Eğitimde reformla yapılmak istenen

06 Ekim 2016, Perşembe 16:00
AA
Hükümetin orta vadeli programı bahar yeli gibiydi: ferahlatıcı, umutlandırıcı, mutluluk verici. İstikrarlı, büyüyen, sorunlarını çözen, refah içinde bir ülke! Tevekkeli ipini koparan gelmiyor. Bütün kalbimle diliyorum, bir gün gerçekten böyle olmayı da, Başbakanın eğitimle ilgili tam gün kararını da alkışlıyorum.

Spor ve oyun şart

Yıldırım, “İşe gider gibi, sabah gidecek, akşam gelecek” diyor ama okula da zaten öyle gidilir. Sabah karanlığında gidip öğlen gelinir, ya da öğlen gidip akşam karanlığı dönülür mü, neyse ki hiç öyle okumadım!

Çocuğun, gencin işi eğitim, spor ve oyundur. Bunun hepsini de okulda yapmak mümkündür, öyle olması gerekir, uzmanları ve alanı orasıdır çünkü.

Nasıl bir eğitim?

Saatte anlaştık da, içini doldurmak lazım. Siz çocuğu genci bütün gün okulda tutup da ne yapacaksınız? Sadece ders mi, olmaz.

Geri kalan saatlerde ibadet mi? Olmaz. Boş mu bırakacaksınız? Olmaz. Şimdiye kadar görünen, eğitimin içini boşaltmak, laik ve pozitif eğitim yerine dini eğitimi yaygınlaştırmak, köklü ve başarılı eğitim kurumlarının eğitim kadrolarını boşaltıp yerine kendi kafanıza uygun öğretmenleri doldurarak o okulları yıllarca test çözerek kazanmış öğrencilerin müktesep haklarını gaspetmek hangi hukuka, vicdana sığar?

Türkiye’nin en büyük konusu eğitimdir. Bugünkü kaosa eğitimin kötüye kullanılması yüzünden geldik. Eğitim adı altında bir tür hipnozla koşullandırma, köleleştirme, terör örgütü üyelerini yarattı. Bunun yerine kendi iktidarınızın yandaşlarını yaratma projesine, “Proje Okul” adı veremezsiniz!

YENİÇERİLERİN SAYISINI BİLİYORDU!

Darbe yapacak, vesayet altında tutuyor diye askere duyulan korku gerçek çıktı. Ama nasılı uzun uzun anlatmaya gerek yok, yaşadık. Önce askerin içine sızmışlar, kadroları ele geçirmişler, sonra asker kılığında darbe yapmaya kalktılar. Rezil oldular.

Şimdi bunu bahane ederek yüzyıllık korkularıyla askerin okulunu, hastanesini, tersanesini, şusunu busunu dağıtıyorlar. Asker sadece askerliğini yapacakmış, yani savaşacak ve ölecek. Savaş çok nasılsa, içeride, dışarıda! Askeri okulları bağladıkları Milli Savunma Üniversitesi Rektörlüğü’ne atanan zatı televizyondan tanıyoruz.

Tarih bilgisi tartışmalı, kişiliği tartışmasız FETÖ’cüyü andırıyor. Boğaziçi Üniversitesi’ne aylardır seçilmişler listesinden rektör atamayan Cumhurbaşkanı, MSB Üniversitesi’ne İlber Hoca’nın televizyonda tartışmaktan bile hicap duyduğu Erhan Afyoncu’yu atarken pek de memnun. Yenikapı ruhu, nane ruhu olalı, koklaya koklaya bayılıyoruz!

YOBAZIN DERDİ SPORU VURDU

Kübra Dağlı: Peru’da Dünya Tekvando Şampiyonu oldu! Bayrağımızı dalgalandırırken İstiklal Marşı’mızı okuttu. Bir sosyal arenaya dönüşen twitter’da Kübra’ya sataşanların yazdıklarından yüzüm kızardı.

Başörtülü olmasından ötürü yediği lafları “laikçi teyzeler” değil, yobazlar sallıyor: neymiş öyle başını örtmüş ama ayağı açıkmış, k.. başı ortadaymış, dinimizi karalıyormuş, filan felan. Kadının başı örtülüsü bile yaranamıyor yobaza. İlla poşete girecek, illa evde oturacak ve sadece çocuk bakacak, ne demek öyle spor mipor yapmak! Bunlar dindar filan değil, sadece yobaz. Allah onları bildiği gibi yapsın!

KAN PARASI ÖDENİNCE DAVA DÜŞÜYOR MU?

Konu kıtlığı değil, ciddi bir hukuk sorunu olduğu için Rüzgar Çetin’in salıverilmesiyle ilgili benim de söylecek lafım var: Rüzgar Çetin’in, defalarca yaptığı gibi, alkollü araç kullanırken sebep olduğu kaza sonucu bir polis aracına çarpıp bir polisi şehit etmesinin ardından bir kaç ay sonra serbest kalmasının nedenini, şehit olan polisin ailesinin davaya müdahil olmaktan vazgeçmesine bağlıyorlar.

​Türkiye şeriat yasalarıyla mı yönetiliyor da kan parası verilince davanın seyri değişiyor? Altı yıl hapis cezası alan sanığın yurt dışına çıkışı engellenmiş, dava bitti, hükümlü serbest, niye kaçsın? Rüzgar’ın ailesi zenginmiş değilmiş, ünlüymüş değilmiş, bundan çok daha önemlisi şeri usulle, “kan parası”yla sıyırtmış olması değil mi?