa gülümsemesiyle içeri girmeye çalışan itiş kakış kalabalığı seyrediyordu. 7 yılda gelinen nokta bu. Gelenlerin çoğu benim gibi görmeye geliyor, ama bu da amaçlardan biri! Gelen yabancı galericiler, yerlilerden sanatçı tanıyor, alıcılar yabancıları,... Para el değiştirdi ya, yeni zenginlerimize de sanat lazım. Sonunda güzel bir iş çıkıyor ortaya, heyecan geliyor şehre. İstanbul’u ileri götürecek olan bu, İstanbul asıl bunları hak ediyor, kısır meydan-cami çekişmelerini değil!

Pınar Selek’i asalım


Apo’ya affın konuşulduğu ülkemizde, hani idam cezası kaldırılmamış olsaydı Pınar Selek’i asardık, o noktada yargımız! Olay eski, yıl 1998, Mısır Çarşısı’nın girişindeki büfede bir patlama oluyor. Orası Eminönü’nün en kalabalık yeridir. 7 ölü, 127 yaralıyla büyük bir facia yaşanıyor. O büfede döner yapılıyor. LPG tüpü kullanılıyor. Patlama neden oldu, yangın neden çıktı raporları geldi gitti. Biri ‘tüp’ dedi, biri ‘bomba’. Allem ettiler, kallem ettiler, bombada karar kıldılar, bir sürü genci içeri attılar. Davanın flaş ismi sosyolog Pınar Selek, çocuklar ve gençler üzerine çalışan bir araştırmacı. Bombayı o mu atmış? Yıllarca içerde yattı. Dava yıllarca sürdü. Amerika’da olsa güzel film yaparlar. 14 yıllık dava süresince Pınar Selek, mahkeme tarafından üç kez beraat ettirildi.

Ağırlaştırılmış müebbet

Ve Yargıtay her seferinde kararı reddedip “Ceza verilsin” dedi. En son savcının bile “Şoke oldum” ifadesiyle Yargıtay beraati tekrar reddetmiş ve mahkeme kararında direnmekten vazgeçmiş! Pınar Selek’in ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılması isteniyor! Bir insan hakkında ya beraat ya ölüm cezası verilen bir ülkede adaletten şüphe etmek hepimizin hakkıdır. Tıpkı o adalet, bir teröristi tanık, ordunun başını da terörist yerine koyuyorsa! Savcı şok olmuş ya... Biz dumura uğradık, şok bile olamıyoruz.