Yeni bir aşka açığım, bunun sebebi Pamir!

34.5 yıllık eşi Pamir Bezmen'in vefatından sonra 'küllerinden yeniden doğan' Nermin Bezmen duygularını anlattı

a
a
Pazar, 13 Eylül 2009 - 15:21


Yeni bir aşka açığım, bunun sebebi Pamir!

RÖPORTAJ: Seral CUMALI 
seral.cumali@posta.com.tr
 

İş adamı Pamir Bezmen, 13 Ocak 2009’da beyin kanaması nedeniyle 73 yaşında aramızdan ayrıldı. Pamir Bezmen’in bu dünyadan gidişinden 6 gün sonra 34.5 yıllık aşkı, eşi yazar Nermin Bezmen ona ‘kelimelerle ulaşabilmek’ için mektuplar yazmaya başladı. Bu mektupları, ‘Bizim Gizli Bahçemizden’ adıyla kitaplaştıran Nermin Bezmen, büyük aşkıyla tanıştığında 18 yaşındaydı. 

Pamir Bezmen ise 36. Patron- asistan ilişkileri bir yıl sonra büyük bir aşka dönüşmüş, bu aşk 34.5 yıl gıptayla seyredilmişti. Bebek’te hayatları boyu birlikte oturdukları evde bizi karşılayan Nermin Bezmen, acısını sonuna kadar yaşayarak bütün gücüyle verdiği mücadeleyi kazanmış, hayata sarılmış, dimdik duruyordu. 

* Bir kadın bu denli aşık olduğu erkeğin ölüm acısını nasıl yener? Bu acıyla nasıl başedebildiniz? 

Bunu aynen ölümcül bir hastalığın pençesindeki insan sendromuna benzetiyorum. Onun isyan, inkar, kabul ve uzlaşma dönemi vardır. Bu kadar sevilenin arkasından çekilen acıda da insan aynı sendromları yaşıyor. Pamir benim için sadece bir eş değildi. Biz birbirimizin hayatında birçok farklı insanın ve kişiliklerin yerini doldurarak yaşadık 34.5 sene. Dolayısıyla ben Pamir’in gidişiyle sadece bir insanı kaybetmedim. Benim entelektüel öğretmenim, patronum, arkadaşım, sırdaşım, yoldaşım, sevgilim, kocam çocuklarımın babası ve aynı zamanda küçük oğlumdu; o kadar çok yeri vardı ki hayatımda. 

Bütün o insanlar birden eksildi. Yani ben bir cenaze kaldırmadım Pamir’in gidişiyle, bütün bu saydığım kimliklerin altında birçok insanı birden uğurlamış oldum. Fakat ben zaaf ve zayıf olmayı sevmem. Pamir de benim o tarafımı çok takdir eder ve bana o yüzden çok güvenirdi. Ayaklarımın üstünde durmaya, hayata ve kendime sahip çıkmaya her zaman özen gösteririm. O kimliğimi ve karakterimi Pamir’le beraber arkada bırakmak istemedim. Dolayısıyla büyük bir acıyla fakat çok iyi asıldım. O acımı da zaten ilaçsız, doktorsuz atlatmak istememin sebebi buydu. 

* ”Acının tadını çıkarmak” diyorsunuz kitabınızda; hayatın tadını çıkarmak, aşkın tadını çıkarmak tamam da acının tadını çıkarmak nasıl bir şey? 

Evet, acının tadını çıkardım. Acıya hakkını vermek istedim. Ruhum medcezirlerde gibiydi. Tenim buz gibi ama yüreğim alev alev yanıyordu. O acıyı bütün hücrelerimde hissederek yaşadım. Önce doya doya beni parçalamasına, dibe vurdurmasına, darmadağın etmesine müsaade ettim, aynen Zümrüd-ü Anka gibi kendi küllerimden yeniden doğmak istedim. Onu yapmasaydım, bugünkü kuvvetimle ayaklarımın üzerinde duramazdım. Çünkü o acı parça parça zamana yayılarak, uzun süre toparlanmama müsaade etmeden yaşatacaktı beni. Dibe vurmaya başladığım an; gidecek başka bir yer kalmamıştı; ancak yukarı çıkabilirdim. Çünkü orada kalmak istemiyordum; tekrar çıkmak, yine kendime kavuşmak ve hayata asılmak, devam etmek istiyordum. 

