Karadeniz'in suyu Marmara'yı öldürür!

25 Mayıs 2013, Cumartesi 05:00
AA

Devlet herşeyi daha iyi biliyor ya: kimseye, hele uzmanlara hiç bir şey sormuyor. Oysa şu Karadeniz’den Marmara’ya açılacak olan çılgın kanal projesini inceleyen deniz, denizaltı uzmanları uyarıyor: “Karadeniz çok kirli bir iç deniz. Avrupa’nın bütün sanayi kirliliği taşıyan nehirleri buraya akıyor, deniz dibi ölü ve suyu zehirli. Karadeniz, Marmara’dan 30 cm daha yukarıda ve suyu daha az tuzlu olduğu için kanal açıldığı takdirde Karadeniz’in suyu tek yönlü olarak Marmara’ya akacaktır.

Çevre felaketi


Oysa Marmara’nın kirliliği yüzeydedir, aşağıda hâlâ hayat var. Ama Karadeniz’den gelen bu kirli su, Marmara’nın bütün dengesini bozarak kısa sürede bu denizdeki canlı yaşamı öldürecektir! Bu proje sadece Marmara’yı değil, Akdeniz’i de kirletecek, dengesini bozacak ve çok büyük bir çevre felaketine yol açacaktır.” Bu gerekçelerle Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cemal Saydam projenin iptal edilmesi için imza kampanyası açtı. Hükümetin çevre felaketini düşünmeden kanal açmak istemesinin nedeni ise ekonomik hayatı inşaat ve rant projelerine dayandırması! Oraya ikinci bir Boğaz yapılacak, etrafında yeni konutlar dikilecek, yeni alışveriş merkezleri açılacak, yeni göç dalgaları gelecek ve tüketim artacak! Denizler öldüğü, ormanlar kuruduğu zaman hesabını verecek olanlar çoktan toprak olmuş olacak ama çocuklarımız çölde yaşamaya mahkum olacak! Bunu konuşmak varken İnönü’ye sallamak ne kolay.

[[HAFTAYA]]

Devlet bizi düşünüyor!

Başbakan Erdoğan, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda muhalefetin elli sene öncesine saydırırken günümüzdeki asıl sorunları ne güzel halının altına süpürüyor! Hatta bir ara aynen şöyle diyor: “Devlet öyle bir tavır içinde ki, vatandaşına sen kendin için iyi olanı bilmezsin, ben senin için iyi olanı bilirim diye baskıcı, yasaklı bir anlayışla ülkeyi yönetiyor!” Bu konuşmadan bir kaç saat önce TBMM’den alkollü içecek yasaklarını çıkaran kendisi değil mi? Yahu bırak da içip içmeyeceğime ben karar vereyim? Gece mideme mi dokunacak, başım mı ağrıyacak, ceremesini ben çekeyim. Hayır, devlet beni o kadar düşünüyor ki yakında obeziteyle mücadele kapsamında akşam saat 19.00’dan sonra yemek yememizi de yasaklarlarsa hiç şaşmayalım! Biz mi bileceğiz Karatay mı bilecek, değil mi efendim? Ama Başbakan ceberrut devletle meğer İnönü’yü kastediyormuş, yahu siz on buçuk yıldır başımızdasınız, altmış yıl öncesine hayıflanacağımıza bugünden bahsetsek ya?

Türkiye Barolar Birliği’nde İstanbul Ankara kavgası

Yargının böylesine hükümetin denetimine girdiği bir dönemde savunmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Zaten barolar da üstlerine düşeni yapıyor, davalarda itilip kakılan avukatların arkasında durmak için mahkemeleri izliyor. Bu hafta sonu ise Türkiye Barolar Birliği seçimleri var. Seçimlerde birden fazla adayın çıkması normal. Ama bu seçimde birlik içinde olmak ve daha özgürlükçü, daha cesur politikalar izleyecek adayı seçebilmek, aradan daha ılımlı adayların sıyrılmasına yol açmamak için tedbirli olmak gerekmiyor mu? Ne yazık ki olamadı, en büyük delege oyuna sahip olan İstanbul Barosu ile Ankara Barosu anlaşamayarak iki ayrı aday arasında bölündü. Şimdi Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu’nun yanısıra İstanbul Barosu eski Başkanı Kazım Kolcuoğlu da aday ve bu ikisi arasında bölünecek oyların tekrar aday olan şimdiki Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar’a yarayacağı konuşuluyor. Üç değerli hukukçunun en cesur, en birleştirici ve hukuka, demokrasiye en saygılı olanı kazansın! Yine de bu dönemde ayrışmak barolara yakışmadı.