Kadının adı ve soyadı bu ödülde buluştu

08 Mart 2018, Perşembe 05:00
AA
Duygu Asena, 80’li yıllarda Türk kadınının düşünce, algı ve davranış biçimlerini alt üst edecek kadar etkileyen bir gazeteci yazar olarak girdi hayatımıza. İlk romanı ‘Kadının Adı Yok’un adı bile bugün hala kullanılan bir özdeyişe dönüştü.

O yıllarda çıkardığı başta Kadınca olmak üzere kadına yönelik yayınlarda, özgürlük ve eşitlikten bahsetti hep. Çok erken kaybettiğimiz Duygu Asena adına PEN Türkiye tarafından her yıl verilen ödül, bu yıl Türkiye’nin ilk kadın hukuku uzmanı, İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Koordinatörü, Barolar Birliği Kadın Komisyonu Başkanı Avukat Nazan Moroğlu’na verildi.

Nazan Moroğlu’nun master tezi olan ‘Kadının Soyadı’ konulu çalışmasında ise bir küçük tuzum var, o dönem, Nazan’ın İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma Merkezi’nde hocalarından biriydim! Bir ödül bir insana bu kadar mı yakışır, yakıştı.

Çünkü Nazan, yıllardır nefes almadan hukuk insanı kimliğiyle tüm yaşamını kadınların hak ve hukukunu aramaya ayırdı. Nazan Moroğlu’na ödülünü PEN Türkiye adına Zeynep Oral verirken takdim konuşmasını ise bir başka Zeynep, iletişimci Zeynep Göğüş, duygulanarak gözyaşlarıyla tamamladı. Kadın kadının her zaman kurdu değil, çoğu zaman dostu da!

Kadına bakışımız: muhafazakar feminizm!

Bu hafta hep kadını konuşacağız. Kadir Has Üniversitesi’nin, Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı araştırmasının sonuçları çok taze. Anket geçen ay yapılmış. Kadınlar için en büyük sorunun Şiddet olarak ortaya çıkması da şaşırtıcı değil, 28 günlük Şubat ayında 47 kadın öldürüldü, neredeyse her güne iki kadın cinayeti düşüyor. İşsizlik ve eğitimsizliğin ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmesi de boşuna değil.

Şiddete uğrayan kadınların çoğunluğunun asıl sıkıntısı da bu. Oysa biz eskiden 8 Martlarda ölüme yol açan şiddetten çok, erkeklerin ev işlerine katkısının olmamasından şikayet ederdik.

Değişen bir şey yok, erkekler alışveriş ve tamirat dışında ev işlerine yine katılmıyor. Hele bulaşık ve çamaşır gibi “pis” işler, tamamen kadına ait. Hatta buna çocuğun altını değiştirmeyi de ekleyebiliriz, erkeklerin hiç yapmadığı iş! Bulaşık ve çamaşırı makineler hallediyor ama henüz babalık görevini yerine getiren robotlar icat edilmedi. O nedenle çocuklarıyla hiç oynamayan, (yüzde 20) babaların varlığı, hatta çokluğu üzücü.

Ama sorarsanız, yarısı çocuğuyla “ilgileniyor”. Diğer yarısı ilgilenmiyor bile! Hayatından çok memnun olduğunu bildirenlerin oranının geçen yıllara göre hem düşüş göstermesi, hem de yüzde 15’lerde olması bana nihayet dedirtiyor! Çünkü ortalıkta dolaşan anketlerdeki bu memnuniyet palavrasından bayağı sıkıldım. Hem şiddet ve terörden, işsizlik ve pahalılıktan şikayet et, hem hayatımdan memnunum diye dolaş, biraz tuhaf olmuyor mu?

Kadınlar imam nikahına karşı

İmam/müftülere resmi nikah kıyma yetkisinin verilmesi konusunda erkek/ kadın aynı fikirde değil. Kadınlar çoğunlukla karşı, erkekler ise yarı yarıya. Erkeklerle kadınların birbirinden net olarak ayrıldıkları noktalar ilginç: Kadınlar erkeklerin ev işlerini de yapması gerektiğini düşünürken erkekler sorumluluk alanlarını, geliri sağlamak ve aile reisi olmakla sınırlandırıyor. Ki bu aslında kendileri için de ne kadar ağır bir yük, paylaşsalar daha mutlu olacaklar!

Feminizmi öğrenmişiz

Feminizmin kadın erkek eşitliğini savunduğunu bilen ve kabul edenlerin sayısı toplumun yarısını geçmiş. Hatta daha iyisi feminist kadınların çirkin ve hatta lezbiyen olduğunu artık hemen kimse düşünmüyor!

Yaşasın!

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mary Lou ve Dr. Aslı Çarkoğlu’nun ifadesiyle toplumda “muhafazakar bir feminizm” var! Cinsiyet eşitliğine ve bunu sağlamanın devletin görevi olduğuna inanan toplum, çiftlerin evli olmadan birlikte yaşamalarını ve çocuk sahibi olmalarını hoş görmüyor; kürtaja sıcak bakmıyor, hatta günah olduğu için yasaklanması gerektiğini düşünenler bile hayli yüksek.