* Ve başardınız?

Tarih bile verebilirim; 5 Ağustos. İlk defa 5 Ağustos’tan bu yana her gün biraz daha keyifle gülebildiğimi, gözlerimin içini sadece yaşların parlatmadığı, eski Nermin’in pırıltısıyla renklendiği bir süreç yaşamaya başladım.

* Özel bir şey mi oldu 5 Ağustos’ta?

Kendimi bir psikoloğun hastasını takip ettiği gibi çok yakın takip ettiğim için, saat saat defter tuttuğum, hayatımla ilgili düşüncelerimi, yorumlarımı yazdığım için böyle bir tarih verebiliyorum. Bu bana iyileşme sürecimi çok net gösteriyor. Ama belki de olmuştur... Bence çok özel bir şey oldu...

* Kitapta da öyle, başladığınız yerden çok farklı bir yerde bitiyor ruh hali olarak... Pamir Bey’in vefat ettiği günden başlıyor, geri dönüşlerle evlendiğiniz güne geldiğinizde kitap bitiyor... Pamir Bey’in vefatının ardından ona o mektupları yazarak sakinlemek, acınızı dindirmek mi, yoksa hiçbir şeyi unutmamak için kayıt mı düşmek istediniz?

Duygularımı çok yoğun yaşıyordum. Pamir’e özlemim öyle büyüktü ki ona ulaşmak ihtiyacındaydım. Dokunamadığım için, sarılamadığım için tek çarem kelimelerle ona seslenmekti. Mektuplarım bir adrese gidecek ve oradan da bana cevap gelecekmiş gibi yazdım. Kitabın zaten samimiyetinin, içtenliğinin sırrı, onu okurla paylaşmak için yazmamış olmam. Ben onları Pamir’e özel, ondan cevap bekliyormuş gibi yazdım. Hiçbir gizlim yok...

* Hiç gizliniz kalmadı mı? Hayır, hiç de gocunmadım, bende hiçbir rahatsızlık yaratmadı. Halbuki ben özelime çok meraklıyımdır. Senelerdir okurlarım anılarımı bekliyordu, eşim ısrar ediyordu “Bizi ne zaman yazacaksın?” diye. Ama ben özelimi hep kendime saklayıp, uzun yaşarsam eğer, 90’lı yaşlarımda daha rahat yazarım diyordum. Bu kitap kendini yazdırdı. Bittikten sonra da keşke bu kadar açılmasaydım hissi duymadım.

* Sizin kitaplarınızda kahramanların müthiş bir cinsel yaşamları var. Bu kitapta da kendi cinsel hayatınıza da yer veriyorsunuz; aynı romanlarınızda olduğu gibi aşkın doğal parçası olarak. Yadırgayanlar oldu mu?

Zaten çok doğal bir şey cinsellik. Bütün duyularımız gibi hayatın bir parçası. Bunu konuşmamak ya da söylememek, olmadığı anlamına gelmiyor. Ben bunu konuşamayan, yazamayan birçok insan için konuşuyor ve yazıyorum... Okurlarım oradaki o ince çizgiyi o kadar güzel yakalamışlarki! Çok tutucu çevrelerden olmalarına rağmen “Ne kadar keyifle, sıcak ve samimi bularak” okuduklarını söyleyen okurlarım var...

* Sizin aşkınız vefat ederek gitti. Terk ederek gitmesi daha mı az acılı olurdu? Eşimin uzun yolculuğundan bir hafta sonraydı. Bir akşam yemeğinde çocuklarıma aynı soruyu sordum. Dedim ki, “Çocuklar eğer babanız bir başka kadın için beni bırakıp gitseydi acaba daha mı az üzülürdüm?” Oğlum, “Anne bırakıp giden adama lanet okursun, kızarsın, inadından hemen başka birini bulup hayatına devam edersin” dedi. Doğru; çünkü benim böyle bir karakterim de var.

