Asıl deprem burada!

12 Mart 2011, Cumartesi 05:00
AA

Her sabah kalktığımda televizyonun düğmesine korka korka basıyorum: Güne hangi felaket haberiyle başlayacağım? Ben uyurken kimin evi basılmış aranıyor? Kimler tatlı uykularından acı acı çalan zil sesiyle uyanmış ve eve doluşan polislere kimlik soruyor? Kim kime hangi komployu kurmuş, kim kimin hayatını karartmaya çalışıyor?

Dün sabah Japonya’daki depremle uyandım. Ekranda, binalar sallanırken Japonların serinkanlılığı ne kadar hayranlık vericiyse önüne gelen herşeyi silip süpüren tsunami görüntüleri o kadar dehşet vericiydi. Kahvaltı, hazırlanma, evden çıkış saatime kadar Japonya ve Türkiye’den dinlemediğim deprem uzmanı kalmadı! Kobe’deki balıkçıların sağlık durumları hakkında bile bilgilendirilmiş vaziyette işe geldim. Akşam katılmam gereken bir tartışma programı ise konusu depreme kaydırıldığından iptal edilmişti.

[[HAFTAYA]]

Gece geç saatlere kadar sürecek ve ertesi sabah çok erken bir seyahate çıkmam gerektiği için beni uykusuz bırakacak bu programı kaçırdığım için değil sıkıntım. Gündemi ne güzel de kaydırdığımız için! Türkiye’ye uçakla 11 saat uzaklıktaki Japonya’yı 8.8 şiddetiyle sallayan depremde ve ardından gelen tsunamide, can kaybı çok fazla olmayacak gibi görünüyor.

Yıkılan bina da yok gibi! Aynı şiddette bir deprem İstanbul’da olsaydı, sadece bu büyük kent değil, Türkiye çökerdi! İstanbul çökünce, Türkiye sallanmasa bile çöker çünkü! Binaların yüzde 80’i yıkılmış, yollar tıkanmış, ulaşım durmuş, sağ kalanlar için cehennem başlamış olurdu. Bir felaket senaryosu yazmıyorum. Herhalde sadece ölene dua etmek, kalana da “Başın sağolsun” demek için ortalıkta dolaşan aile imamları olurdu!

Deprem için ne yapıldı?

Deprem için ciddi bir şey yapıldığını bilen var mı? Sağa sola konmuş deprem konteynerleri bile yok oldu; kimi soyuldu, kimini toptan götürdüler. Depremde yıkılacak binalar tespit edildi ama onları yıkıp yenilerini yapmak çok maliyetli olduğundan içinde yaşanmaya devam ediliyor. TOKİ’nin yaptığı boş duran konutlara bu çürük evlerdekiler taşınmıyor.

Kimi binalarda yapılmış güçlendirmelerin ne işe yarayacağı belli değil. Avcılar’da depremde hasar görmüş binalar bile bir süre sonra çatlakları sıvanıp boyanıp büyük paralara kiralandı. Okul, hastane, köprü, viyadük, kamu binalarının depreme karşı güçlendirilmesi bitti mi? Bitmedi. Ya deprem anında ne yapılması gerektiği konusundaki eğitimler? İlk sallanmada herkes kendini sokağa atar. Japon televizyonları yırtınıyor: 4 katın altına kesinlikle inmeyin, yukarı çıkın diye! Haaa, bu arada CHP’nin aile sigortası kaynadı gitti, taciz iddiaları hâlâ fısıltıda, Deniz Baykal’ın suç duyurusu yaptığını duyan olmadı, içerdekiler ise çürüyor, kimin umrunda? Oysa 8 Mart Salı günü Başbakanın AKP Gurup toplatısında yaptığı konuşmayı tam 13 kanal naklen yayınladı. Kobe’de ne olmuş?

Milletvekili olmanın yararı

Posta’nın dünkü manşeti “Siyasete Hücum”du. Tıpkı “altına hücum” gibi. İnsanlar iki nedenden ötürü bir şeye hücum eder: 1. Kazanç için 2. Başka bir şeyden kaçıp kurtulmak için! Arkadaşların, üşenmeden tek tek arayıp yazdıkları aday adaylarının neredeyse tümü, iktidar partisinden aday olmak istiyor. Acaba neden? “Işığı gören geliyor” denir bu duruma. Ampulü görenin gelmesindeki en önemli neden, AKP milletvekili olmanın getirisi olsa gerek.

Yine de düşünmeden edemiyorum: Örneğin TCDD Genel Müdür Yardımcısı olsam niye milletvekili olmak isteyeyim? Forslu, ballı, güzel bir iş değil mi o makam? Ya da Çaykur Genel Müdürü olmak?

Milli Piyango Genel Müdürü niye milletvekili olmak ister ki örneğin? Ankara’yı ve bürokrasiyi iyi bilenler anlatıyor: Pek çok bürokrat (yukarıdakileri kastetmiyorum) bunu iş edinmiş, neredeyse her dönem iktidar partisinden aday adayı olmak için istifa ediyor, aday gösterilmediği takdirde de dilekçesini verip makamına geri dönüyor. Ama hem kartvizitine aday adaylığını ekliyor hem de partiye bağlılık selamını çakmış oluyormuş!

KAÇIP DA KURTULANLAR...

Gelelim ikinci duruma: Onlar kaçıp kurtulmak isteyenler. Yargının durumu ortada, iktidarın tepkisini çekmiş yargı mensuplarının da. İlhan Cihaner’i çalıştırırlar mı artık?

O siyasete girip çarpışacak. Ya da YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan. Bir de hiç kuşkusuz, milletvekili dokunulmazlığından yararlanmak isteyenler vardır: Ya davası devam edenler, Sinan Aygün gibi, ya da ilerde hakkında dava açılabilecekler. Onları elbette yazmayacağım! Bir de hücredekiler var, onları zindandan çıkarmak için milletvekili yapmak gerekecek! Herkesin derdi başka.