Atatürk yeniden doğdu

11 Kasım 2012, Pazar 05:00
AA

Saat dokuz. Dolmabahçe’nin önü. Hiç bir örgütleme olmadan, tramvay, otobüs, deniz motoru, yaya olarak gelen binlerce kişi. Çoğu kadın. Çoğu ilk kez geliyor. Başı çeken GençTürkler için MİT dediler, provokasyon dediler, kimsenin taktığı yok, ortada bir avuç genç var, bayrak ve Atatürk maskesi dağıtıyor, bir platformun üzerinden acemice sloganlar atıyorlar. Saat dokuzu beş geçe sirenler çalıyor, saygı duruşu yapılıyor ve halk koşa koşa, yağan yağmura aldırmadan içeri girmek için kapıya yükleniyor.

Burada belki milyonlarca kişi yok; değerli, güzel olan, sıradan insanların kendiliklerinden kalkıp geldiği bir anma töreni olması. Eskiden olsa, televizyonlarını açar, ekrana bakarlardı, şimdi kalkıp buraya geliyorlarsa bu ülkeyi yönetenlerin durup düşünmesi gerekiyor. Neden? Bu insanları bu kadar tedirgin eden, tepkilerini göstermek için sembollerden medet ummalarına yol açan ne yaptık? Bir düşünseler ve ciddiye alsalar? İnsanlar tepkilerinin, karşı çıkmalarının umursanmamasından o kadar rahatsız ki! Çoğunluk değiliz ama hiç de az değiliz!

[[HAFTAYA]]

Kültür gezisi

Atatürk’e saygı duruşuna gelenlerin içlerinde başı örtülü, tesettürlü pek çok kadın var. Çoğu buraya ilk kez geliyorlar ve hayran hayran bakıyorlar her yere. İlle de AVM’lerde boş bedava dolaşacaklarına, buralara da gelseler ya biraz. Böyle özel bir günde değil, sarayın her tarafını gezebilecekleri başka bir gün. Bugün sadece Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu oda. Bütün görevliler tetikte.

Bir ara yağmurdan ötürü izdiham ve sabırsızlık artıyor, vakit kazanmak için galoş giydirmekten bile vazgeçiyorlar! Halk Fransa’da Versailles’ı basmış gibi! Orası bomboştur, çünkü halk sarayı basmış ve yağmalamıştır. Burası şaşırtacak kadar çok dolu, her yerde bir süs, bir püs! Brunei Sultanı’ın sarayı som altınmış, Tayyip Bey de orayı geziyordur şimdi!

Dışarıda demokrat, içeride otoriter

Tayyip Erdoğan, katıldığı uluslararası toplantılarda söz alarak kamuoyu oluşturuyor, dünya lideri olma yolunda adım atıyor. Bunu yaparken de İslam ülkelerinin sözcüsü, özellikle de Filistin davasının savunucusu rolünü üstleniyor. Bali’de katıldığı toplantıda da Birleşmiş Milletler’in yapısını ve işleyişini eleştiriyor; coğrafi olarak Afrika kıtasının, dini olarak İslamın yeterince temsil edilmemesini eleştiriyor ve Filistin’in devlet olarak kabul edilmemesi ve İsrail’in korunup kollanmasına tepki gösteriyor.

İsrail’in dünyanın şımarık çocuğu olarak BM’lerin kararlarını çiğnediği ve bunun karşısında bir yaptırımla karşılaşmadığı, Filistin’in yıllarca dünyanın gözleri önünde ezildiği bir gerçek. Başbakanın bu konuyu dünya gündemine getirmesi, barış ve demokrasi havarisi olması da göğsümüzü kabartıyor.

Ya Türkiye?

Ne var ki Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Başbakanı olarak yaptığı bu demokrasi vurgusunu yönettiği ülkede de görmek istemek hakkımız. Ellere verir talkını, kendi yutar salkımı durumu bir çelişki yaratıyor. Türkiye gündemi, açlık grevi yapan tutuklu insanların kritik saatleri dolayısıyla tedirgin. Adalet ve İçişleri Bakanları ise adım atmak için başbakandan gelecek sinyali bekliyor. Başbakanın Taksim Meydanı’nın yeni biçiminden Apo’nun avukatlarıyla görüşüp görüşmemesine kadar karar vermediği hiçbir konu yok. O yokken hayat duruyor.

Bu, aslında başbakanın istediği başkanlık yetkilerinden bile daha fazla neredeyse. Öte yandan başbakan, anayasa değişikliğini gerçekleştirebilmek için MHP’nin oylarına göz diktiğinden idam cezası konusunu Bali’de bile dile getiriyor. Demokrasi havarisi bir lider, idam cezası gibi, insanın yaşam hakkını ilgilendiren bir konuyu savunabilir mi?

Sevgilinin ödül sitemi!

Hayrettin Karaca TEMA Vakfı’nın başkanı. TEMA, erozyonla mücadele eden bir vakıf, ülke topraklarının kurtulması için çalışıyor, zaten Karaca’nın kamuoyunda bilinen adı da Toprak Dede. Hayrettin Karaca, sadece toprak erozyonuyla değil, kültürel erozyonla da mücadele ediyor, Atatürkçü kimliğiyle ülkenin aydınlık geleceği için çalışıyor. Bu çabalarından ötürü Karaca’ya, dünyada 4 kişiye verilen alternatif Nobel ödülü verilmiş. 1980 yılından beri verilen merkezi İsveç’te bulunan ödül, Karaca’ya 7 Aralık’ta Stockholme’de takdim edilecek.

Tarihçi Muazzez İlmiye Çığ ise Hayrettin Karaca’nın eylem arkadaşı, dünyanın en şirin çiftini oluşturuyor ikisi, hayli ilerlemiş yaşlarına karşın pırıl pırıl aydınlık beyinleri ve direnme azimleriyle. Şimdi İlmiye Çığ, arkadaşının bu ödülü almış olmasından hoşnut ama medyada yeterince yansımamış olmasından üzgün, sitem ediyor: “Hayrettin Karaca’nın aldığı bu önemli ödülün önemsenmedi görünmesinin nedeni onun ülkeyi kötüleyen bir durumdan bu ödülü almadığı için mi” diyerek daha önce alınan ödüllere gönderme yapıyor! Diyorum size yaşlı maşlı değil onlar, cin cin! Hayrettin Karaca’yı bu anlamlı ödülünden ötürü kutluyoruz! Hak edilmiştir.