Kansız ama sert oluyor!

01 Mart 2011, Salı 05:00
AA

Erbakan’ın ölüm haberini aldığımda siyasetle ilgilenen herkes gibi ben de “Rastlantının bu kadarı olmaz” dedim. Erbakan, bir 28 Şubat’ta post modern müdahaleyle iktidardan ayrılmıştı. 27 Şubat’ta ise hayattan ayrılıyordu ve tören için bekletmemiş olsalar, 28 Şubat’ta toprağa verilmiş olacaktı! Allah rahmet eylesin, toprağı bol olsun. Günahıyla sevabıyla Erbakan Hoca, Türk siyasi hayatına darbesini vurmuştu ve ayakta duramasa da ölürken bile parti başkanı olarak yerini koruyordu. Odalar Birliği’ndeki odasını boşaltmadığı gibi partisini de Numan Kurtulmuş’a kaptırmamıştı! Gerçi bizim dinimizde ölenin arkasından kötü konuşulmaz ama iki gündür medyada hakkında o kadar güzelleme yapıldı, Hoca neredeyse bir demokrasi kahramanı olarak ilan edildi ki “Biz kendisini boşuna mı eleştirmişiz?” dememek için siyasi yanlışlarını da hatırlamakta yarar var.

[[HAFTAYA]]

“Erbakan deyince aklımıza ne geliyor?” diye sorulduğunda, balık hafızalı halkım son iki gündür dinlediklerinden “Badem gözlüydü” diyebilir. Bir zamanlar badem bıyıklıydı. Ama benim aklımda kalan en önemli lafı “kanlı mı olacak kansız mı?”dır ve laik demokratik hukuk düzeninden “İslamcı adil düzen”e geçişi simgelemektedir! Hoca “Sert mi olacak, yumuşak mı?” demişti o zamanlar ve tüylerimiz ürpermişti. Yanında yetişen ekibi ise demokrasiyi sonuca giden bir araç olarak niteliyor, “Gidilecek durağa gelince ineceğiz” demekte beis görmedikleri röportajlarını tramvay önünde veriyordu! Hoca Milli Görüş gömleğini giymişti. İktidara gelmek için “kadayıfın altının kızarmasını” bekliyordu. Muhaliflerine “Sizin dininiz patates dini” diyor; geceleri protesto için evlerde yanıp sönen ışıklarla “Gulu gulu dansı” diye dalga geçiyordu!

İlk başörtülü eş

Erbakan’ın siyasi geçmişi eskidir. İktidara ilk gelişi Ecevit’le yaptığı koalisyonla olmuş, başbakan yardımcılığı görevinde kendisiyle evlendikten sonra örtünen başörtülü eşiyle bir ‘ilk’e de imza atmıştır. Hatta yanlış hatırlamıyorsam ilk icraatlarından biri makam odasını yeşile boyatmasıydı! O dönemde Ecevit’in aşırılıklarını dengelediği Erbakan, başında olduğu Refah Partisi’nin en yüksek oyu aldığı ‘96 seçimlerinden sonra bu kez Çiller’li DYP ile koalisyon hükümeti kurdu. Ama Çiller onu Ecevit gibi dengeleyemedi.

Erbakan, Başbakanlık konutunda sarıklı tarikat şeyhlerine verdiği iftar yemeğinden Libya’da Kaddafi’nin çadırında aşağılanmaya kadar tedirginlik yaratacak rahatlıkta davrandı. Baştaki öyle davranınca, alttaki de Sincan Belediye Başkanı gibi davranıyordu. Yılbaşı kutlamalarını yasaklayan o başkan, Kudüs Gecesi düzenleyip şeriat çığırtkanlığı yapıyordu. Tankların yürüyüp “balans ayarı” yapmasını MGK’da saatler süren toplantı sonunda hazırlanan kararlar izledi. Erbakan karşı çıktı, çıkmadı, sonrası malum.

28 Şubat kararları

Erbakan ölmeseydi şimdi o meşhur MGK kararlarını konuşuyor olacaktık. Yıllardır nefret ve mağduriyet malzemesi yapılmasına karşın o kararlarda o kadar önemli ne vardı? 8 yıllık zorunlu eğitim, imam hatip liselerine ilginin azalması için kimi tedbirler, Atatürk’ün korunması, başörtüsü yasağı v.b. Bugün iktidarda Erbakan’ın yanında yetişmiş ama ayrılıp farklı bir siyasi hareket kurmuş, hatta “Biz değiştik, Milli Görüş gömleğini çıkardık” demiş bir kadro iş başında. Geçiş, kansız ama sert gerçekleştiriliyor.

Hatta biraz da kin güdülüyor. Herhangi bir muhtıra, uyarı yememek için TSK’nın komuta kademesi Hasdal’a, emeklileri Silivri’ye yerleştiriliyor. Başörtüsü yasağı artık tesettürlü eşi olmayanın yükselemediği bir düzenle yer değiştirmiş durumda. Alkol tüketimini engelleme, alkol yasağına dönüşmek üzere. Muhalefet etmek neredeyse yasak! Fazla konuşan da ister gazeteci, ister eski polis müdürü olsun, kendini Silivri’de buluyor. Hatta Silivri’ye yeni 750 kişilik yer yapıldığı, seçim sonunda kalanların da oraya toplanacağı söylentileri aldı yürüdü. Böylece Erbakan’ı rahmetle anmak, “Kayıp trilyonlar için helal ettik” demek kalıyor!