Türkiye'yi İbo salladı!

17 Mart 2011, Perşembe 05:00
AA

Bütün bu olup bitenden sonra üzerinde yazmak farz oldu: Önce çok geçmiş olsun, sevenleri sevgiden öldürmez, rahat bırakırsa, en kısa zamanda iyileşir inşallah! Bizim gibi toplumlarda çok ünlü olmak, çok sevilmek, büyük derttir. Yaşaması da, taşıması da dert. İbo’nun yaşamı da inişli çıkışlı, maceralı. Sıfırdan başlayıp zirveye taşıdığı hayatında silahlar hep patlamış, gözyaşı ve kahkaha hep eşlik etmiş her anına. Ne vurulması şaşırtıcı, ne bu kadar çok sevilmesi. Ama abartmanın da dozu olmalı değil mi? Üç gündür manşette.

[[HAFTAYA]]

Üç gündür evde, kahvede, baş köşede. Hastane, türbeye; doktordan başkasının girmemesi gereken yoğun bakım yol geçen hanına döndü. Yanından her çıkanın ağzından da başka bir inci dökülüyor. Tabii kimse Arınç’ın eline su dökemiyor, doktorlara ‘uyandırmayın!’ demiş. Adam öğle uykusuna mı yatmış da uyandırmayın diyor, bir de ayakta karşılasaydı bari! Ya korumalar? “Şoka girdik” demişler. Daha iki gün önce benzer bir olay yaşanmış, niye şoka giriyorsun, işin bu. Ya Urfa’ya ne demeli, niye bütün şehir hastane kapısına dayandı? Madem öyle 1991’de bağımsız aday olduğunda, seçseydiniz ya adamı? Ya medyanın ilgisi? Ne Silivri’de var, ne Beşiktaş’ta, ne başka yerde oradaki kamera ordusu.

Ve tabii kadınları: Siyah çarşaflı nikahlı eş Adalet Tatlı’dan, Perihan Savaş’a, Derya Tuna ve son sevgili Ayşegül Yıldız’a, Asena hariç, hepsi orada, sıra sıra. İnşallah en kısa zamanda sağlığına kavuşur ama ben Urfa’ya girişini düşünemiyorum, ne ciddi bir hayvan katliamı olur, kurban diye kan gövdeyi götürür! Heyecanlı, duygulu, abartılı milletiz vesselam! Haa, bu arada, Aşk ve Ceza dizisinde benzer biçimde kurşun yarası alan ve bir ayağı tutmayan Yavuz’u, ne fizyoterapist, ne ciddi bir tedavi olmadan kendi kendine yürütmeye kalktı ya doktoru, helal olsun. İnsanlar bu dizileri ciddiye alıyor, ne olur, hiç olmazsa sağlık konusunda yanlış mesaj vermeyin yahu!

Kimse kimseye boşuna vermez!

Neresinden baksam çözemedim! Önce bütün dünyayı, ama aslında Ortadoğu’yu, Kuzey Afrika ülkelerini karıştıran Wikileaks belgelerinin Türkiye’yi ilgilendiren bölümünü bugünden başlayarak Taraf Gazetesi yayınlayacak. Taraf? Daha hangi mali kaynakla, kim tarafından ve nasıl yayınlandığı bile tam olarak şeffaflaşmamış, yayınladığı çoğu kez yalanlandığı halde, yalanlandıkları yayınlanmayan, sızdırma belge, bilgi, dosyalarla ün yapmış bir gazete. Pek çoğu ilk kez bu gazetede ortaya çıkmış, ortak paydaları “Herşeyi en iyi bilen havası basmak, herkese yukarıdan bakmak ve laf çakmak” olan genç yazarlar.

Katıldıkları her oturumda insanın sinirlerini hoplatıp kavga çıkardıkları için “Yandaş olmayan grubun” televizyonları tarafından büyük bir sevinçle karşılanıp her programa mutlaka birisi çağrılan bu gençlerin kendileri gibi kalemleri de pek küstah! Ve şimdi ABD, CIA ve Pennsylvania ilişkileri hep sorgulanmış, şüphe uyandırmış bu gazete, onu bunu töhmet altında bırakacak kimi belgeleri yayınlayacaksa, korkarım. Hangilerini seçecek, hangilerini saklayacak? Hangilerini sansürleyecek, hangilerini afişe edecek? Bu yayınlar kimin işine yarayacak, kimi yaralayacak? Malum bunlar “TARAF”. Söylediklerine göre kendileri talip olmamış, para da ödememiş.

Bilabedel, Türk medyasının en iyisi budur diye belgeler bunlara verilmiş. Lazım olduğu ve yeri geldiği için sık sık tekrarladığım bir medya kuralı var: Kimse kimseye kendi yararına olmayacaksa bir dosya, belge, bilgi vermez! Al şunu yayınla diye verilen hiç bir haber, bir gazetecilik başarısı değildir, bu seçimin altında kim bilir hangi hinlik ve çıkar yatmaktadır!

Ha bu arada dilinin ayarı olmayan Hilal Kaplan’ın da vedası yayınlandı dün. Herhalde aday olacak. Örtülü milletvekili adayı. Ben ilk adayı daha yakın çevreden bekliyordum. Bakalım göreceğiz. Wikileaks’in yayınlanacak belgelerinin kimleri vuracağını da. O zaman netleşecek, Taraf’ın niye seçildiği. Şimdilik sadece kaygılıyım. Çünkü bu belgelerin salladığı ülkelerde henüz ot bitmedi, ABD gölgesi dışında!