Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Yeni anayasanın formülleri

Salı, 21 Haziran 2011 - 05:00

Yeni dönemin, yani AKP’nin USTALIK döneminin ana konularını sıralıyorum; yargı, ordu ve bürokrasideki son engellerin temizlenmesi. Yani liberal jargonla “askeri ve bürokratik vesayete son verilecek”. 12 Eylül Anayasası değiştirilemez maddeleri dahil olmak üzere tepeden tırnağa yeniden yazılacak, Kürtleri de içeren ve ademi merkeziyetçi bir yapıya kavuşturulacak. Yargı, ordu ve bürokrasinin “vesayeti”, yani etkinliğinin kaldırılması, dişlerinin sökülmesi operasyonu, zaten sürüyordu. İçerdeki general sayısı her gün artarken en son 34 oldu galiba. Ağustos ayındaki YAŞ’ta komutan atamaları bile tehlikeye girdi.

[[HAFTAYA]]

Tam da burada insan düşünüyor: Yoksa bu tutuklamalar, arkadan gelen hükümete daha yakın isimlerin önünü açmak için miydi? Deniz Kuvvetleri’nin temizlenmesinden sonra sıra Hava Kuvvetleri’ne gelmişti ve onları da ikinci bir CD bulunmasından sonra toparlayıverdiler: 19 tutuklama. En son dün, Balyoz’la birleştirildi. Balyoz aslında ordunun tepesine iniyor. Mümtazer Türköne “Ordu lağvedilmeli, yenisi kurulmalı” dediği zaman ‘bu ne cüret’ diye düşünmüştüm.

Önceki gece Habertürk’teki programda ona bunu hatırlatıp “Talebiniz yerine getirildi” dedim, “bir tür lağvetmek bu.” Yine de memnun değil ki her ağzını açtığında “Asker vesayeti” deyip durdu! Acaba askerler silahlarını teslim etseler ve mesela “silahsız kuvvetler” olsalar toptan tutuklanmaktan kurtulabilirler mi? İçeri gireni toplum da unutuyor. Ne delillerin asılsız olması ne savunmalar tahliye sağlıyor. Çünkü, yargı yeniden yapılandı!

Yeni HSYK çok hızlı

Yargının iktidara bağımlı hale getirilmesi operasyonu devam ediyor. HSYK’nun son atama kararlarında “ceza” ve “ödül” anlayışı hakim. İktidarın hoşuna gidecek kararları vermiş olanlar ödüllendirilmiş, diğerlerine “ceza” yağmış. Bu, diğerlerine de gözdağı tabii ki. Şimdi sıkıysa tahliye kararı verilsin Silivri’de!!! Derhal rütbe aşağı, en olmadık yere “sürgün”... Yargıtay da istenildiği gibi şekillendirildiğine göre dikensiz gül bahçesine az kaldı. O da anayasa değişikliğiyle inşallah!

Anayasa’nın 3 maddesi

Liberallerin “Niye değişmesin ki” dediği ilk üç maddede Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetim biçiminin Cumhuriyet, dilinin Türkçe, başkentinin Ankara olduğu yazılı. “Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkilapları” tanımı da tepki çekiyor bazı kesimlerde. “Atatürk milliyetçisi olmak zorunda mıyız? Bir insanın adının Anayasa’da yer almasına ne gerek var?” eleştirileri daha yüksek sesle dillendiriliyor. Zaten en büyük suç da Atatürkçü olmak. Artık “Atatürk yaşasaydı Ergenekon’dan içeri alınırdı” öngörüsüne kesinlikle inanıyorum!

Yeni Anayasa yazılırken en büyük patırtının Kürtler tarafından koparılacağı da bir başka gerçek. Anayasa’da Kürt kimliği ve Kürtçe’ye atıf yapılmasını, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelere de özerklik verilmesini istedikleri biliniyor. Bilinmeyen, bunun ne kadarına razı olunacağı. Yapılmazsa Kürtlerin sokağa ne kadar döküleceği... Elbette Doğu’da halkı rahatlatacak yeni düzenlemeler yapılmalı. Anayasa daha özgürlükçü anlayışla düzenlenmeli. Ancak bedelini düzmece suçlamalarla hapsedilen askerler, cezalandırma anlayışıyla yerlerinden edilen hakimler, gözdağı verilen medya ödememeli. Demokrasi bu değil çünkü.

Doktoruma dokunma!

Her zaman muayene ve tedavi olduğum bir kaç doktorum var. Hepsi ağustostan itibaren çalışma yerlerini kapamak zorunda kalacak olmanın sıkıntısını yaşıyor. Türkiye ne zamandan beri sosyalizmle yönetilmeye başladı da haberimiz yok? Hükümetin zorlamasına bakarsanız bütün doktorların hastanelerde çalışması gerekiyor. Muayenehanelere çalışamayacak kadar zor fiziki ve mimari koşullar getirilmiş. Örneğin bir kat merdiven inilerek gidilen yerde muayenehane açılamazmış. Ben buraya mecbur olduğum için değil, isteyerek ve bilerek gidiyorum. Memnun değilsem gitmem. Sana ne? Hastaneye ya da muayenehaneye gitmek, kişinin özgür tercihi.

Doktor da bunca yıllık eğitim ve mecburi hizmetten sonra ister hastanede çalışır, ister açar muayenehanesini. Vergisini ödüyorsa kime ne? Herkes serbest meslek erbabı olarak çalışabiliyor da doktor, hakim veya asker mi serbest çalışamıyor? Anlaşılır gibi değil. Söz konusu olan, onların serbest çalışma özgürlüğünün gaspedilmesi kadar, hastaların da istediği hekimleri seçme özgürlüğüne gem vurulması! Bu hak ve özgürlük kavgası, büyük bir kesimin derdi olmadığı için kimsenin umrunda değil. Unutmayalım ki demokrasi sadece çoğunluğun değil, azınlığın da haklarının korunduğu bir sistemdir.

Serbest çalışmak isteyen hekimlerin sayısı milyonlarca olmayabilir. Ama bunlara bağlı olarak çalışanlarla ve hastalarla on binleri buluyorsa ve hatta tek bir kişinin bile derdiyse, çözülmesi gereken bir sorundur! Tabii artık son seçim sonuçlarına göre çoğunluk despotizmi altında yaşamıyorsak...

Yandex.Metrica