Niye en parlaklar seçilmiş?

15 Mart 2011, Salı 05:00
AA

NATO’nun kuruluşundan bu yana geçen 63 yılda Lojistik ve Kaynaklar Başkanlığı Direktörlüğü’ne ilk kez parlak bir Türk subayı seçildi. Bu kadar önemli bir göreve 23 ülkenin subayı arasından tercih edilen Hakan Akkoç, sadece TSK’nın değil, NATO’nun da gözbebeği olarak NATO birliklerine personel seçiyor. Akkoç, önceki gün görev yaptığı Brüksel’den izin alarak İstanbul’a geldi ve tutuklandı! Akkoç, hakkında tutuklanma kararı çıktığı kendisine bildirilmediği halde, avukatından öğrenir öğrenmez yargılandığı Balyoz Davası’nın duruşmasına geldi.

[[HAFTAYA]]

Ama görev yaptığı yurt dışından kendi iradesiyle gelen bu sanığa mahkemenin teşekkürü, “yakalandı” deyimiyle, tutuklamak oldu! Tıpkı biri Tunus’ta askeri ataşe, biri NATO’da, bir diğeri AGİT’de çok önemli görevlerde bulunan diğer üç arkadaşı gibi! Bu genç ve parlak subayların suçu nedir? Darbe yapmak! Ortada darbe olmadığına göre ne yapmış bunlar?

2003 yılında 1. Ordu Komutanlığı tarafından yapılan bir seminerde bilgileri dışında görevlendirilmişler! Bir listede görev verildiğine dair isimleri var. Bu görev kendilerine tebliğ edilmiş mi? Bunlara dair bir imza, belge var mı? Hayır, hayır, hayır! Ama haklarında iddianame var, tutuklama kararı var ve tutuklanıyorlar! Silivri’de salonu dolduran tutuklu sanıkların hemen hepsi, or, kor, tuğgeneral ve üst düzey subay. Çoğu, tanıyanların ifadesiyle, TSK’nın en parlak ve önü açık komutanları. Bu bir dava mı, temizlik harekatı mı?

Hukuk bunun neresinde?

Geçen duruşmada gelen şok tutuklama kararıyla çoğu muvazzaf 163 subayın tutuklanmasının ardından dün Silivri’de yapılacak duruşma önemliydi. Geçen duruşmada hakimler, tutuklama kararını, savunmalarını bile almadan yüzlerine okuyuvermişti! Herhalde hepsinin teker teker savunma dinlemeye hali yoktu! Oysa dünkü duruşmada yeni tutuklandıkları için yurtdışından gelen 4 subaya da savunma yapıp yapmayacakları soruldu! Bu usül açısından varolan en hafif yanlışlık. İddianamedeki delil ve belgelerin içindeki tutarsızlıklar medyada tek tek açıklandı.

Bunlardan en aklımda kalanı 2003’de operasyon yapılacağı söz konusu edilen sinagogun o tarihte olmaması! Bu iddianamedeki delillerin tutarsızlığı ve hakimlerin itirazları kulakardı etmesi hukuka inancı zedeliyor. Belki de bunun için hiç savunma yapmamak en iyisi! Çünkü 163 sanığın tek tek savunma yapması, çapraz sorgular, yıllar sürebilir.

O süre içinde de mahkeme heyeti onların hiçbirini tahliye etmez! O insanlar Hasdal’da, Silivri’de sürüm sürüm sürünür. Belki de bunun için Emekli 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan kendisine sıra geldiğinde “Bu bir savunma değil, iddianamedir” diye başladı sözlerine. Ve satır satır başladı iddianameyi çürütmeye!

Avukatlar isyanda

Usül hatalarına, iddianamedeki çelişkilere, anlam veremedikleri kararlara karşı müvekkillerini savunmaya çalışıyorlar. Ellerinden bir şey gelmediği için isyanları oynuyor, her söz alışta adeta çığlık atıyorlar. İşte dünkü duruşmadan kimi avukat müdahaleleri: “Bütün sanıklar aynı mı ki hepsine aynı kararı veriyorsunuz?”... “Bizim söylediklerimiz niye hiç dikkate alınmıyor, biz yalan mı söylüyoruz?”... “Gözlerinizi arıyorum Sn. Başkan”... “Vicdanınıza sesleniyorum Sn. Başkan”... “Biz usulsüzlüklerle değil, sizin önyargılarınızla uğraşıyoruz.”... “Mahkemeler adeta bir redmatik kullanıyor!”

Eşler, çocuklar ve yakınlar

Bir genç kadın, herkesin içinde hiç sakınmadan sesini duyurmaya çalışıyor tutuklu sıralarındaki eşine: “Seni seviyorum!” Savaşa gitse daha mutlu olurdu belki tutuklu subay olan eşi. Öpücük yolluyor, el sallıyor karısına ve arkasını dönüp hakimin önüne oturuyor. Bir genç kızın “Baba, baba” çığlığı yankılanıyor salonda. Erkek çocuklar daha sessiz. Öfkelerini içine akıtıyor. Ama örgütleniyorlar. Vardiya Bizde Platformu’nda bir araya gelen subay ve astsubay aileleri, iddianamelerdeki çelişkileri açıklayan “masumiyet” adını verdikleri bir de broşür hazırlamışlar, dağıtıyorlar.