Sapıktan korunma yolları

29 Mart 2011, Salı 05:00
AA

Bu hafta sonu, kaybolan üç çocuğun katilinin bulunmasını ve cinayetin ayrıntılarını konuştuk. Duvardaki çamaşır suyuyla silinmiş kan lekelerinin özel aletle görülebilmesi bölümüne ben bile hayran oldum! Gelelim işin vurgulanmayan kısmına: Katil zanlısı, çocuklara ilgi duyan bir sapık, bilimsel adıyla pedofili hastası.

Böyle yazıyorum, çünkü yaptığım soruşturmaya göre tam da tahmin ettiğim gibi, insanlar istediği için sapık olmuyor! Bu bir hastalık. Herkesin içinde biraz sapıklık varmış ama irade gücüyle bastırılıyormuş. “Hasta olanlarda bu sapıklık daha fazla ve maalesef iradeleri de az olduğundan uzun yıllar hiç belli etmeden aramızda yaşasalar bile fırsat buldular mı en vahşi sapıklıkları yapıyorlar” diye anlattılar bana.

[[HAFTAYA]]

Bunları niye yazıyorum? Çocuklarınıza sahip çıkın diye! Kimin sapık olduğunu bilmediğimize göre sokağa salıp da “Git kapıları çal, şeker iste” demeyeceğiz! Kendini koruyacak yaşa gelene kadar ortalıkta yalnız bırakmayacağız! İyiyi kötüyü sıkı sıkıya anlatacak, herkese güvenmemesi gerektiğini öğreteceğiz.

Otostop yapmayın!

Hadi bunlar çocuktu... Ya üniversiteli genç kızın başına gelen olay?!! Gece vakti bir genç kız, hiç tanımadığı birinin arabasına hangi cesaretle biner, basireti mi bağlandı? Hatta gündüz de binmemeli, hiçbir zaman binmemeli! Çünkü burası muhafazakar bir ülke ve o arabanın içindeki sanıyor ki arabaya binen kadın zaten her şeye hazır ve razıdır.

Aklında yoksa bile niyetini bozuyor. Bir de uzmanlarca her zaman söylenen şudur: Tecavüze uğrama tehlikesi baş gösterdiğinde hayatta kalmak istiyorsanız karşı koymayacaksınız. Yoksa tecavüzcü öldürüyor! Çünkü o anda beynindeki bütün hormonları harekete geçmiş ve iradesi sıfırlanmış bir sapık. Hem baş etmesi kolay değil hem engellendiği için öfkeli ve daha da tehlikeli. Sapık, evet. Normal insan tecavüz eder mi! Dünyada tek tecavüz eden canlı türünün insan olduğunu da biliyor muydunuz?

Sendikalar zorda

Hava-İş Sendikası’nın bir yetkilisiyle konuşuyorum, “Geçenlerde Boğaz Köprüsü’nü trafiğe kapattık, bir-iki küçük gazete dışında haber olamadık, biz demokrasi mücadelesinde gazetecilerin yanında yer alıyoruz ama onları yanımızda göremiyoruz” diyor. Hava-İş, sivil havacılık iş kolunda örgütlü tek sendika ve 30 bin işçinin 16 binini örgütlemiş olmalarına karşın o kadar baskı altındalar ki bu ülkede yakında bir tek sendika kalmazsa şaşırmayın! Sendikayı önlemek için işletilen sistem şu: Bir iş yerinde sendikal örgütlenme ve o iş yerinde çalışan insanların yarıdan fazlasının üye yapılarak yetki alınması, iki buçuk yılı bulan bir süreç imiş. O süreç zarfında işveren durumu sezince önce bir kaç “elebaşı” işçiyi işten atıyor, o da olmazsa o iş yerini kapatıyor ve başka bir isimle yeniden açıyor. Böylece bütün o süreç boşa gitmiş oluyormuş! Hava-İş şu sırada Sabiha Gökçen Havaalanı’nda işten çıkarılan 600 işçinin hakkını arıyor.

Burada daha önce HEAŞ’ta çalışan işçiler, şirketin özelleştirilip Malezya, Hindistan ve Limak Holding’ten oluşan İstanbul Sabiha Gökçen A.Ş. Konsorsiyumu tarafından işletilmeye başlaması üzerine pek çok haklarını kaybederek yeni şirkete geçmiş, üstelik yavaş yavaş işten de atılmaya başlamışlar. Hava-İş Sendikası yöneticileri, THY’nin de sürekli şirketlere bölündüğünü, eskiden karşılarında HAVAŞ ve THY varken şimdi 20’yi aşkın şirketle tek tek karşı karşıya kaldıklarını anlatırken bunun sendikalı yaşam için zorluğuna dikkati çekiyor.

Tabii asıl sıkıntı, işsizlik. İşveren ‘kapıda bekleyen var’ mantığıyla bu kadar rahat hareket edebiliyor! 20 büyük sendika, sesini duyurmak için 3 Nisan Pazar günü Ankara’da büyük bir yürüyüş düzenliyor. Bakalım kaç gazetede haber olabilecekler? Hani “Eskiden şu-bu mu vardı?” denir ya, eskiden sendika vardı, şimdilerde kalmıyor! Sivil toplum masalı ise sürüyor...