Demokrasinin yarattığı savaş!

22 Kasım 2012, Perşembe 05:00
AA

Savaşın olduğu yerde acı olmamasına imkan var mı? Savaşın olduğu yerde ölüm, ölümün olduğu yerde kan ve gözyaşı var. Ve ne yazık ki bulunduğumuz coğrafyada kan ve gözyaşı bolca akıyor. Petrol, deniz, su, toprak, güç, iktidar, para nedeni! Ve insan! En acımasız canlı, en vahşi yaratık, insan. Filistin’de akan kan ve gözyaşı, artık çoğumuzun ne zaman başladığını hatırlayamadığı kadar eski bir geçmişe dayanıyor. Hikayeyi baştan almayacağım. Merak eden tarih okusun.

Gelinen noktada kısaca söylemek istediğim bir tek şey var: İnsanlar kendilerini kan ve ateşe atacak iktidarları seçiyor! Sonra da ölüyor! Sonra da ağlıyor! Sonra da yanıyor kaderine. İsrail’in başında en muhafazakar, en ırkçı, en savaşçı, en çıldırmış iktidar var. Aklı başında öbür partiler yerine kendileri bunu seçti. Irkçı partinin yeniden seçilmesi için düşman lazım: İsrail bunun için saldırıyor, seçim yatırımı. Muhafazakar ve saldırgan bütün iktidarların tutkal olarak kullandığı motif, düşman ve savaş. Karşısında tam da kendisi gibi bir iktidar: Hamas. Filistin halkının bir kısmı da onları seçti.


Hamas militanları ajan diye suçladıkları Filistinlileri linç edip yerlerde sürükledi.

[[HAFTAYA]]

Hamas huzur vermiyor

Hamas, seçimle gelmiş meşru bir iktidar ama halkına huzur ve mutluluk verebiliyor mu? O da saldırgan, o da vahşi. Sözüm ona ajan diye yakaladıkları birkaç genci linç edip motorla yerlerde sürüklediler. İsrail’e bütün gün roket atıp taciz ediyorlar. Tamam, biliyorum, “Ama onlar da...” diye başlayan yüzlerce cümle kurabiliriz her iki taraf için de. Ne değişiyor? İktidarlar saldırıyor, insanlar ölüyor. Daha barışçıl, masada çözüm arayan iktidarlar yerine, canlı bomba, roket, füze, silah kullanan iktidarları seçen insanlar da masum masum ölüyor. Acaba gerçekten masumlar mı?

Tarihi sorgularken bugünü unutmak

Çok heyecanla izlenen bir dava var: Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın 12 Eylül darbe dönemi. Televizyon dizileriyle nasıl tarihe merak sardıysak, gerçek hayatta da tarihte dolaşıyoruz! Geçmişte yapılan işkenceler, cezaevlerinde yaşanan baskı ve zulüm, bugün yaşanandan daha fazla ilgi görüyor! Bir Silivri gerçeği var: Nedense bir kısım medya sadece oradakileri suçlamak için gündeme getiriyor. O insanlar orada yaşarken sahip çıkılmayacak mı? CHP Cezaevi Komisyonu Üyesi Malatya Milletvekili Veli Ağbaba 40 cezaevine yaptıkları 80 ziyarette gördüklerini paylaştı. Özellikle Silivri Cezaevi’nde yatan Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve Mehmet Haberal ile Odatv davası sanıklarından Soner Yalçın’a tecrit uygulandığını, yalnızlaştırıldıklarını anlatan Ağbaba “Mehmet Ağar VIP hizmetlerinden yararlandırılırken bu tutuklulara neden tecrit uygulandığını” sordu.

Çıplak arama

Yalnızlık, en büyük işkenceye döndü. Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan aylarca hücre hapsinde tek başına tutuldu. Bu koşullarda akıl ve ruh sağlıklarını korumaları dayanma azimlerine bağlı. Başka cezaevlerinde de tam tersi sorunlar var.

Urfa’da yangın çıktı

Urfa Cezaevi’ndeki yoğunluk gibi. Yaz aylarında burada 15-20 metrekarede 30 kişi yaşayan tutukluların sıcaktan bunalarak kavga ettikleri ve çıkan yangında ölenlerin olduğunu ne çabuk unuttuk! Bir başka aşağılama da çıplak arama. “Oyuk araması” denilen bir olay varmış ki KCK davasından tutuklu 5 kadına Şakran Cezaevi’nde uygulanmış. Kameralarda tespit edilen bu çıplak arama ve oyuk aramasının insan haklarına aykırı olduğu açık. Bu yüzden doctor kontrolüne gitmeyen tutuklular var. Ama varsa yoksa darbeciler... Darbe döneminde bu var mıydı? İnanın o dönemlerde içerde yatmış kime sorsak, falaka ve elektriği bugünün Silivri koşullarına tercih ediyor! Ama geçmişle oyalanmak günümüz sorunlarından kaçmak ve perdelemek için daha kolay tabii.