CHP'ye aday önerimdir!

20 Mart 2011, Pazar 05:00
AA

Seçimler yaklaştıkça yarış da kızışıyor. AKP ilk kez, CHP’nin seçim taktiği karşısında sinirleniyor, köşeye sıkışıyor. Halkın yüreğine dokunan, ihtiyaçlarını gözönüne alan, gerçekçi, reddedilemez projelerle çıkıyor CHP. Ha gayret! Bir adım daha! Bıçak sırtı bir öneride bulunacağım. Bu seçim öylesine önemli, öylesine hayati ki, daha radikal adımlara ihtiyaç var. Onun için bu önerime ne “Hadi canım sen de” deyin, ne de “Yok artık daha neler”. Bir kadın aday öneriyorum.

[[HAFTAYA]]

Ne kendisiyle konuştum, ne CHP’yle ama çok seçmenle tartıştım, kabul gördü. Tabii ki çok kadın aday istiyoruz listelerde, üstelik de seçilecek yerlerde. Örneğin aldığı davetle adaylığını koyacak olan YARSAV eski başkanı Emine Ülker Tarhan, çok iyi bir seçim. Ama herkesin “Bravo” diyeceği, dolayısıyla kolay bir seçim. Benim kadın adayımı göstermek, CHP için biraz daha zor, yürek ister. Ama o yürek olmalı. İlle de onun olması şart değil ama onun niteliklerinde biri mutlaka olmalı: Adayım Diyanet İşleri Kadın Kolu Kurucu Başkanı iken AKP tarafından görevden alınan Ayşe Sucu! Saçına başörtüsünü yakıştıran, aydın bir dindar kadın, Ayşe Sucu. Zaten o yüzden de o görevde daha fazla tutulmadı, istenmedi, kendi kurduğu kadın kolundan, kolundan tutulup uzaklaştırıldı. Anlayıp dinlemeden itiraz etmeyin. Bu seçimde AKP, listelerine başı örtülü kadın adaylar alacak. Benim şimdilik iki tahminim var: Sümeyye Erdoğan ve Hilal Kaplan. Bu adaylar seçilecek, TBMM’ye girecek. Başı örtülü yemin de edecek, bir olay da yaşanmayacak. Bu ülkede başı örtülü kadınların oranı yüzde ellinin üzerindeyse vekillerinin de mecliste olmasına itirazım yok. Nasıl olsa beyinlerin onlardan çok daha örtülüsü, erkek olarak orada. Benim itirazımın olduğu yer, milleti değil, devleti temsil ettikleri yer. Karşıma hakim, vali, savcı olarak çıkmasınlar yeter!

Tutuklu eşi olmak!

Hasta ya da tutuklu yakını olmak, eş durumundan hasta ya da tutuklu olmak gibi bir şey. Her şey normal seyrinde giderken birdenbire başka bir statüye geçiyorsunuz. Artık bir tutuklu yakınısınız! Kocanız, babanız evde değil. Bir sabaha karşı geldiler, eşyaları aradılar ve onu alıp götürdüler. Artık gece sarılıp uyuduğunuz adamı haftada bir, camın arkasından görüyor, haftada birkaç dakika telefondan sesini duyuyorsunuz. Artık “Akşama ne yer” diye düşünmüyor, yeni hesabına para yatırıyor, görüş günü temiz çamaşır götürüyorsunuz. Duruşma günleri bir tür görüşme günleri. Kalabalıkta da olsanız “Seni seviyorum” diye bağırmak geliyor içinizden, göz teması kurabilmek, iyi olup olmadığına uzaktan da olsa bakabilmek... Aman dikkat, gözleriniz dolmamalı. Üzülmemeli, moralini bozmamalı. Meslektaşım, gurur kaynağımız Nedim Şener’in eşiyle konuşurken bu farklı konuma geçiş halini bütün gerçekliğiyle hissettim. “Ben eşimin başarılarına alışmış, onun ödül törenlerinde gururlanmayı bilen biriyken şimdi tutuklu olmasına alışamıyorum” diyordu Vecide. Dudaklarımın ucuna kadar gelen “Bu da başka bir görev, bu da başka bir ödül” diyemedim. Ama o dedi; “Eşim tutuklanmadan önce basın kahramanı seçilmişti. Ardından Altın Kalem ödülü almıştı. Şimdi orada onu gerçek bir kahraman yapıyorlar. Oradan platin kalemle çıkacak! Benim eşim ekonomi muhabiriydi. Ne işi var cezaevinde?”... Daha konuşmak, isyanını haykırmak istiyordu ama söyleyeceklerini tartıyor, sansürlüyordu. “Eşime zarar vermek istemiyorum, bunları yazmayın isterseniz” diyordu. Elleri titriyordu konuşurken. Evinin aranmasına, eşyalarının kurcalanmasına, çocuğunun oyuncaklarının bile karıştırılmasına, CD’lerinin götürülmesine içerlemişti. Hatta geçirdiği ameliyatın bile konu edilmesine akıl sır erdirememişti.

Kalabalıkta yalnız...

Bir tutuklu eşi olarak ne yapması gerektiğini bize soruyordu, belli ki aklı eşindeydi ve ne zaman çıkacağı konusunda fikir sahibi bile olmamak onu kahrediyordu! Zordu tutuklu eşi olmak. Zordu tutuklu yakını olmak. Zordu tutuklu babanın çocuğu olmak. Hele bir de neden tutuklu olduğunu aklınız almıyorsa, suçunun ne olduğunu bilmiyorsanız, suçlu olmadığına yalnız siz değil, pek çok kişi inanıyorsa, hukuka inancınız gittikçe sarsılıyorsa daha da zordu ve size yardım etmeye çırpınan bütün o etrafınızdaki insanlara rağmen kendinizi yalnız hissediyordunuz. Çünkü gece olup telefonlar susunca, herkes kendi köşesine çekilince, o evde, çocuğunuzla yalnız kalıp eşinizin özlemini ta yüreğinizden bir tek siz duyuyordunuz! Zordu tutuklu eşi olmak... Hele bir de onun sadece başarılarına tanıklık etmişseniz!