* Nasıl bir karakter? Ben çok beklemeden sevgi verebilen bir insanım. Sevgi ifade edebilmek beni o kadar mutlu eder ki. Aslındamutlu olmak için. Sevgimi, aşkımı ifade etmekte çok cömertimdir ve çok sahip çıkarım sevgime. Ama karşılığında bir eksiklik hissettiğimde kendi iç koruma mekanizmam beni o sevgiden vazgeçirir. Dolayısıyla ben beni bırakıp giden, dolayısıyla başka bir kadını hayatına alan bir erkeğin peşine düşüp ısrarcı olmazdım. Bir sabır süreci bile harcayacağımı sanmıyorum. Seçildiğimi bilerek yaşamayı seviyorum. Yerime veya üstüme biri daha seçiliyorsa orayı çok çabuk boşaltırım.

* Size göre aşkın tanımı nedir?

Hayat Tanrı’nın verdiği bir mucizeyse aşk da insanın yarattığı bir mucize. Tek kelimeyle mucize.

* Erkekler için aşkın tanımı daha farklı diye düşünüyorum. Siz ne diyorsunuz? Ben erkek kadın diye ayıramayacağım. Çünkü aşkı tanıdığım birçok kadından daha derin hisseden erkek arkadaşlarım var. Bu ruh haliyle ilgili. Çok ruhsuz kadın arkadaşlar da tanıdım. Aşkı kendi gereksinimlerinin yerine getirilmesi zanneden, belli ihtiyaçların kurtarılması zanneden kadınlar var hayatta. İyi giydirip, iyi gezdirip, iyi bir çek verdiğiniz zaman çantasına, onu aşkla aynı şey zanneden kadınlar var. Buna mukabil sevdiği kadın için gözyaşıyla şiir yazan adamlar var.

* Aşk için her şeye katlanılır mı?

Sır kitabınızda Hüma aşk için eşcinsel eşe bile razı oluyor... Karşı tarafta da aynı aşk varsa her şeye katlanılır. Aşk odur. Aşkın sadece yüreği çarptıran, tenselliği, cinselliği doyuran bir şey olmaması lazım. Aşk büyük bir paylaşım, fedakarlık gerektirir. Kendi başına çok kıskanç olan bir kavram aşk.

*Siz mesela nelere katlandınız aşk için?

Aslında katlanmak tabiri ağır geliyor bana aşk için. Çünkü aşk için verdiğiniz her şey çok gönülden verilmeli. Çok severek, çok isteyerek verdiğiniz zaman öyle bir ağırlık hissetmiyorsunuz. Onun için ben Pamir’e sahip olmak, Pamir’le olmak, Pamir’le hayatımı idame ettirmek için o beraberliğin içine koyduğum hiçbir şeyi fedakarlık diye adlandırmak istemiyorum. O aşkın kendisiydi.

* Pamir Bey’le tanıştığınızda daha 18 yaşındaydınız. Evliydi, çapkınlığı ile ünlüydü ve hep flörtöz bir erkek olarak tanınırdı. Bununla nasıl başedebildiniz?

Pamir’i 18 yaşında tanıdım, 19 yaşında da aşkımızı yaşadık. Öyle bir uğraşım olmadı benim. Özellikle Pamir’in hayatında tek kadın olayım, öbür kadınlar sıyrılsın diye bir derdim olmadı. Benim öbür kadınlarla hiçbir derdim olmadı. Onları merak da etmedim. Sadece bütün o kadınlara rağmen Pamir’in beni seçmiş olması bana öyle bir özgüven verdi ki, onların hiçbirinin dolduramadığı bir yeri doldurdum duygusuyla çok kendimden emindim. Hiçbir şeyi zorlamadım, bir gün bir soru sormadım, çok kendi haline bırakıp anı anına aşkımı yaşamaya baktım sadece.

* Aşk kıskançtır dediniz; siz kıskanç değil miydiniz? Aşk kavram olarak kendinin ön plana çıkarılmasını isteyen bir duygu. Onu kişisel kıskançlığa dökmeden idare etmek marifet. Çünkü o kişisel kıskançlıklar aşkı yoran bir şey. Hem ilişkiyi hırpalıyor, hem aşkı yoruyor. O marazi kıskançlıklardan çok uzak olması lazım insanın.

