Yazarlığım bir beklenti yaratmalı, kadınlığım değil

Aslı Tohumcu yeni romanı ‘Durmadan Leyla’da bugünün kadınına dair eğlenceli bir resim çıkarıyor ortaya. Tohumcu, azar sıfatımın önünde ya da arkasında kadın kelimesinin kullanılmasından rahatsızlığını dile getiriyor

13 Nisan 2018, Cuma 07:00
A A
Adalet ÇAVDAR/ adaletcavdar@gmail.com

Aslı Tohumcu’nun yeni romanı “Durmadan Leyla” İletişim Yayınları tarafından Mart ayı içerisinde yayımlandı. “Durmadan Leyla” bugünün kadınına dair eğlenceli bir roman. Hepimizin başına gelen şeyler geliyor Dişi’nin başına. Kendinden oklu olmasıyla aşka düşkünlüğüyle çekiyor.

Eros’un ilgisini ama öyle bir Dişi ki bu Eros bile şaşkınlığını saklayamıyor bir yerden sonra. Evren, Başak, Dişi ve olancasıyla hayat var Durmadan Leyla’nın içerisinde. Aşık olmasına engel olamayan bir kadın, kadınlık ve erkeklik hallerine dair nüktedanlığını elden bırakmıyor.

Tohumcu. Bütün bunlar benim başımdan geçti diyemeseniz dahi bir arkadaşınızın arkadaşının başından mutlaka geçmiştir böyle anılar. Aşk şu dünyada elimizde kalan hem en hafif hem en ağır mesele aslında kıymetini çoğu zaman unuttuğumuz. “Durmadan Leyla” zamanı hatırlatıyor, saat işliyor vakit kaybetme durma aşık ol, olmadı mı derdinle de eğlenmesini bil diyor okuruna. Tohumcu ile romanı, kadınlığı, yazarlığı ve bugünleri konuştuk.
 
Öncelikle belirtmek isterim ki çok eğlenceli bir roman “Durmadan Leyla”. Kitabın içeriğiyle ilgili soru sormadan önce nereden esti böyle bir roman yazmak ve bu ülkede buna nasıl cesaret ettin?

Eğlenmene inan çok sevindim! Bugüne kadar yazdığım kadınlardan farklı, eğitimli, kendi ayakları üzerinde duran, sözde özgür bir kadının hikayesini yazmak istiyordum ne zamandır.



Başrolünde kendisinden Dişi diye bahsedilen, hayatta çok şeyin yanı sıra aşkı ve cinselliği de ısrarla isteyen bir kadının, bir yazarın romanı çıktı ortaya. Eros, habercisiyle birlikte tanıklık etti Dişi’nin yolculuğuna. Dişi’nin dostları Başak ve Evren de öyle. Bu da bana anlatımda güzel bir komedi alanı açtı. Özellikle Eros...

İşin cesaret kısmına gelince, cesaret gerektiren bir roman olduğunu düşünmüyorum “Durmadan Leyla”nın. Yazar da dedikleri bazı(!) kadınların değişik alanlarda yaşadıkları bazı zorlukları dile getirdim sadece. Herkesin bildiğini kurguladım bir yanıyla. Yazar olmak şartı da aranmıyor üstelik kadınların ezilmesi, taciz edilmesi, hor ya da aşağı görülmesi için.

Cesaretten kastım aslında şu, bir kadını hele de bizim çağımızda ve genellikle başına bizim başımıza gelen şeylerin bir kısmı gelen bir kadını anlatma arzun ve biçiminin tepki almasından korkmadın mı?

