Öğrenciler darbe yaptı diye ömür boyu hapis!

21 Ocak 2018, Pazar 05:00
AA
Bu filmi yeniden görüyorum: Mahkeme salonu, suçsuz olduğunu anlatmak için çırpınan askerler ve aslında hepimizin çıkacak kararı durduramayacağımızı bilmenin verdiği umutsuzluk!

Kumpas Davaları’nda da böyle olmamış mıydı? Koca koca kurmay albaylar, bir harp planı titizliğiyle üstlerine atılan casusluk vb. gibi akıl almaz suçlamaları krokiler, şemalarla çürütmeye çalışırken hakimler, bütün itirazları reddediyor, bütün talepleri geri çeviriyor ve en ağır cezaları veriyordu.

Bakırköy’de görüldüğü için gitmesi daha kolay diye izlemeyi seçtiğim bir kısım Hava Harp Okulu öğrencilerinin davasında da az çok böyle! Her ne kadar ortada somut bir olay olsa da, yargılanmakta olan 37 öğrencinin darbe yapmadığı, yapamayacağı kesin. Ama ya beraat edecekler, ya müebbet alacaklar, ortası yok.

Bütün yaptıkları otobüse binip TRT, Digitürk ve Casper binalarına gitmek, kapının önünde durmak. Cana ve mala zarar yok.

Siyasi tercih

Sabaha karşı da hepsini toplayıp, iyice hırpalayıp, tutuklamışlar. 18 aydır, mektuplaşma hakkı bile olmadan, en ağır koşullarda tutuklular.

18-19-20 yaşındaki öğrencilere darbe yapmaya kalktınız deyip müebbet vermek, bir anlamda siyasi bir karardır.

Öğrencilerin avukatlığını yapan bir üstada göre ise karar hukuka, kanuna uygundur ama adil değildir, çünkü vicdani yanı eksiktir.

Albay Talat Aydemir, 21 Mayıs’ta Ankara’da Harp Okulu öğrencilerini toplayıp darbe yapmaya kalkıştığında o dönemin Başbakanı İnönü, “Öğrenciler darbeci olamaz, kandırılmıştır” demiş, o gençler serbest bırakılmış, hepsi sivil hayatta eğitimlerine yeniden başlayarak meslek sahibi olmuşlardı.

Şimdi ise başlarına zaten büyük bir felaket gelmiş, kendilerini bir cehennem gecesinin içinde bulmuş gençleri yeniden kazanmak yerine, dipsiz kuyuya atıyoruz.

Neden? Çünkü yine bir hukukçu görüşüne göre “Suç ya vardır, ya yoktur. Bunlar o gece, kamuflajlı ve silahlı olarak orada bulunmuşlarsa, varlıkları yeter, suç vardır.” Onları oraya götüren iradeye karşı çıkabilirler miydi? Bu niye sorgulanmıyor?

Bu çocuklar askeri okulda ilk olarak itaat etmeyi öğrenmediler mi? Gerektiğinde şehit olmak için bu mesleği seçmediler mi? İtaat olmadan ölüme gidilir mi? 19 yaşındaki gençler, son sözleri sorulduğunda, “Vatan sağolsun” diye başlarını eğip hayatlarını karartacak kararı beklerken kelepçeler de hazır, karar da!

Rütbeliler nerede?

Oysa daha okul komutanı yargılanmadı bile! Bunları FETÖ-PYD’nin kollarına kim attı, bu sürece gelinirken kim göz yumdu? Olan oldu, yanan yandı. Bundan sonra daha zorlu bir süreç başlıyor, bütün iç hukuk yollarını denemek ve yetmiyorsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek.

Bu davanın bir emsal teşkil edeceği ve diğer askeri öğrencilere de darbeci suçlamasıyla müebbet verileceği düşünülürse adaleti dışarda aramak gerekecek. O da en erken 5 yıl demek!

Kimin umrunda?

Bu davalar süresince, medyanın hemen hiç ilgisi yoktu. Kamuoyu davaların nasıl yürüdüğünü, neler konuşulduğunu bilmiyor, izlemedi.

Müşteki sıralarında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın önderliğinde kendilerini AK Parti görevlisiyiz diye tanıtan kişiler davaları zaman zaman izledi, izlediklerini fotoğraflayarak belgeledi.

Birinci derece sanık yakınlarından ise ancak bir kişi salona girebildi.

Darp var

Davalardan birinde yanlışlıkla müşteki bölümüne oturan bir asker annesinin saldırıya uğradığını, onu korumak isteyen oğluyla birlikte hastanelik edildiğini biliyorum.

Yine ayağı uyuştuğu için mahkeme sırasında ayağa kalkan bir öğrenci, salondan dışarı çıkarılarak bacağı kırılana kadar dövüldü.

15 Temmuz gecesi teslim olan ya da yakalanan tüm sanıklar darp edildi, gözaltındayken de günlerce dayak yedi. Bu şikayetlerini mahkemelerde dile getirmeleri ise kulak ardı edildi. Avukatların sanıklar lehine olan bütün belge, bilgi, rapor hazırlama ve sunma istekleri de kabul görmedi.

OHAL koşulları

Oysa bir darbe girişiminin en adaletli biçimde soruşturulması, davalarının hukuk ve adalete uygun yürütülmesi, en önemlisi de kararın vicdana uygun alınması, Türkiye’ye, Türk adaletine çok büyük saygınlık kazandırırdı.

Ama 15 Temmuz üzerinden yaratılan mağduriyeti, Olağanüstü Hal koşullarında yürütmeye çeviren iktidarın işine gelmezdi. O yapının yerleşmesine göz yummuş olsalar bile.