Pantolon mu? O da ne?

13 Ekim 2011, Perşembe 05:00
AA

Parlamentoya ilk kez protez bacaklı bir kadın seçilince sorun çıktı. Hani Bekir Coşkun’un yazılarındaki gibi. Şafak Pavey, TBMM’ye alınmak için eteğini giyince herkes bir durdu sonra zıpladı! “Ayıp ettik” diye düşündüler. Devlet hep ayıp eder oysa. Terör örgütü üyeliği suçlamasıyla eline bir kez bile silah almamış olduğu halde Silivri’de yatmakta olan gazeteci yazar Doğan Yurdakul’u ziyaret etmek isteyen eşinin peruğunu çıkarmasını istemişlerdi örneğin, kapıdaki kontrol sırasında.

[[HAFTAYA]]

O eş ki kemoterapi olan bir kanser hastasıydı ve saçı döküldüğü için peruk takıyordu! Başörtünün üstüne peruk takma komikliğine ses çıkarmayan devlet, ona itiraz etmişti. Doğan Yurdakul, kadınlık onuru zedelenmesin diye eşinin cezaevine gelmesini istememiş, kadıncağız eşini son bir kez göremeden hayata veda etmişti! Ne ki protez bacak çok rahatsız etti vicdanları, kel bir baştan daha çok! Ya da biri devletin vekili, biri teröristin karısı diye mi?..

“Kadın milletvekilleri pantolon giyebilir” diye yasa çıkarmaya karar verdiler. Oysa ana görevleri yasa çıkarmak olan milletvekilleri, bir süredir kanun hükmünde kararnamelerle idare edildiğimiz için hiç bir şey çıkarmıyorlar. Ama protez bacak görme sıkıntısı, vicdanları paralıyor! Tam toplandılar, evet diyecekler ki... Bak sen şu yaramaz BDP’lilere: Tıpkı komisyon başkanlığına tutuklu milletvekillerini gösterdikleri gibi bu kez de bir laf sokuşturuvermişler taslağa, “kravat takmayalım ama türban takalım!” Ondan sonrası komedi, vodvil, operet, tuluat... AKP’de bir telaş, pürtelaş! Derhal geri çekiyorlar tasarıyı! “Pantolon mu dediniz, aaa, o da neymiş?” Aslına bakarsanız şaşılacak bir durum.

Duyunca inanamıyor insan. En kibar betimlemeyle “dini hassasiyetleri fazla” olan AKP, niye tırsıyor “türbana özgürlük, kahrolsun kravat” oldu bittisinden? Politika! Ne demişti bir sayın valimiz yıllar önce demokrasi tarihimize geçen bir üslupla: “Memlekete komünizm gelecekse onu da biz getiririz!” Budur. Parlamentoya türban özgürlüğü ve kravattan kurtulma, yani bir tür İran Meclisi görüntüsü gelecekse, onu da biz getiririz. Biz! AKP! Yıllarca türban konusunu zalim edebiyatı yapmış olan biz! Siz kıytırık Kürtler, BDP’liler değil!!! Şimdi aklıevvel kimi okuyucu, “Vay sen Kürtlere neden böyle diyorsun?” diye bağırır... Bu benim değil, böyle düşündüğünü tahmin ettiklerimin fikridir!

Duymadım söylemedim

Şu Ankaralılara bayılıyorum. Herşeyi nasıl da ciddiye alıyorlar! Kılıçdaroğlu, günlerdir anons ettiği köstebeği açıkladı ya, “O bakan o koltukta oturamaz!” veya “Eğer iddialarını ıspat edemezse Kılıçdaroğlu o koltukta oturamaz!” diye hayal kuruyorlar. Bu arkadaşlar MİT Müsteşarı’nın PKK ile yaptığı pazarlık ve anlaşma koşulları internete düşünce de kıyamet kopacak, AKP meseleyi örtbas etmek için büyük manevralar yapacak, hatta savaş çıkacak sanmışlardı. Tam tersi oldu. Görüşmeler meşruiyet kazandı! Şimdi de hiç bir şey olmayacak. Baksanıza, hükümet yanlısı gazetelerde haber bile olmadı köstebek! “Beşir Atalay bir şey dedi ama ne dedi?” vaziyetleri. Sağır sultan biliyor Deniz Feneri hikayesinde gerçeğe ulaşılamayacağını. En azından bu dönem.

Sinema ve kadın

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve AKSAV’ın düzenlediği 48.Uluslararası Antalya Film Festivali yağmur, çamur, sel demeden ilgi çekmeye devam ediyor. Orada, Antalya’da bir şeyler oluyor. Antalya’da bu yıl sadece sinema değil, kadınlar da konuşuluyor! 48 yıl sonra sıra kadına geldi demek ki! Festivalin bu yılki teması, kadın. Bütün jüriler kadınlardan oluşuyor. Bütün kapılar kadına açılıyor, bütün tartışmaların odağında kadın. Kadın baştacı ediliyor! Böyle bir ortamdan uzak durmamı beklemezdiniz değil mi? Bugün itibariyle ben de Antalya’da olacağım ve Dedeman Oteli’nde yapılacak olan panele katılacağım. Konu, son günlerin en çok tartışılan konusu: Kadına yönelik şiddet ve medya.