İnsanların aslında neye irrite olduklarını düşünmeden, ağızları köpürerek verdikleri tepkilerin, yapmaya çalıştıklarımı, en azından benim gözümde daha haklı çıkardığını deneyimledim diyebilirim. Ama sorunun biçimden ziyade içerikle ilgili olduğunu düşünüyorum. “Durmadan Leyla”da biçimsel olarak sıra dışı bir şey yok çünkü; yalın, mizahi bir üslupla, bol diyalogla akan bir roman. Dişi’nin üç beş kişiyle berbat cinsel deneyimler yaşaması, bir anlayış geliştirdiğini düşündüğü erkeklere aşık olduğunu sanması, yeri geldiğinde erkek milletine “kapayın çenenizi ve işinize bakın” demesi ya da yazar oluşundan kaynaklı bazı deneyimleri tepki çekerse ancak gülerim buna. Yoksa haklısın, herkes kendi anlayışı ve kavrayışı çerçevesinde iyi kötü tepkiler verebiliyor, verebilir de.

Aşk yaşama karşı bir kazanım gibi geliyor hele de bugünümüzde. Olmasaydı dünya nasıl bir yer olurdu?

Dünyayı boktan bir yer haline getirdik, aşk olmasaydı sanırım patır patır ölürdük durduğumuz yerde. Her fani aşkı birkaç kere tatmalıdır bence... İnsanı yükselten, güzel beklentiler yaratan, hayaller kurduran, mutlu eden bir şey sonuçta...

Peki, arkadaşlar, onlar ve bizi yönlendirmeleri ve kahrımızı çekmeleri. Hayata karşı tahammülümüzü arttırıyorlar sanırım. Ne dersin?

“Durmadan Leyla”nın Dişi’si, Başak ve Evren olmadan ne yapardı bilmiyorum. Evren yeri geldiğinde Dişi ile dalgasını geçse de, lafı gediğine oturtsa da, Dişi’ye her tür desteği veriyor. Başak da ikisine zıt kişiliğiyle bu üçlünün bir diğer önemli ayağını oluşturuyor. Arkadaşlar candır kesinlikle! Benim için de öyle ve benim de bir Başak’la Evren’im var neyse ki.

Sence bu coğrafya kadına böyle davranarak sence neyi kaybediyor? Ve bizler nasıl eskisi gibi korkmadan yaşamanın bir yolunu bulabiliriz?

Daha güzel bir eski olduğuna inanmıyorum ben. O yüzden eskisi gibi derken insanca yaşamayı kastettiğini varsayarak, bunun yolunun korkmadan yaşamaktan geçtiğine inandığımı söyleyebilirim. Korkmadan yaşamak ve üretmek, korkmadan konuşmak ve tepki vermek... Bu coğrafya, kadına hakkı olanları vermediği için insanca, barış içinde ve özgürce yaşama hakkını kaybediyor bence.

Bana öyle geliyor ki pek çoğumuz göründüğümüz gibi değiliz. Hele de bu “yazar camiası” içerisinde. Çok uzun süredir bu camianın içerisinde var olan bir kadın, bir insan olarak uğraştığımız pek çok şey ya da dert edindiklerimiz sana da biraz fazla garip ya da basit gelmiyor mu?

Tırnak içinde belirttiğin camiada, yanında sadece yazar ya da sadece insan olabildiğimiz kurumlar, kişiler o kadar az ki! Yazar sıfatımın önünde ya da arkasında kadın kelimesinin kullanılmasından, kadınlığımın her iki cinste de yarattığı gereksiz yazarlık beklentilerinden bıktım artık. Benim yazarlığım bir beklenti yaratmalı, kadınlığım değil. Kadınlığımın, edebiyatta neyi nasıl yazacağımın belirleyicisi olmasından da bıktım. Neyi, nasıl yazacağımı belirleyen tek şey yazar olarak potansiyelim ve ilgi alanlarım. Basit olan bu aslında. Eros’un yaptığı şu “bir çift meme olarak görülme” saptamasına bu açıdan sonuna kadar katılıyorum. Dolayısıyla, uğraştığımız şeyler kesinlikle basit ya da garip değil, aksine saçma, gereksiz ve ayıp.

Durmadan Leyla

Aslı Tohumcu / İletişim Yayınları / 188 sayfa








 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;