* Demişsiniz ki; “Bizim yaşadıklarımızı yaşayan 10 kişiden 9’u boşanırdı.” Neden? Bizim gibi mali imkanları aniden bozulan, şirketleri batan, aileleri dağılan çok çift oldu çevremizde. Bunu kolay atlatamıyor insanlar. Kontrol edilemeyecek bir zorluk insanın hayatına girdiği zaman; büyük yıkımlar yaratabiliyor. Bunlar sevgiyi bitiriyor, ayrılığı getiriyor. Bizim hem maddi, hem manevi, hem sağlık açısından çok dibe vurduğumuz zamanlar oldu. Her defasında el ele tutuştuk ve o sendromdan daha kuvvetli çıktık. Bu bizim aşkımızı da kuvvetlendirdi.

* Aşkı sürdürmek için özel çaba mı gerekir?

Hayır özel çaba insanı zorlar. Biz birimizi bir diğerimizin hayatında istedik. Diğerimiz için en iyi olduğumuza inancımızı hiç kaybetmedik. Her an kaybedebilecek gibi sarılarak, ama aşkımıza sevgimize yatırım yaparak, birbirimizi hep heyecanlı tutarak, başladığımız ilişki tempomuz neyse onu devam ettirerek götürdük. Ama Pamir de benim tanıdığım yaşta, sonra benimle olan o Pamir değildi. Bambaşka bir hayat tarzı, dünyası, alışkanlıkları vardı. Benim onun hayatıyla ilgili hesap sormadan, ileriye dönük ondan talepte bulunmadan, vırvır, dırdır etmeden, kıskançlık yapmadan, huzur içinde, sadece karşılıksız sevgi vererek yaklaşımım Pamir’i benim yanıma getirdi. Pamir öyle hediye paketinden bonbon gibi çıkmadı. Çok insancıl, çok eğlenceli, çok alçakgönüllüydü ama çok dediğim dedik tarafları vardı. Pamir zaman içinde benim yaklaşma tarzımla sonunda benim anlattığım Pamir’e döndü. Avucuma hazır, işlenmiş verilmedi. Kadınlar onu da bilsinler!

* Yani kadının gücü!

Sakin bir güç çok önemli.

* Hani derler ya aşk biter yerini başka bir şeye bırakır. Siz 34.5 yıl süren aşktan bahsediyorsunuz... Hakikaten birbirinize aşkınız ilk günkü gibi miydi?

Evet. Gidişinden bir gün evvel ben mutfakta soğan doğrarken eşim geldi beni belimden kavradı ve salonun ortasına getirip dansa davet etti. Günde 10 kere “Seni seviyorum” derdi. Öyleydik.

* Kitabınızdan edindiğim intibaya dayanarak soruyorum; aynı şekilde 34.5 yıl cinsellik aynı heyecanla nasıl sürer? İki insan aynı heyecanla nasıl sevişebilir? O heyecan zaten var, onu sadece cinselliğe taşıyorsunuz. Zaten o heyecan kendiliğinden cinselliğe taşınıyor. Cinselliği yaşamak için bir çaba sarfetmek, zoraki bir uyarıyla bir diğerini davet durumunda kalmak ayrı bir şey, biz böyle bir şey bilmedik. Soğan doğrayan bir kadını dansa kaldıran bir erkekle bir şeyi zorlamaya gerek yok ki!

* Pamir Bey arka bahçeye gömülmek istermiş. Kendisi öldükten sonra üşüşecek erkekleri kaçırtmak için. Korkusu gerçek oldu mu?

Tabii yalnız bir kadının hayatına girmek isteyenler her zaman oluyor. Olağan bir şey o. Ama orada benim neyi seçeceğim önemli.

* Yeni bir erkeğe kalbinizde yer var mı bundan sonra? Kendime hiçbir ipotek koymuyorum. Çünkü ben çok aşkla yaşayan bir kadınım. Aşka aşık bir kadınım. Ve alıştığım kadar sevildiğim zaman gene çok güzel sevebileceğime inanıyorum. Ve ben sevgisiz yaşayamam.

