Savaş değil operasyon tartışması

25 Ağustos 2016, Perşembe 16:00
AA
Biz savaşa mı girdik? Yoksa ÖSO’nun operasyonuna destek mi veriyoruz? Yansıtılan hava, anlı şanlı bir biçimde savaşa girdiğimiz yönünde. Tanklar ilerliyor, uçaklar vuruyor, özel kuvvetler Suriye’de cirit atıyor, Cumhurbaşkanı “Ezanlar susmayacak” diye gaz veriyor, başkomutan savaşa gidiyor! Ama yapılan operasyona bakıp, Abdullah Ağar gibi uzmanlara da kulak verince, neyse ki savaşa girmediğimizi, ÖSO’nun operasyonuna destek verdiğimizi düşünmek daha mantıklı oluyor.

Fırat Kalkanı Operasyonu’nda gerçekten de bir kalkan görevi yapıyoruz. Hava Kuvvetleri uçakları ve karada konuşlu toplar bombalama yapıyor. Özel kuvvetler devrede ama onlar zaten hep devrede oluyor. Tek fark, tankların Suriye topraklarına girmiş olması, ki onlar temizlik yapıyor.

Böylece TSK, Suriye topraklarında kara, hava ve zırhlı birlikleriyle, ÖSO’nun askeri gücüne destek oluyor. ÖSO askerlerinin Arap kökenlileri kollarına kırmızı bantlar takmış, Türkmen kökenliler ise mavi bantlar. Sahada çatışan onlar. Türkiye, IŞİD’i bölgeden püskürtmek için savaşan YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesini istemediği, ÖSO da tek başına bunu yapamadığı için destek çıkıyor.

TSK’ya moral

Bu denklemde beni rahatsız eden iki nokta var: IŞİD, Türkiye’yi savaşa çekmek için gel gel yapıyor ve Türk köylerini bombalıyordu, buna daha fazla seyirci kalınamazdı, yapılan doğrudur.

Türkiye, bu operasyonda birbirleriyle farklı pozisyon alan Rusya ve ABD arasında çok dikkatli bir slalom yapmak zorunda. Bunu becerebilecek miyiz, göreceğiz. Operasyonun bir faydası ise darbe teşebbüsü ve FETÖ yapılanması sonrası moral çöküntü içinde olan TSK’nın toparlanıp kendine gelmesi olabilir, hadi hayırlısı.

Çaresizlik dilimize vurdu

15 Temmuz’dan beri sözün bittiği yerde atasözlerinden medet umuyoruz: “Her şerde bir hayır vardır” en çok sığındığımız söz oldu. “Yılanın başını küçükken ezmek lazım”; “At izi it izine karıştı”; “Sapla saman ayrılmıyor”, “Kurunun yanında yaş yanmasın” ; “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” “Can çıkmadan huy çıkmaz”; “Alışmadık popoda don durmaz”; bunlardan bazıları.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün bunlara iki tane daha ekledi; Men dakka dukka, Arap atasözüymüş, anlayalım diye de “Kapı çalanın kapısını çalarlar” diye tercüme etti! Rahmetli anneciğimi de anmış olayım, birbirinden ilginç laflar kullanmakta üstüne yoktu! Şimdi iki emoji figürü koyup savuşturuyoruz.

Geldiğimiz noktada, Eset yeniden Esat olmuş, Rusya’yla aramız düzelmiş, İsrail ile el sıkışmış, Mısır’a göz kırpar iken “Biz bu p.. niye yedik?,” diye mi bitirelim yoksa son günlerde herkesin yaptığı gibi bela mı okuyalım: “Allah topunuzun belasını versin!”

Harbiyeden mezun ol, asker olama

Harp okullarından mezun oldukları halde subay olamayan, sokağa salıverilen eski öğrenciler, aileleriyle birlikte Anıtkabir’e yürüdüler ve dertlerini anlattılar, ama kimse dinlemedi, seslerini duyuramadılar. Haber, gazetelerde olabilecek en küçük haliyle yer aldı, neden? Onların hepsini FETÖ’cü olarak gördüğümüz için mi? İçlerinde iki tanesi bile değilse, hak yenmiş olmuyor mu, kurunun yanında yaş yanmıyor mu, böyle hayati bir meselede toptancılık ne kadar doğru?

Darbe araştırmaya FETÖ’cü üye

Reşat Petek ve Hüseyin Kocabıyık. AKP’nin uzun süre ayak diredikten sonra 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni araştırma komisyonuna verdiği üyelerin adları. Her ikisinin de geçmişine bakılınca bu zatların kalben ve fikren FETÖ bağlantılı olduğu arşivdeki belgeleriyle sabit.

Peki, sıradan polis memuru ya da adliye mensubu olsalar, FETÖ’cülükten işten atılıp hatta içeri alınacak bu sempatizan ötesi kişiler sadece milletvekili oldukları için bir koruma kalkına sahip diyelim. Komisyona niye seçilip yollanıyor? Bu komisyonun iş yapmasının engellenmesi için mi?

Yoksa AKP ne FETÖ’ye ne de darbeye karşı mı değil? Gerçekten RTE, FETÖ’yle mücadelesinde bu kadar mı yalnız, CHP ve MHP’den başka yanında duran yok mu?