Dip boyasını nasıl yapacağız?

04 Mart 2011, Cuma 23:40
AA

Sadece gözaltına alınmış ya da tutuklu gazetecilerin durumunu konuşmak yetmiyor. Gözaltına alınacak ve ardından ağzıyla kuş tutmamış olsalar bile tutuklanacak gazetecilerin durumunu da konuşmak gerekiyor! Bunun için Baro’nun Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile birlikte bir bilgilendirme toplantısı yapmasını talep ettim. Hemen bir-iki not geldi bile. Mesela kapının mutlaka çalınması gerekiyormuş. Çalınmadan açmayın. Dün gece yarısı bizim kapı çalındı, tam da yeni yatmışım, pijama filan, telaşlandım tabii.

[[HAFTAYA]]

Oğlan, “Dua et de benim kırık gelmiş olsun” dedi. Çoluk çocuğun alay konusu olduk iyi mi! Cuma günü yürüyüş yaptık ya İstiklal’de, aramızda konuşuyoruz; “Ya Silivri’de saç meselesini nasıl halledeceğiz mesela? Düşünsene, duruşmaya çıkmışsın, dip boyan gelmiş geçmiş, beyazlar çıkmış. Rezalet!” Sıkıntıdan daha da çok beyazlar üstelik. Amcamı Paşakapısı Cezaevi’ne attıklarında adamcağızın saçları bir gecede bembeyaz olmuştu! Onun için önemli değildi elbet ama benim için önemli. Ne var, ne gülüyorsunuz? Kadın, cezaevinde de olsa kadındır, üstelik de cezayı hak etmiş hiç bir durum yokken ortada! Hem öyle sokakta her gördüğünüzde “Seni çok seviyoruz ama seni de alacaklar!” deyip durmayın, tahtalara vurun, kırk kere söylerseniz olacak bu gidişle! Yürüyüşten sonra kızlarla kahve içtik. İstiklal Caddesi çok kısa sürede sokak çalgıcıları, sarmaş dolaş gençleri ve alışveriş yapan turistleriyle eski haline büründü. Görevini yapmış insanların huzuruyla gazeteye dönerken notere uğrayıp oğlana vekaletname hazırlattım. Süresi belli değil ki meretin. Bilgisayarı denize atmayı düşünüyordum, yetmiyormuş, İsmet Berkan, “Önce mıknatısla silin, sonra çekiçle kırın” diye akıl veriyor. Şuna bak, içinde bir şey yok ki, virüs neyin atmasınlar diye yok ediyoruz herhalde! Vatan’daki nezarethane de, Silivri de çok soğukmuş. Nedim de, Mustafa da üşüyormuş. İçlik giymek gerek. Kayakçı olmanın yararı! Kayamasak da kıyafetler tamam. Yemekler kötüymüş. Yediğime içtiğime dikkat etmekten dün itibariyle vazgeçtim. Mustafa masa istemiş, onu bile vermemişler. Bir yatak, bir tabure diyor Turgut Kazan! Apo’nun duvar kağıtları dışarıdan geldi. Odası 12 metrekare. Mustafa’nın 6 adım (8 m2). Beş yıldızlı tabir ettikleri Hasdal’da 4 korgeneralin yattığı oda 6 m2, iki ranzada 4 general “paşa paşa yatıyorlar”. Artık ortada ne kaldıysa orada da hareket ediyorlar. Apo, cezasını evde çekmek istiyor! Sadece yazı yazan ve haber yapan gazeteciler ise uydurma gerekçelerle hayatlarının alt üst olmamasını istiyorlar. Hatta hükümet üyeleri de öyle istiyor ama ne yapacaksın, bağımsız yargı yapıyor işte! Adalete güven, gerisini merak etme sen! Yersen..

Basın özgürlüğü!

Nedim Şener, Doğan Yurdakul, Ahmet Şık gibi gözaltına alınmalarına içimin yandığı gazeteci arkadaşlarımın başına gelenleri, konuşma yapmak için bulunduğum platformda izledim. İstanbul CHP Milletvekili Prof. Dr. Necla Arat’ın düzenleyicileri arasında bulunduğu panele Sabih Kanadoğlu, Tansel Çölaşan, Süheyl Batum katılıyor, Aysel Çelikel yönetiyor. Konu kaybolan devrim yasaları. Akatlar Kültür Merkezi ise panel başlamadan dolmuş taşmış, o kadar ki yakınlardaki MKM’ye taşınmaya karar verilmiş. 1200 kişilik salon da dolup taşıyor, dört saat boyunca ilgi dinmiyor, bitmiyor; insanlar o kadar öfkeli. Ertesi sabah Ayşenur Aslan’ın CNNTürk’teki programında konuşuyoruz: Sadece gözaltına alınanlar değil, hakkında fezleke düzenlenenler, yazıları kaldırılanlar var. Mustafa Hoş ve Mirgün Cabas’ın BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini düşürmek için örgüt kurmak, tasarlayarak birden fazla kişiyi öldürmekle suçlanmasına dürümcü, muhtar, albay, emniyet müdürü filan da dahil. Aslan, kötü bir şaka gibi olan bu fezlekenin bazı militanları kızdırıp bu insanların hayatını tehlikeye atabileceğine dikkat çekiyor. Ben de tasdik ediyor, bu ateşli gençlerin zamanında Topkapı Sarayı’nı basıp konser engellediğini anımsatıyorum. Canlı yayın telaşıyla da “tosuncuklar” sözcüğünü kullanıyorum. Öğleden sonra Alperen Ocakları Başkanı Abdullah Gürgür arayıp kibar bir şekilde bu sözcükten rahatsız olduklarını iletiyor. Daha dikkatli olmam gerektiğini kabul edip hassasiyetlerini anladığımı söylüyorum. Hatta bir özür yazmayı düşünüyorum ama Alperen olduğunu söyleyen gençlerden gün boyu gelen mesajlarda tehdit de var, şantaj da, hakaret de. Demek ki rahmetli Yazıcıoğlu gibi Abdullah Gürgür’ün de üyelerine hakim olması gerekiyor, yoksa haklarında ne düşünüyorsak dilimizden de o çıkıyor!