Kadınlar gününe taciz damgası!

10 Mart 2011, Perşembe 05:00
AA

Ne acı ki 2011 Kadınlar Günü’ne bir genç kadının taciz masalı ile tacizci bir ihtiyarın serbest bırakılması damgasını vurdu! Bence işin daha da acıklısı, ikisinin de gazeteci olmasıydı. Tabii ki her gazeteci, sütten çıkmış ak kaşık değildir. Tabii ki ‘gazeteciler suç işlemez’ diye bir kural yok. Hele şu sıralar, gazeteciler, haber yapmaktan çok haber oluyorlar. Üstelik demokrasiyle yönetilen ülkelerde pek sık rastlanmayan bir biçimde, 60’ı aşkın gazeteci tutuklu yargılanıyor! İktidar, bunun basın özgürlüğüyle hiç ilişkili olmadığını, gazetecilerin, gazetecilik dışı faaliyetleri nedeniyle tutuklu olduğunu iddia ediyor.

[[HAFTAYA]]

Hatta, içlerinden birinin tacizden tutuklu olduğunu Başbakan’ın açıklamasının ardından Hüseyin Üzmez, Bursa’da tahliye edildi ve o kale düştü. Çünkü Üzmez, tacizden tutukluydu ve protesto eylemlerinde Üzmez’in tahliye edilmesi değil, cezasını çekmesi isteniyordu! Kadınların bu isteği, diğer talepleri gibi duyulmamış olmalı ki kadın etkinliklerinin yoğun olduğu bir haftada tahliye edildi Üzmez; kadınlara, çocuklara taciz etmenin hoşgörülebileceğinin somut bir örneği olarak.

Diğer örnek olan genç kadın İklim Ayfer Kaleli Bayraktar ise son dalga Ergenekon’da Odatv muhabiri olarak gözaltına alınmış ama tahliye edilen iki kişiden biri olurken Oscar kazanmış yıldız edasıyla gönderdiği selam ve özür mesajlarıyla dikkati çekmişti. Birkaç gün sonra bu hanımın aslında bir taciz iddiasıyla telefon dinlemesine takıldığı ortaya çıktı.

Taciz iddiasının hedefinde CHP, Baykal ve diğer partililer olunca ortalık karıştı. Seçime birkaç ay kala böyle bir ‘kara çalma’nın rakipler için bulunmaz nimet olmasının yanı sıra parti içi kavgayı bile alevlendireceği kesindi. Ama genç kadının anlattıkları da hayli çelişkili bir komplo iddiasıydı ki CHP düşmanları dışında kimseye inandırıcı gelmedi. Ne yazık ki gündemi de dalgalandırdı! Şimdi ortada gazeteciliği, taciz mağduriyeti, gözaltına alınıp salıverilmesi ve iddiaları çelişkili olan bir kadın var. Ve ne onu ne de hedef aldığı partiyi yargılamak için ortada yeterli delil... Buyrun çıkın işin içinden.

İş kadınları umut veriyor

Ben bu hafta, iç karartan değil, umut veren kadınlardan bahsetmek istiyordum sadece! Birçok 8 Mart etkinliği içinde beni en çok heyecanlandıran, TOBB’un düzenlediği Girişimci Kadınlar Toplantısı’ydı. 81 ilden kalkıp gelmiş bu kadınların ortak özelliği, erkeklere has bir dünyada “iş kadını” olarak başarı kazanmış olmalarıydı.

Yurdun tüm illerinden İstanbul’a gelmelerinin amacını başkanları Aynur Bektaş şöyle açıklıyordu; “Bankalardan kredi almak çok zor. Bu kadınları Borsa’ya götüreceğiz, onlar da halka açılabilmeyi, borsada olmayı, para bulmayı öğrensinler diye.” Gongu çalacak, seansı başlatacaklardı. Daha heyecanlı olsun diye Cumhurbaşkanı Gül’ü çağırıp ona vurdurttular gongu, etraftaki erkek kalabalığından ekranda kadınları göremedik bile! Neyse! Görme işte, görmeyiver aksaklıkları, yanlışları!!! Güzellikleri anlat, kadınları anlat; o kadınlar ki çoğunu dinlemeye çalıştım. Şarap üreten vardı, eşya taşıyan, yemek yapan, gelinlik diken, okul açmış olan...

Tunceli’den gelen bal üretiyordu, Amasya’dan gelen tohum... Asfalt döken vardı, inşaat yapan... Kimi Hititoloji gibi ilginç eğitim ve meslekten geliyordu, kimi öğretmenlik gibi alışılmış işlerden, kimi ev kadınlığından... Ortak nitelikleri kendi işlerinin sahibi olmaları, istihdam sağlamaları, para kazanmalarıydı, ki hangimiz istemeyiz? Bir başka ortak özellikleri ise pek güzel olmalarıydı! Hiç de kolay olmamıştı başarıya ulaşmaları. İşlerini kurmalarının ötesinde iş kadını olarak meslek örgütüne girmeleri, oda yönetimine seçilmeleri... Projelerini hayata geçirmek için kıran kırana çarpışmışlardı erkeklerle. Bunun eğitimini almış, yolunu öğrenmiş, kulis yapmış, seçim kazanmışlardı.

Şimdi daha fazlasını istiyor, milletvekili seçimlerinde adaylıklarını koymaya hazırlanıyorlardı. Çok daha zoru başarmak için maratona çıkıyorlardı. Ve bunun için kota değil ama seçilebilecek yerlerden listeye konmak demek olan ‘fermuar sistemi’ni (bir erkek, bir kadın) öneriyorlardı. O gece, özel sektörün, kadınların başarı kazanabileceklerini gösterdikleri bir alan olduğunu bir kez daha hissettim. Kadınların en az oldukları alan ise bürokrasinin tepeleri. 81 ilden birinde bile niye bir VALİ yok? Niye kadın kaymakam sayısı bir elin parmağını geçmiyor? Niye müsteşar, genel müdür atanmıyor? Niye kadınlara iktidar verilmiyor? Niye daha çok rektör, dekan, müdür yok?.. Kadınların, iktidarı bekleyince alamadıkları, kendi işlerini yaptıkları zaman iktidarda oldukları en büyük gerçek, bunu anladım!