* Büyük bir aşktan sonra insan birini yine aynı şekilde sevebilir mi?

Çok kişiye belki garip gelecektir. Böyle büyük bir aşktan sonra insan birini yine sevebilir mi? Ya da o kadar seviyordu bak kaç ay geçti kadın neden bahsediyor... Aslında bu cevapta kendimi sorumlu ya da zorunlu hissetmiyorum. Çünkü sevgisinin, aşkının, kocasının hakkını vermiş, bugün hür bir kadın olarak kimseye hiçbir şeyin hesabını vermek durumunda değilim. Ama beni çok seven, benden çok şey için cevap bekleyen okurlarım var. Bu bir şekilde onlara hitabım olsun. Benim bugün tekrar bir sevgiye, aşka açık olmamın en büyük sebebi Pamir’le yaşadığım aşktır. Çünkü aşkı ve sevgiyi o kadar dolu dolu yaşadıktan sonra artık onsuz kalamıyorsunuz. Çünkü o kadar tadına vardım ki aşkın. Tadını bildiğiniz bir şeyin eksikliğini daha fazla hissediyorsunuz. Belki aşkın eksikliğini hissetmek milyonlarca kadından daha fazla hakkım benim. Çünkü çok dolu dolu yaşadım. Onun için yeni bir aşka, sevgiye açık olmamın sebebi aslında Pamir’in kendisidir!

* Hayatınıza girecek erkek nasıl bir erkek olmalı?

İşi zor; sürekli mukayese edilecek öyle değil mi? Arkada bıraktığım büyük bir kaybım ve acım olmasına rağmen şu anda da şanslıyım. Çünkü Pamir benim o kadar yolumu açık tuttu ki, bugün ayaklarımın üstünde sağlam duruyorum. Bir erkeğe beni sırtında taşısın diye ihtiyacım olmadan hayatımı idare ettirecek güce sahibim. Onun için benim hayatımda olacak bundan sonraki insanı ince eleyip sık dokuma hakkım doğuyor. Bundan sonra benim hayatımda olacak insanın hem Pamir’i, hem beni taşıyabilmesi lazım. Çok olgun, çok kendinden emin ve beni sevmekte çok inatçı bir erkek olması lazım. Ve eminim öyle biri vardır.

* ‘Vardır’ mı, yoksa ‘var’ mı?

Vardır...

* Pamir Bey’e mektuplar sürecek mi; yoksa yeni bir aşk mı mektupları bitirecek?

Mektuplarım sürüyor. Ama artık birebir Pamir’e hitap değil. Çünkü o acıyı kabullenmekle beraber; gelmeyecek olan bir Pamir’i görmek durumundan çıkmanın getirdiği farklı bir yazım dilim var artık. Bu arada yeni romanımda hayatımı bir şekilde kadınlarıma konuşturuyorum. Farklı iki kitaptan iki kadın kahramanım, bir de yazar kahramanım var. Onlara zamanda bir yolculuk yaptırıyorum. Okur hep merak edecek aslında hangisi benim diye...

* Hangisi sizsiniz?

Sezişler olacaktır; ama net bir şekilde “Bu Nermin Bezmen” durumu olmayacak.

* Nermin Bezmen değil de başka bir kadın olma imkanınız olsa nasıl bir kadın olurdunuz?

Ben Nermin Bezmen’den başka hiçbir kadın olmak istemem. Kendimle çok mutluyum. Yanlış anlaşılmasın, bu kendini beğenmişlik kabul edilmesin. Ben bu beden ve ruh halimle o kadar çok uyum içindeyim ki, tekrar tekrar dünyaya gelsem yine bu Nermin olarak gelmek isterim.

* Geçmişe dönme imkanınız olsa hangi ana geri dönmek isterdiniz?

Bence dönülmemeli... Her şeyin bir sebebi ve yeri var. O dönüşler bence sakat. Biten bir şeyi baştacı edip anılarda bırakmakta fayda var...

8