Partiler neşeli geçiyor

21 Aralık 2010, Salı 05:00
AA

Parti deyince sadece siyasi partileri anlamayın, aralık ayı biraz da parti ayıdır, yazılacak keyifli, güzel şeyler de vardır ve pazar günü CHP yazdığıma göre pazartesi günü neşeli arkadaş partilerini yazabilirim değil mi? Altan Öymen’in meslekte 60. yılını kutladığı dost partisi bir tür Gazeteciler Cemiyeti’nin hep yapmaya özendiğimiz toplantısı gibiydi. Yazar çizer takımı neredeyse tam kadro, Hilton’daki partideydi ve meslek yaşamına 18 yaşında başlamış Altan Öymen de 58 yaşında gibi fit duruyordu!

[[HAFTAYA]]

CNN Program müdürü kızı Aslı Öymen’in hazırladığı, ustanın içiçe girmiş siyaset ve gazetecilik yaşamının köşe başlarını anlatan belgesel ve dostlarının kendisi hakkında yazdıklarından oluşan kitap, bütün uğraşılara rağmen sürpriz de olamadı! Meslek hayatında atlatmak ve atlatılmamak üzerine yoğunlaşmış Altan Öymen, elbette ki bu sürprizleri, bazı saf dostları sayesinde atlamamıştı! Gazeteci arkadaşım Necla Zarakol ise meslekte 40. yılını kutladı. Bir kadının bunu itiraf etme cesareti bir yana, Necla, kurduğu halkla ilişkiler şirketiyle de kurtlar sofrasında kendini kanıtlamış biri olarak, etrafındaki genç ve güzel ekibiyle mutlu ve gururluydu. Yenilenmiş Cahide Lüküs Saz’da eski dostlara rastlayıp çok da eğlendik. Necla da tıpkı Öymen gibi pek hoş duruyordu. Kim demiş bu mesleğin insanı en çok yıpratanlardan olduğunu!
 

Tabanlıoğlu da 50 dedi

Meslekte yeni, ama dünyanın en ünlü mimarları arasına girecek kadar başarılı Murat Tabanlıoğlu ise iş ve hayat arkadaşı Melkan Gürsel’in hazırladığı muhteşem partiyle 50 yaşına girdi, hem de tasarımı kendilerine ait, Türkiye ve Avrupa’nın en yüksek binası, henüz bitmemiş Sapphire’in 56. katında! İstanbul’un uçaktan görüntüsüne eş manzarasının yanında bitmemiş mekan, güvenlik baretli garsonların servisi, betonların içine yerleştirilmiş mumlarla gerçek üstü bir dekora dönüşmüş, terastaki varillerde yanan odunların ateşi, gecenin soğuğunu ısıtmıştı.

Davetlilerin kozmopolit karışımı çiftin ne kadar geniş bir sosyal network’e sahip olduğunu da gösteriyordu, kimler yoktu ki: Cemiyet dünyasının ünlüleri, doktorlar, sanatçılar, müzisyenler, modacılar, en az da gazeteciler. Herkes çok şıktı ama tek kural siyah giyinmekti desem? Partinin en güzel kızı beğenmediği saçına rağmen Özdem Gürsel’di! Allah çirkin kısmeti versin lafı doğru mu ne? Belli ki bu güzellik kızların annesinden geliyor, hâlâ çok güzel bir kadın. Gürsel soyadının ise Cemal Gürsel’den geldiğini ve dedeleri olduğunu söylesem?

Ünlü mimar Hayati Tabanlıoğlu’nun oğlu, doğum günü çocuğu Murat, kalabalık içinde bir görünüp bir kaybolurken Dali’ye özenmiş, pelerinli ve köpekli ressam dikkat çekerek dekolteli kadınlardan bile rol çalıyordu. Bundan önceki partilerinin aksine müzik fazla tekno olduğundan mı nedir, ben çıkana kadar kimse dansetmedi.

Gecenin sansasyonu Deniz Seki-Hüsnü Şenlendirici karşılaşmasına ise kimse gibi ben de tanık olamadım. Deniz Seki’yi görür gibi oldum ama o kadar şişman değildi dedim. Meğer oymuş, ardından Şenlendirici’yi gördüm, yok artık dedim ama Melkan böyledir, herkesi içine alan kocaman bir yürek! Tekno müziğe daha fazla dayanamayıp kaçarken Suna Vidinli valelerden Porche’sini isteyip çıktı. İyi ki ben Punto’yu evde bırakıp taksiyle gelmişim diye düşündüm. Çıkarken elimize tutuşturulan broşürlerden Sapphire’in örnek dairelerine bakarak geldim Galata’daki evime. Benimki de bana güzel!

Beceriksizlikten yargılanmalılar

Poyrazköy kazıları sürüyor. Hani o en son buldukları 10 çuval gizli belge vardı ya, o çuvalların en üstünden hazine, pardon, gömü krokileri çıkmış. Hemen gidip kazdılar, bu kez keskin nişancı mermilerini buldular, bir de patlayıcıları. Bunları gömen, gömdüğü yerin krokisini saklayanları yakalayıp yargılamalı. Ciddi söylüyorum, Balyoz’dakileri nasıl darbeye eksik teşebbüsten yargılayacaklarsa, yani ortada darbe yok çünkü, olsa olsa nakıs teşebbüs var; bu mühimmat gömücülerini de beceriksizlikten yargılamalı! Darbe yapmak için mermi gömeceksin Poyrazköy’e; iki yıldır bütün planlar deşifre olmuş, hala krokileri yatağın altında saklayacaksın, bir ihbar, gelip bulacaklar, gidip kazacaklar.

Bu kadar beceriksizlik, yargılamaya tabii olmalıdır! Bunlardan derin devlet değil, olsa olsa casusluk üzerine komedi filmi senaryosu olur! Haberal olayında ise bilek güreşi sürüyor. Prof. Dr. Haberal’ı meslektaşlarının koruduğunu düşünenler, bir yılı geçti, adamı neden yargıladıklarını hâlâ söylemiyor ama ille de Silivri’de bir kaç gün yatırmak için olağanüstü çaba harcıyor.

Hastalık raporuna inanmayıp adli tıbba sevkettiler ama bu kez de yerinden kıpırdatılamaz raporu geldi ya, çatlıyorlardır. Ne yapmalı? Haberal, Silivri’de bir miktar misafir edilirse serbest bırakılır mı? Gitsin orada yatsın da hep beraber kurtulalım bari! Kazaya gelir de ölür kalırsa, operasyon zayiatı der geçerler, ne olmuş yani!