Yeni bir Beren saat fena Olmaz...

Cuma, 20 Şubat 2015 - 05:27

Show TV’de yayınlanıp üç sezon kadar devam eden, içinden Beren Saat ve Engin Akyürek başta olmak üzere bir dolu yeteneği çıkarıp sektöre kazandıran “Türkiye’nin Yıldızları” yarışması mart ayına yetişiyor... Yarışmanın ilk jürisinde Gülse Birsel ve Şahan Gökbakar ile anlaşılmış ama önce Şahan’ın fikrinden cayması ardından Gülse Birsel’in “Şahan yoksa ben de yokum” diyerek meseleden kopması üzerine yeni bir jüri ile anlaşıldı...

[[HAFTAYA]]

Şimdilik iki net isim var. Birincisi “Dondurmam Gaymak”, “Entelköy Efeköy’e Karşı” gibi sıkı komedi filmlerinin yönetmeni Yüksel Aksu. Açıkçası Yüksel’in kişisel olarak da müthiş bir mizah performansı var... İkincisi ise Birol Güven. Buradan niteliklerini saymaya gerek yok. Aynası iştir kişinin ve Birol o işlerle jürinin en yetkin üyesi olmaya hak kazanmıştır... Yarışmacılara gelince; şimdilik sosyal medya üzerinden görüşülen adaylarla hızlı bir eleme maratonu yapılarak ekrana taşınacaklarını biliyorum... İşin sonunda mı? Bir Beren Saat daha çıksa fena mı olur? Şimdiki gençlerde o potansiyel var, göreceksiniz!

Benzemez Kimse sana şarkı kurbanı oldu!

Star TV’nin ünlülerin ünlüleri taklit ettiği performans yarışması “Benzemez Kimse Sana” yayından kalktı. “Reytingleri yolunda gitmiyordu” tespiti yapmayacağım. Çünkü yarışmanın neden kalktığını geçtiğimiz hafta buraya not düştüğüm “astronomik telif ücretleri talebi” meselesi açıklayabiliyor...

Yarışmanın bölüm başı maliyetine neredeyse haftada 150 bin lirayı bulan bu limitsiz telif ödeme zorunluluğunu da ekleyince yapımcı şirket bizzat yayıncıyı da zora sokmamak için bu teklifi gündeme getirdi... Açıkçası prime time dışında yayınlanan yarışmanın bu parayı reklam gelirleriyle kazanması mümkün değildi. Ve ikili bir kararla yayından kaldırılması durumu oluştu... Ben en çok Seyfi Dursunoğlu’nu bir süre daha ekranda görememek zorunda kaldığımıza ve yarışmanın her bölümünün sonunda sosyal yardımlaşma örgütlerine yapılan bağışların artık yapılamayacağına üzüldüm...

O SÜTÜ LEON İÇERDİ!

“Poyraz Karayel” (Kanal D) isimli dizide Poyraz’ın sırrı ortaya çıktı. Ayşegül dizinin final sahnesinde sevdiği adamın aslında mafya babası olan ve aralarının limoni olduğu babasının şoförü olduğunu öğrendi... Bu meseleyi fazla uzatmayıp işin trafiğini ağırlaştırmayan sorumlu her kimse ona buradan bir alkış çakıyorum... Bu arada bir dönem “Kurtlar Vadisi”nin konsey infazlarını andıran sahneyle başlayıp, “sanırım kan dökecekler” diyerek inceden bir burukluk yaratan dizinin neredeyse tamamında alt metin olarak “şiddet karşıtı bir tutum” sergilediğini görüp sevindim açıkçası... Zülfikar’ın annesini döven babasına “Anama nasıl vurursun, hele ki bir kadına nasıl vurursun?” minvalindeki sorusu “ironi” dolu da olsa yerindeydi... Bir de Zafer denilen o uyuşturucu tacirinin her vukuatından önce ve sonra süt içmesi durumu akla hep “Leon” filmini getiriyor. Sanırım bu da dizide nazarlık niyetine sırıtan tek şey, özellikle yapılıyor olabilir. Malum bazı dizileri de nazar öldürüyor!

Fark yaratamıyorsa eğitmeyin!

“O Ses Türkiye”de (TV8) birinci Elnur Hüseynov oldu. Hakkıyla kazandığını düşünüyorum ama bir yandan da “memleket hiç ses çıkaramıyor mu yani?” diye kenara not düşmek istiyorum... Elnur yanılmıyorsam Azeri kökenli bir kardeşimiz. Dolayısıyla kardeş ülke de saysak ithal bir yarışmacı konumunda. Bizdeki yarışmacıların inatla Ahmet Kaya ve rap rüzgarını sırtına alması sonucunda farklılığıyla aradan sıyrılıverdi. Bu farklılık birincilik getirdi, eyvallah... Ama o kalabalıktan hiç mi farklılık yaratacak başka bir ses çıkmadı? Sıradanı farklı yapmaya çalışmak için verilen eğitimlerin hepsi boşa gitti de “O Ses Türkiye” amaç ekseninden mi kaydı; ben anlayamadım!

Kanala öfke diziye bedel!

“Kara Para Aşk” (atv) sonunda ilk yayın saatine döndü ve önceki akşam izleyicinin karşısına çıktı. Ama reytinglerde atv’nin diziye yaptığı “aman sendeci” muamelenin ağır bir tokadını yedi... Ekrana küsen her izleyici diziden kopmuş ve farklı ekranlardaki işlere kanalize olmuştu sanırım. Reytingler hakikaten kötü geldi. Bunu bir kenara koyun... Senaristler de az değil hani. Kardeşim sevgilin kaçırılmış, ortada yok, onu bırakıp sırf hırsından kaynaklanan bir kavgaya neden girersin ki be Ömer’im? Ya da şöyle söyleyeyim, o sıralarda oyuncu kadrosu içinde “bu sahne hikayenin ruhuna aykırı” diyecek kimseler yok muydu? Bu işler sadece senaristleri suçlamakla olmuyor ki; itiraz yoksa kafasına göre akıp gider. Nereye mi? Söyleyip de can sıkmak istemem!